1. YAZARLAR

  2. A.Öner PEHLİVANOĞLU

  3. TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ-6 1960-1991
A.Öner PEHLİVANOĞLU

A.Öner PEHLİVANOĞLU

BAKIŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ-6 1960-1991

A+A-

Değerli okuyucular merhaba,

Tarihi gerçekleri yok sayan ABD Başkanı Biden'in sözde Ermeni iddiaları  hakkında yapmış olduğu açıklamasına cevaben Başkan Biden'e gönderdiğim kişisel mesajım aşağıdadır.

Sizde mesajınızı aşağıdaki adrese gönderebilirsiniz.

https://www.whitehouse.gov/get-involved/write-or-call

USA President Joseph Robinette Biden Jr.

White House

Washington D.C.

USA

Dear President,

As a Turkish citizen, I reject your statement dated April 24, 2021, which acknowledges the so-called Armenian claims, ignoring the historical facts and the decision of the European Court of Human Rights dated 15 August 2015.

As this statement will affect Turkish-American relations negatively, I am sure that you will be criticized in front of History, as well.

I believe that the decision on whether the enforced immigration measures taken by my ancestors in order to protect themselves against the Armenian betrayal during the 1914-1916 Turkish-Russian war should be taken  not by politicians but by historical researchers and the International Court of Justice

My deepest regards,

A.Öner PEHLİVANOĞLU"

***

ABD Başkanı Sayın Joseph Robinette Biden Jr.

Sayın Başkan,

Bir Türk olarak, Tarihi gerçekleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 15 Ağustos 2015 tarihli kararını yok sayarak sözde Ermeni iddialarını kabul eden 24 Nisan 2021 tarihli açıklamanızı red ediyorum. Bu açıklamanız nedeniyle,  Türk-Amerikan ilişkileri olumsuz etkileneceği gibi, Tarih önünde eleştirileneceğinizden eminim.

Atalarımın , 1914-1916 Türk-Rus harbi sırasında yaşanan Ermeni ihanetine karşı kendini korumak amacıyla aldığı mecburi göç tedbirlerinin ne derece adil olup olmadığı konusundaki kararın siyasetçilerin değil, tarih araştırmacılarının ve Uluslararası Adalet Divanı'nın vermesi gerektiğine inanıyorum.

En derin saygılarımla,"

**

Bu gün, 1960-1991 dönemi Türk-Rus ilişkilerini inceleyeceğiz,

1960 yılına gelindiğinde, soğuk savaş on yıldır devam etmektedir. Stalin'in ölümü sonrasında, Rusya, 1953 yılında açıkça Türkiye'ye yönelik herhangi bir toprak istemi olmadığını vurgulamış ise de, Türk yöneticilerinin Sovyetlere kuşkulu bakışı değişmemiştir.

Türkiye'de on yıldır iktidarda olan Menderes hükümeti ekonomik kalkınmaya öncelik vermekte, ABD'ye yakın komünizm karşıtı bir dış politika uygulamaya çalışmaktadır. Menderes Hükümeti  ekonomik kalkınma için ihtiyaç duyduğu 300 milyon dolarlık krediyi ABD'den talep etmiş olumlu cevap alamayınca, bir süredir 500 milyon Dolar kredi önerisi olan Rusya ile görüşmeye karar verir. ABD ve NATO'ya haber vermeden gizli yürütülen ikili görüşmeler sonunda Başbakan Menderes'in Moskova ziyareti de  kararlaştırılır.

12 Nisan 1960'ta, tarafların aynı anda yaptığı açıklamalardan dünya kamuoyu Türk-Rus ilişkileri hakkında haberdar olur.

Türk-Rus yakınlaşması hakkında açıklamayı takip eden günlerde, Türkiye'de İncirlik hava alanında üslenmiş ABD U-2 casus uçağı krizi yaşanır. Casus uçak ve pilotu Garry Powers Adana'da İncirlik'te görevlidir. İncirlik'ten kalkan U-2, Pakistan'ın Peşaver üssüne uğradıktan sonra Rusya semalarında uçarak keşif ve istihbarat toplamaktadır. U-2 uçağının Rus Hava Savunma Kuvvetleri tarafından düşürülmesi ile  ABD'nin Rusya hakkında gizli istihbarat faaliyeti icra ettiği ortaya çıkarılmıştır. Türkiye komşu ülkeye yönelik casusluk faaliyetleri için topraklarını ABD'ye açmıştır. Bu durum SSCB'nin yoğun eleştiri ve kınamasına neden olmuştur.

U-2 casus uçak krizi henüz soğumadan Türkiye'de 27 Mayıs 1960'ta Silahlı Kuvvetler İdare'ye el koyar. Menderes'in Moskova'yı ziyareti planlanırken meydana gelen darbe Moskova için şok olmuştur.

Darbeyi izleyen yıllarda, Cemal Paşayı ziyaret eden  Rus Büyükelçisinin Cemal Paşa'nın "Atatürk-Lenin döneminde kurulmuş olan dostluğun yeniden kurulmasını" özleyen ifadelerine cevaben , Nikita Khruçev gönderdiği mektubunda; "ilişkilerin gelişmesi için Türkiye'yi tarafsızlık politikasına davet eder. Ve geçmişe takılı kalmadan artık adım adım, eski devirlerde var olan güven duygusunu yeniden tesis edelim" der. Kruşçev'in mektubundan şu gerçek Ortaya çıkıyordu; Ruslar bizim ABD ve NATO ile yakın ilişkilerimizden rahatsızlık duymaktaydı.

1959'da NATO'nun nükleer savunma planı kapsamında NATO Saunma Konseyi'nin Türkiye'ye yerleştirdiği nükleer başlıklı ABD Jüpiter füzelerinin varlığının 1960'larda Rusya tarafından tespit edilmesinden sonra, karşılık olarak Rusya nüfuz bölgesi olarak gördüğü Küba'ya SS-4, SS-5 nükleer başlıklı füzeleri yerleştirir. U-2 krizi nedeniyle eleştirilen CIA yerine görevlendirilen ABD Hava Kuvvetleri İstihbarat uçakları Rus SS-4, SS-5 füzelerinin Küba'da mevzilendiğini 14 Ekim 1962 günü tespit eder. Durumu öğrenen ABD Başkanı Kennedy, Küba'ya füze getirmekte olan gemilerin trafiği dahil, Küba adasına abluka uygulama kararı alır. ABD Silahlı Kuvvetleri en üst düzey alarm durumuna geçer, ABD nükleer düelloya hazırdır, Kennedy, Kruşçev'den füzelerin derhal sökülmesini ister. Yaşanan krizde, ABD için Küba, Rusya için Türkiye öncelikli hedef haline gelmiştir. Türk Hükümeti ve Türk halkı gelişmelerden habersizdir.

Türkiye'deki üsler ve bu üslerde bulunan nükleer silah başlıkları, Rusya'yı haklı olarak rahatsız etmiş, nükleer silahların varlığı soğuk savaş döneminde Türk-Rus gerginliğinin önemli unsuru haline gelmiştir. Kruşçev ve Kennedy arasındaki mektuplaşmalardan sonra, Küba'daki Rus füzeleri sökülür. Ruslar bu arada, Ankara'da Türk Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin nezdinde bir teşebbüste bulunurlar; "Türkiye'de bulunan Amerikan üslerinin kapatılmasını" önerirler, öneri Dışişleri Bakanı tarafından red edilir. NATO Konseyi'nin kararı alındıktan sonra da Türkiye'deki Jüpiter füzeleri 25 Nisan 1963'te sökülür ve Polaris Denizaltı'lara yüklenir. Kriz sona erer ancak krizin etkisi ilişkilere yansır.

Soğuk Savaş döneminde, yumuşama politikasının en somut ve en önemli sonucu olarak, 1970'lerin başında, Soğuk Savaş koşullarındaki Avrupa'nın bölünmüşlüğüne son verilmesi, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve katılan devletler arasında bu amaca yönelik iş birliğinin geliştirilmesi düşüncesiyle, Türkiye ve Rusya'nın da üye oldukları  (AGİK), Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konfransı açılmasıdır. 1975 yılında Helsinki'de düzenlenen AGİK toplantısında,  Doğu ve Batı ülkelerinden 35 devletin katılımı ile kabul edilen Helsinki Nihai Senedi yeni bir dönemin başlangıcı olur. Senet güvenlik ve sınırların değişmezliğini güvence altına alıyor, ekonomik işbirliği esaslarını düzenliyor,  insan hakları konusunda tarafların  uyacağı ilkeleri ve basın özgürlüğü ile ilgili hükümleri içeriyordu. Senet, SSCB'nin yıkılmasına ve Warşova Paktının dağılmasına giden yolu açmıştır. Bu tarihten sonra, SSCB ve peyk ülkelerde, özgürlük hareketleri güç kazanıyor. Helsinki Nihai Senedi, ulusların kaderini değiştirmiş, Avrupa'da 45 yıldır süren Sovyet hakimiyetini sona erdirmiştir.

1970'lerde Helsinki Nihai Senedinin açtığı yolda, Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkiler ekonomik alanda yoğunlaşır, 1977'de, 1.8 milyar dolarlık kredi anlaşması imzalanır. 1984'te, Türk-Rus Doğal gaz anlaşması yapılır. 1985'e gelindiğinde, dünyada iki süper güç ABD ve Rusya ve iki süper gücün ve müttefiklerinin silahlı kuvvetlerinin oluşturduğu NATO ve Warşova Paktı varlığını korumaktadır.

Mart 1985'te Mihail Gorbaçhev SSCB Komünist Partisi Genel Sekreterliğine seçildiğinde devasa ve fakat mali yönden sıkıntı içinde olan bir devletin liderliğini üstlenmiştir.

Atatürk'e hayranlığını; "Şimdi sana anlatacağımı kimse bilmez! Benim özel çalışma masamda yıllardan beri bir resim durur: Atatürk'ün resmi. Bence Atatürk 20. yüzyılın en büyük liderlerinden birisi ve Türkiye için inanılmaz şeyler yapan, bir mucizeyi başaran, hayranlık duyduğum bir kişiliktir" kelimeleri ile ifade eden Mihail Gorbaçhev ülkesinde yeni ve reformist bir kadro oluşturduktan sonra, ekonomik ve sosyal sorunlar yaşayan SSCB'de, 1985'ten itibaren prestroyka ve glasnots  politikasını uygulamaya koyar. Gorbachev, politikasını kendisi şöyle savunur;

 " Glastnots ve Prestroyka, köhneleşmiş sosyalist ekonomik sisteme vurulmuş bir darbe ve SSCB'nin gelişmesi için atılmış bir ve son adımdır."

 

SSCB'nin 1979'dan beri sürdürdüğü Afganistan macerası dahil, Soğuk Savaş döneminde artan askeri harcamalar ülke ekonomisini bozmuş toplumsal ihtiyaçları karşılayamaz hale gelmiştir. 1990 yılına gelindiğinde ABD'nin başlattığı "yıldız savaşları projesi" bloklar arasındaki silahlanma yarışını hızlandırmıştır; ancak, Rusya ekonomik nedenler ile silahlanma yarışını sürdürmekte zorlanır. Günler yeni oluşumlara gebedir.

1970'lerden beri Afganistan'da ABD'nin beslemesi, Taliban'a karşı savaşı sürdüren Rusya'da 1985'te başlayan Gorbaçev dönemi içinde Afganistan'dan çekilir.

Soğuk Savaş döneminde Türkiye-Rusya arasındaki ilişkiler genelde "gergin" ve "mesafeli"dir. Bu dönemde, Türkiye'nin, başta ABD olmak üzere  müttefik ülkeler ile ilişkilerinde gerginlik yaşandığı dönemlerde  Rusya'ya yaklaştığı görülür. Örnek olarak,  ABD ile ilişkilerin ciddi düzeyde sarsıldığı 5 Haziran 1964 "Johnson Mektubu" olayı sonrası ve 1974 Kıbrıs müdahalesinin ardından gelen Amerikan silah ambargosu akabinde Türk-Sovyet ilişkileri göreceli olarak gelişmiş, 1975 yılında Rus sermayesi ile kurulan İskenderun Demir-Çelik Fabrikası açılmış, 1978 yılında dostluk, iyi komşuluk ve işbirliğine dayalı bir siyasal belge imzalanmış, yine 1984'de bir doğal gaz anlaşması, 1989'da ise Sınır ve Kıyı Ticareti Anlaşması imzalanmıştır. Ancak tüm bunlar, Türk-Rus ilişkilerindeki şüpheci yaklaşımı değiştirmeye yetmemiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından Rusya'nın Boğazlarda üs ve Doğu Anadolu'da toprak talepleri unutulmamıştır.

Aralık 1991'de Yeltsin ve Gorbaçev, dünya siyasetinde 74 yıl boyunca önemli bir aktör olan SSCB'nin son bulduğunu resmen duyururlar; soğuk savaş sona erer,  SSCB dağılır.

SSCB'nin dağılışı sonrasındaki gelişmeleri önümüzdeki haftalarda inceleyeceğiz.

Sağlık ve esenlik dileklerimle,

 

NOTLAR

1. DergiPark, Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türk-Rus İlişkileri, Doç. Dr. Muzaffer Ercan Yılmaz

2 Öymen, ONUR, Silahsız Savaş, Remzi Kitapevi, Eylül,2002,s.116,117

3 Öymen, s.132

4 https://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı

5 Milliyet Gazetesi, 22.07.1997, Zülfü Livaneli.

6 Yn: Glastnots, açıklık, Prestroika, yeniden yapılanma.

7 Gorbaçev, 1988, BM Genel Kurul Toplantısı, NewYork

8 Girgin Kemal, Ruslarla, İstanbul, 2004, İlgi Kültür Sanat s. 367-372.

 

Bu yazı toplam 160 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar