1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Brüksel toplantısının muhtemel başlıkları
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Brüksel toplantısının muhtemel başlıkları

A+A-

Brüksel'de, 14 Haziranda NATO zirvesi var. Zirve NATO açısından çok önemli. Çünkü NATO'nun bir anlamda gelecek yol haritasının belirleneceği ifade ediliyor. Bilindiği gibi NATO (Kuzey Atlantik Savunma Organizasyonu) II. Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliğinin Avrupa'ya doğru ilerlemesinin önünü kesmek için kurulan bir askeri topluluktur. Sovyetler Birliği de NATO'ya karşı Varşova Paktını kurmuştu. 1990ların başında Sovyetler Birliği, Başkan Gorbaçov'un Batı tarafından satın alınması sonucu "Glastnost-Prestroia" girişimi ile komünizm ile birlikte tarihe karıştı. Tabii doğal olarak Varşova Paktı da tarih oldu, Berlin duvarı yıkıldı, yepyeni bir Avrupa, yeni bir dünya düzeni ortaya çıktı. Kısa bir zaman sonra eski Sovyetlerin yerini Rusya Devleti aldı. Tıpkı diğer emperyal ülkeler gibi Rusya'da bir emperyal ülke idi ve hayat sahasını genişletme gayretlerine durmaksızın devam etti. Nitekim yüzyıllarca amaç edindiği "sıcak denizlere inmek" hedefini sonunda Suriye, Libya gibi ülkelere yerleşerek gerçekleştirdi. Bu durum ABD'nin hiç istemediği bir durumdu çünkü Rusya'nın yayılmacılığı, ABD'nin menfaatleri ile tam bir zıtlık oluşturuyordu. Sonuçta Ortadoğu ve Balkanlar'da Rusya'yı çevrelemek için çok sayıda üs kurdu. Varşova Paktı'nın tarihe karışması sonucu NATO'nun konsepti değişti ve NATO terörle mücadele kapsamında ABD'nin bir anlamda manivelası konumuna geldi. Her ne kadar askeri gücü ABD ağırlıklı olsa da politik oluşumunda herhangi bir değişiklik sözkonusu olmadı. Bu genel bakış açısı altında önümüzdeki hafta Brüksel'de NATO Zirvesi gerçekleşecek.

Türkiye gibi NATO'nun en önemli ülkelerinden biri açısından toplantı, şu sıralar limoni olan ABD ile ilişkilerinin şekillenmesi yönünde önem taşıyor. Zira Biden başkan seçildikten sonra uzun süre Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonla görüşmemişti. Bu toplantı Erdoğan ile Biden'in başkan seçildikten sonraki ilk yüz yüze görüşmesi olacak. Türkiye'nin ABD ile gerek ekonomik gerek siyasi gerekse askeri ilişkilerinin devamlılığı açısından toplantı önem taşıyor. Lakin Biden ABD devleti içinden yetişen bir siyasetçi olduğu için ilişkilerin Trump dönemindeki gibi olmayacağı, daha kurumsal yapıların bu ilişkileri götüreceği de belli. Burada çok sıkıntılı ve birbirine tamamen ters olan mesele şu; ABD ve Türkiye NATO üyesi müttefikler olmasına rağmen ABD'nin Türkiye'nin altını oyuyor konumunda olmasıdır. Yani Suriye meselesi. Suriye'de bulunan PKK/PYD terör örgütü yıllardır ABD tarafından finanse ediliyor. ABD bu terör örgütüne binlerce tır dolusu silah ve malzeme veriyor. Başındaki Mazlum Kobani denen teröristi (kendine general rütbesi vermiş) Washington'da bir devlet yetkilisi gibi karşılıyor. Türkiye müttefiki olan ABD'ye bu örgüt terör örgütüdür, biz bunlarla mücadele ediyoruz bizim topraklarımızı almak istiyorlar diyor, ABD ise hayır terör örgütü değil bizim sahadaki en iyi müttefikimiz diyor. Hatta ABD Türkiye'nin artık "stratejik müttefik olmadığını" sıkça ifade edebiliyor. Yani işin kısaca gerçeği Türkiye PKK/PYD ile değil de aslında ABD ile mücadele ediyor. Bu arada tabii ABD yönetimi de Suriye'de Türkiye'ye fazla güven duymuyor ve işbirliği yapmıyor dolayısıyla bir politika değişikliğini beklememek gerekir. E, böylesi gerçeklik varken Brüksel'de ABD ile Türkiye'nin görüşmesi de çetrefilli olacaktır. Tabii yalnız Suriye meselesi değil, S-400'ler konusunda da ABD S-400'lerin Türkiye'de bulunmasına külliyen karşı. Türkiye'yi bu konuda sıkıştıracaktır. Türkiye ne yapabilir? Türkiye S-400'leri başka bir ülkede konuşlandırmayı düşünecektir ancak burada da Rusya faktörü devreye giriyor. Zira Rusya ile olan anlaşmaya göre, Rusya'nın onayı olmadan S-400'ler başka bir ülkeye satılamıyor, verilemiyor. Türkiye'nin ayrıca ABD'nin zorlaması sonucu S-400'leri bir başka ülkede konuşlandırması ya da satması egemenliği konusunda olumsuz yansıma yaratacaktır.

ABD ile aramızdaki diğer bir sıkıntı da ABD de görülmekte olan Halkbank davası. Bu davanın seyri de Türkiye'yi önemli ölçüde etkileyecek olduğundan Brüksel'de görüşülebilir konular arasında olduğu değerlendirilebilir. Yine Biden'in vurguladığı insan hakları meselesi de yabancı medyada taraflar arsında gündeme gelecek gibi ifade ediliyor. Tüm bunların ötesinde Rusya'nın çevrelenmesi açısından Türkiye'nin önemi çok yüksektir. Türkiye Azerbaycan'da bulunmakla Kafkasları kontrol edebiliyor. Bu durum ABD açısından önemlidir. Ama asıl mesele NATO'nun Afganistan'daki operasyonlarının devamlılığı konusudur. ABD kendi askerlerini Afganistan'dan çekiyor. Bu durumda yerine bırakacağı bir kuvvet lazım. Bunun da Türk askeri olacağı değerlendiriliyor. Burada Soros'un sözü geliyor hatırımıza "Türkiye'nin en iyi ihraç ürünü ordusudur." BAE de İngilizce yayınlanan The National gazetesinde geçtiğimiz günlerde çıkan bir haberde Afganistan'da Kabil'deki uluslararası Hamid Karzai Havalimanı'nın güvenliğini Türkiye'nin üstleneceği öne sürüldü ve Afgan yetkililere göre Türkiye'nin bu hizmet karşılığında NATO'dan 130 milyon dolar alacağı iddia edildi. Böyle bir NATO görevinde masrafların NATO tarafından karşılanması normaldir tabii. Bu konunun da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden arasında görüşüleceği değerlendirilmektedir. Dileriz görüşmeler ve tüm sonuçlar ülkemizin lehine olur. Lakin yapılacak tüm görüşmeler ABD'nin Türkiye karşısında Yunanistan'ın yanında durduğu, orada ve tüm çevremizde üsler kurarak Türkiye'yi çevrelediği, Suriye'de bize karşı hasmane bir tutum içinde olup vekâlet yolu ile de olsa toprak bütünlüğümüzü tehdit ettiği, Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimiz konusunda adil davranmadığı gerçeklerini ortadan kaldırmaz. Birçok alanda Emperyal güçlerin bize operasyon yaptığını sıkça dile getiriyoruz. Aslında şunu hiç unutmamak lazım. Dünya var olduğundan beri tüm devletler kendi hayat sahasını, kendi egemenlik alanlarını genişletmek için uğraşır. Bundan sonra da uğraşacaktır. Bunun için de varsa rakip devletlerin tespit ettikleri zayıf yönlerini istismar ederler. Ekonomik yaşamda da rakip şirketin zayıf olduğu yönü bulup oradan rakip şirketi zayıflatmak gibi bir şeydir bu. Biz de kendi hayat sahamızı (yani ekonomik, kültürel, siyasi her açıdan etkili olduğumuz alanımızı) genişletmek isteriz tabii ki. Örneğin Balkanlarda, Türk Cumhuriyetlerinde, Ortadoğu'da hayat sahamızı genişletmek isteriz. Tüm devletler gibi oralarda bunun için meşru çalışmalar da yaparız. Bu durum hayatın doğal akışıdır. Buna karşın başkaları da hayat sahasını genişletmek için bizim üzerimizde bunu yapmak isterler. Maalesef Emperyal güçler bu çalışmaları bazen meşru bazen de örtülü yollarla haince yapıyor. Bunun içinde halk dilinde operasyon çekmek denilen faaliyetleri yürütüyorlar. Operasyon çekilmemesi için ise ekonomik yapı, siyasi yapı, askeri yapı, kültürel yapı vb. mutlaka güçlü olmak zorundadır. Böylesi durumda ya operasyon çekemezler ya da çekilen operasyonlar her zaman boşa çıkar. Bu alanlardaki zafiyetler ne yazık ki günümüz Emperyal güçlerince istismara açık olan alanlardır. Türkiye gibi dünyanın en stratejik konumlarından birinde bulunan bir devletin üzerinde herkesin her zaman gözünün olacağı muhakkaktır. Türkiye bu esasa göre, her daim tedbirli olmak zorundadır. NATO toplantısında da tedbirli davranacağına şüphe yoktur.

Bu yazı toplam 91 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar