Bugünkü Yazarlar Tüm Yazarlar
Nevin Balta

Nevin Balta

SÖZÜN ÖZÜ

100. Yılında Başkent’in Meydan Adları Üzerine

Mustafa Kemal’in 16 Ocak 1923’te İzmit’te gazetecilere yaptığı açıklamada başkentin Ankara olacağını söyler ve bu ifadelerinin benzerlerine Ekim ayındaki basın açıklamalarında sıkça rastlanır. Konuya yakın ilgi duyan İstanbul basını temsilcilerinden Tan gazetesi, bir muhabirini Mustafa Kemal’le görüşmek üzere Ankara’ya göndermiş ve yöneltilen sorular arasında başkent meselesi de gündeme gelmişti. Mustafa Kemal, Vakit gazetesine yaptığı bir açıklamada; Ankara’nın birkaç gün içinde bir başkentin barındırması gereken şartlara sahip olamasa da şimdiden bazı şartları barındırdığını, Ankara’nın ileri gittiğini, nüfusunun üç misli derecesinde çoğaldığını ve her tarafta yeni binalar yapıldığını belirterek sözlerini şöyle tamamlar: “Ankara bir göz bakışıyla görülür ki değişmekte ve inkişaf etmektedir. Başlangıç çok şeyler vaat ediyor.”

13 Ekim 1923’te Anayasaya konan ek bir madde ile Ankara, yeni devletin başşehri olmuş, Cumhuriyet’in ilanı için bir adım atılmıştı. Şevket Süreyya Aydemir Ankara’nın başkent olmasını “Önemli bir olay, manalı bir hâdise” olarak ifade etmekte, “İstiklâl mücadelesinin gelenek ve hatıralarına asil bir saygı ve bağlılık nişanesi” olarak görmekteydi.

Başkentin Unutulan Zafer Meydanı-Zafer Parkı

13 Ekim 1923’te başkent ilan edilmesinin 100. yılını kutladığımız Ankara’ya Cumhuriyet’in başkenti kimliğini kazandıran cadde, sokak, bulvar, meydan vb.nin biçimlerinin zaman içinde değiştiğini üzülerek görüyoruz. Ankara, bir Anadolu kasabasından bir başkente evrilme sürecinde, çok özel bir örnek olarak dünya tarihindeki yerini aldı. İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e giden yolda Ankara, başkent ilan edildiği günden itibaren çağdaş bir anlayışla planlanmıştı.

Ankara başkent ilan edildikten sonra gereksinim duyulan temel kentsel altyapı çalışmalarını yürütebilmek için dönemin ilgili bakanlığı tarafından Lörcher Planı’ndan başlayarak, yeni başkentte meydanlar oluşturulması öngörülmüştü. Bu meydanlar dönemin şehircilik ve planlama anlayışının bir uzantısı olarak kentin gündelik yaşamında önemli alanlar olarak görülmekteydi. Ancak 1950’li yıllara kadar geçen süreçte öngörülen meydanların farklı planlama çalışmalarında değiştirildiği, uygulamalarda müdahaleye uğradıkları bilinmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca başkent Ankara için yapılması planlanan bu meydanların ya tasarım sürecindeki karar değişiklikleri ya da uygulamadaki müdahalelerle meydan vasfını kaybettiği ya da ortadan kalktığı görülmekte. 1924-1925 yıllarında Lörcher Planı’nda öngörülen bazı meydanlar daha sonra 1928 yılında yürürlüğe giren Jansen Planı’nda şekil değiştirmiş ya da korunmayarak ortadan kaldırılmıştır. Günümüze gelene kadar Cumhuriyet’in kuruluşu sonrasında tasarlanan meydanlardan çok azının meydan vasfıyla veya tasarımıyla kaldığını söyleyebiliriz. Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kalanlar ise Ulus Meydanı (Hükümet Meydanı), İtfaiye (Hergele(n) Meydanı, Kızılay Meydanı (Cumhuriyet ve Kurtuluş Meydanı), Sıhhiye Meydanı, Anadolu (Tandoğan) Zafer Meydanı.

Ankara’nın ilk meydanlarından Millet Meydanı, 1930’da sonra “Ulus” adını aldı. Meydan tasarladığı hâliyle inşa edilmiş, Heinrich Krippel’in eseri olan “Ulus Heykeli, 1927’de Taşhan’ın önündeki bu meydana yerleştirilmişti. Ulus Meydanı, 1950’li yıllara kadar tasarlandığı hâliyle kaldı. 1954’te Ulus İşhanı binası, 1967’de Anafartalar Çarşısı, 1980’lerde 100. Yıl Çarşısı ile birlikte ticari ve yerel işletmelerle ve kamu binalarıyla âdeta Ankara’nın kalbiydi. 2000 yılarda ise “Ulus Tarihi Kent Merkezi Projesi” birlikte değişiklikler gündeme geldi.

Cumhuriyetle yaşıt isimleri taşıyan meydanların, Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki görüntüsü ve meydan vasfının yok olduğuna şahit olduğumuz Zafer Meydanı’ndan bahsetmek istiyoruz.

Lörcher ve Jansen Planları’nda tasarım olarak benzer şekilde yer alan Zafer Meydanı-Zafer Parkı’nın Kızılay Meydanı ile Sıhhiye Meydanı arasında yer alması öngörülmüştü. 1927 yılında İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın eseri Mareşal Atatürk Anıtı’yla simgeleşen meydan, Atatürk Bulvarı’nın her iki tarafında ayrılmış kare şekilli iki yaya meydanı biçimde tasarlanmıştı. Zafer Meydanı, Atatürk Bulvarı’nın her iki yanında binaların çoğalmadığı dönemlere kadar sadece Sağlık Bakanlığı yapısı ile anıldı. 1980’lere kadar Atatürk Bulvarı’ndaki yaşamın bir parçası hâline gelen meydan, başkentin uzun süre meydan vasfını koruyan alanlarından biriydi. 1980’li yıllarda Ankara Belediyesi tarafından meydanın bir tarafının altı yer altı çarşısı hâline getirilmesi sonrasında çarşının üstünde kalan kısım atıl ve kullanılamaz bir alan biçimini almıştır. Çarşı üstündeki alan ne yazık ki artık Ankaralıların gözünde meydan olmaktan çıkmıştır. Zafer Parkı ise hâlen park olarak kullanılmaya devam ediyor. 2000’li yıllarda Atatürk Bulvarı zincirli havuzlarla ortadan ikiye bölünmesi ile Zafer Meydanı’nın tasarlandığı hâlinden farklı olarak meydan vasfını yitirdiği söylenebilir.

Ankara’nın geleceğini kavramak ve inşa etmek için Ankara odaklı projelerin ve kent üzerine yapılan mimari araştırmaların kentin geleceğine katkısı göz ardı edilemez. Kentin cumhuriyet kimliğini yansıtan açık alan ve parkların tarihsel özelliklerinin korunması, Ankara’nın modern kentsel geçmişi ile yeniden ilişkilendirilmesi önemlidir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları