1. YAZARLAR

  2. Şahin ŞİMŞEK

  3. Aziz Mahmud Hüdai
Şahin ŞİMŞEK

Şahin ŞİMŞEK

MERCEK
Yazarın Tüm Yazıları >

Aziz Mahmud Hüdai

A+A-

İstanbul'umuzun manevi şahsiyetlerinden olan türbesi Üsküdar'da bulunan Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin bir kerametinden ve 1974 Kıbrıs barış harekatında bir askerimizin bu mübarek şahsiyetle bire bir yaşadıklarına değineceğim. 

1975 yılında öğle namazına yakın bir vakitte Hazret-i Pir'in türbesi önüne nur yüzlü bir genç gelmişti. O an tesâdüfen Azîz Mahmûd Hüdâyi Câmisi imamına rastladı. Genç imama selam vererek "Ben Azîz Mahmûd Hüdâi'yi görmeye geldim. Kendisiyle nasıl görüşebilirim? Acabâ şu an burada mıdır?" diye sorar. Böyle bir sual karşısında şaşıran imam Muharrem Efendi, "Oğlum! Evet Aziz Mahmûd Hüdâyi burada" dedi. Hazret-i Pîr'in orada olduğunu duyan genç sevinçle lütten beni onunla görüştürünüz dedi. Fakat buna bir mânâ veremeyen Muharrem Efendi, türbenin yanında olduklarından tekrar "Oğlum! Azîz Mahmûd Hüdâyi burada" dedi. Genç talebini tekrarlayarak "O zaman beni onunla görüştür" der. Muharrem Efendi hâlâ gencin hâlinden bir şey anlamadığından mes'eleyi çözebilmek için Evlâdım! Sen Azîz Mahmûd Hüdâi'yi tanıyor ve biliyor musun" diye sorar. "Ben Azîz Mahmûd Hüdâyi'yi yakından tanıyorum. Beni buraya o dâvet etti. Biz onunla ziyâret husûsunda sözleşmiştik. Benim geleceğimden haberi var" dedi. Sözün burasında Muharrem Efendi, meselenin farklı bir vechesi ve sırlı bir nüktesi  olduğunu anlayarak merakla sorar: "Evlâdım! Nasıl sözleştiniz?"

Genç bunun üzerine şöyle der:

"Efendim ben 1974 Kıbrıs harekâtında paraşütle indirilen komando gurubundandım. Biz ordumuzun denizden, Rumlar'ın da Beşparmak dağlarından karşılıklı mücâdelelerini sürdürdükleri bir hengâmede paraşütlerle atladık. Ancak hava pek rüzgârlı olduğundan her birimiz bir tarafa savruluyorduk. Ben de düşman hatlarına düştüm. Ağaçlık bir mevkîde iki yandan gelen cehennemî bir ateş altında kaldım. Ne yapacağımı bilemez bir halde büyük bir şaşkınlık içindeyken karşıma uzun boylu, heybetli ve nur yüzlü ihtiyar bir baba çıktı. Bana tatlı ve tebessümlü bir çehreyle baktı ve Oğlum! Burası düşman hattıdır. Ne işin var burada niçin tek başına bu hatta girdin dedi. Ben de, 'Baba! Ben gelmedim rüzgâr paraşütümü  buraya düşürdü' dedim. Nur yüzlü ihtiyâr hafifçe başını salladı. Ben de harbe geldim. Sizden evvel gönderildim. Buraları çok iyi bilirim. Hangi birliktensin oğlum? Gel seni onların yanına götüreyim!" dedi. Birlikte müthiş bir ateş topu altında yola koyulduk. O mübârek insan, gâyet sâkin bir yolda yürüyormuşçasına rahattı. Her hâli beni ayrı bir şaşkınlığa sevkediyordu. Bana adımı, nereli olduğum gibi  birçok soru sordu. Ben de istediği cevapları verdikten sonra iyice merak edip kendisini sordum, 'Baba! Ya sen kimsin?'. O da, "Oğlum! Bana Azîz Mahmûd Hüdâyi derler  dedi. Bende Baba! Sen bana çok büyük bir iyilikte bulundun. Şâyet memlekete sağ-sâlim dönersem, bir vefa borcu olarak seni ziyâret etmek isterim. Adresini verir misin? dedim. O güzel yüzlü insan, adres olarak sadece Oğlum! Üsküdar'a gelip kime sorsan beni sana gösterir. Bu arada birliğime gelmiştik. Minnet, muhabbet ve hürmetle bu güzel insanın elini öptüm. Kendisiyle vedâlaştım. Sonra da komutanımın yanına gittim. Beni bir anda karşısında gören komutanım, pek şaşırdı. Benim o ateş çemberinden nasıl  kurtularak birliğime ulaştığımı sordu? Yaşadığım bu mucizeyi iki kelime ile bir Allah dostu beni buraya getirdi diyebildim."

Savaş bittikten sonra memleketine döndüğünü anlatan genç, sözlerine şöyle devam eder: "Ancak Azîz Mahmûd Hüdâyi'nin bana yapmış olduğu iyilik hiçbir vakit aklımdan çıkmadığı için bir vefâ borcu olarak nihâyet ziyâretine niyetlenip Üsküdar'a geldim. Sorduğum kimseler "O mübârek bir zâttır" diyerek burayı târif ettiler. Efendim! İşte Azîz Mahmûd Hüdâyi ile böyle tanıştık. Artık himmet edin de beni kendisiyle görüştürün"

Hocaefendi bu sözler üzerine gence şöyle yanıt verir: "Aziz Mahmûd Hüdâyi, hayatta olan bir kimse değil, 1543-1628 yılları arasında yaşamış bulunan büyük bir Allâh dostudur. Herhalde seni buraya Fâtiha okuman için çağırmış olmalıdır! İşte türbesi!"

Bu cevabı duyan vefâkâr ve imanlı genç, daha o an öğrendiği hakîkat üzerine son derece müteessir oldu. Kendisini görmek niyet ve hasretiyle geldiği ve hayatını borçlu olduğu büyük velînin sadece türbesiyle karşılaşmıştı. Ellerini yüzüne kapadı; uzun bir müddet dua ederek içli içli ağladı.

Allaha emanet olun. Kalın sağlıcakla...

Bu yazı toplam 132 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar