A.Öner PEHLİVANOĞLU

A.Öner PEHLİVANOĞLU

BAKIŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Ayasofya

A+A-

Değerli okuyucular,

Sizlere bu yazım ile Ayasofya konusunu anlatacağım.

Ayasofya, dünya tarihinin üzerinde en çok konuşulan, belki de en önemli yapılarından biridir. Ayasofya binlerce yıllık bir mabed, Doğu Roma imparatorluğunun ve Konstantinopolis'in kalbi, İstanbul'un anahtarıdır. Bir yapı düşünün ki Doğu Roma, tüm ihtişamıyla buradan yönetilmiş, imparatorlar orada taç giymiş, neredeyse 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali olmuş; 916 yıl baş kilise, 477 yıl cami olarak iki büyük dine hizmet etmiştir. Ayasofya kelimesi Yunanca'da "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir. Ayasofya'nın bulunduğu yerde ilk kilise Megale Eklesia, imparator Konstantin tarafından 360 yılında inşa edilmiştir. Kilise, 404 yılında bir halk ayaklanması sonucu tahrip edilmiş, kullanılamaz hale getirilmiş, çok değil 11 yıl sonra tekrar ve eskisine benzer yapıda ikinci Ayasofya inşa edilmiştir. Mimarı Rufinos olan bu yapı da, imparatorluğa karşı birleşen bir grup halkın gerçekleştirdiği "Nika İsyanı" ile tahrip edilmiştir.

Ayasofya olmadan, ülkesini yönetmekte zorlanabileceğini düşünen İmparator Justinianus, 532 yılından itibaren iki büyük mimar Milet'li İsidoros ve Tralles'li Anthemios'a yeni Ayasofya'yı 5 yıl içinde inşa ettirmiştir. Justinianus'un hayallerindeki "Büyük Roma" idealini simgeleyen Ayasofya, Justinianus için öylesine önem arz eder ki tarihçi Prokopios'a göre imparator, mabedin açılışında, "Ey Süleyman seni geçtim!" diyerek tarihteki en önemli dini yapılardan bir diğeri olan Kudüs'teki Süleyman Mabedi'ni aştığını işaret etmiştir.

Sunu Mozaiği, Ayasofya'yı büyüleyici yapan yapıtlardan biridir. Sunu Mozaiği'nde, kucağında çocuk İsa bulunan Meryem Ana'ya şehrin maketini sunan Konstantinos, sağda ise Ayasofya'nın maketini sunan Justinianus tasvir ediliyor. Güney galerideki "Deisis" adıyla bilinen ve sırasıyla Hz. Meryem, Hz. İsa ve Hz. Yahya figürlerini barındıran, son mahkeme sahnesinin yer aldığı mozaik, Apsis Mozaiği, Zoe Mozaiği, İmparator Aleksandros Mozaiği. Tüm bunlar, Ayasofya'nın ürpertici güzelliğinin, sanatsal yönünü gösterir. Ayasofya, isyanlar ve depremler dışında özellikle Haçlı Seferleri sırasında saldırıya uğramış, tahrip edilmiş, içinde bulunan bir çok değerli eser çalınmıştır.

1453 yılında, Padişah 2. Mehmet İstanbul'u alınca, binlerce yıllık Roma İmparatorluğu tarihe karışmış, fetih sonucunda birçok tarihçiye göre, Orta Çağ kapanmış ve yeni bir çağ açılmıştır. Dünya tarihini değiştiren bu fethin sembolü ise Ayasofya'dır. Müslümanlar şehrin ismini İstanbul olarak değiştirmiş ve Ayasofya'yı zaferlerinin ve kent üzerindeki egemenliklerinin göstergesi olarak camiye çevirmiştir.

477 yıl cami olarak kullanılan Ayasofya, 1 şubat 1935'te, Türk Boğazları ile ilgili Montrö görüşmeleri öncesinde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ve bakanlar kurulunun kararıyla müzeye çevrilmiştir.

1935 yılında Ayasofya'nın müzeye çevrilmesi kararının gerekçesini bilmeyen radikal çevreler, kararı eleştirmekte ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e hakarete varan ifadeler kullanmaktadır.

Değerli okuyucular, gelin şimdi, birlikte Ayasofya'nın müzeye çevrilmesinin hikayesini okuyalım;

Lozan Antlaşması'na göre, Türk Boğazları olarak bilinen Çanakkale ve İstanbul Boğazları askerden arındırılımış bölge olarak tanımlanmıştı. Lozan hükümleri gereğince, Boğazlar'n doğu kıyısından 15 km. doğudan, batı kıyısından 15 km. batısından geçen hatlar arasında kalan bölgede ve İstanbul'da Türk askeri bulundurulamıyordu. Boğazları yöneten  Boğazlar Komisyonunun bir savunma gücü yoktu. Bir diğer ifade ile Türk Boğazları, korunmasız ve savunmasızdı.

 II. Dünya Harbi'nin kaçınılmaz olduğu hakkındaki öngörüsünü 1931'de görüştüğü ABD Generali Mc Arthur'la konuşmasında dile getiren Mustafa Kemal Atatürk, Lozan'da kabul edilmiş olan Boğazlar Rejimi'ni değiştirerek Boğazların Türk Devletinin kontrolüne geçmesini ve Boğazlar'ın Türk Silahlı kuvvetleri'nin savunma sorumluluğuna  alınmasını sağlayacak tedbirleri almak ister.

Karadeniz'in güvenliği ile Hitler ve Mussolini'nin Türk Boğazlarını geçerek Rusya'ya olası saldırısını gerekçe göstererek Rusya'nın da desteğini alan Türkiye, Lozan'da kabul edilmiş olan Boğazlar sözleşmesinin yerine Boğazların T.C. Devleti kontrolüne geçişini sağlayacak  Montrö Antlaşması hazırlıklarına başlar. Hitler'in Avrupada yarattığı tehdidi yakından yaşayan başta Avrupa ülkelerinin Boğazlar rejiminin değiştirilmesi konusunda ikna edilmesi gerekmektedir.

Antlaşmaya taraf olan Ortodoks dinine mensup olan ülkeler bu antlaşmanın kabulü konusunda ikna etmek için Türkiye, İstanbul'un Sultan II. Mehmet tarafından fethi ile cami olarak kullanılmaya başlanan ortodoks kilisesi Ayasofya'yı 1935'te müze haline getirme kararı alır. Böylece özellikle Türkiye dışındaki Ortodoks dünyasının sempatisinin desteğini kazanıp Montrö Antlaşması'nın kabulünü sağlar. Türkiye, Avrupa devletleri için en bunalımlı çağda uluslararası Montrö Antlaşmasının kabulünü gerçekleştirerek Boğazların ve dolayısıyla Türkiyenin güvenliği için önemli bir başarı sağlar.

1936 yılında, Montrö antlaşmasının kabulü ile, Türk Boğazları T.C. Devletinin hükümranlık alanı olarak kabul edildi. Türk silahlı Kuvvetleri Boğazları koruma ve savunma sorumluluğunu üstlendi. Montrö Antlaşması'nın kabulünü izleyen günlerde, Türk Askeri İstanbul'a girdi.

Ayasofya'nın 1935'te müzeye döndürülmesinin ana sebebi Montrö Antlaşması'nın kabulü konusunda Ortodoks dünyasının desteğinin sağlanmasıdır. Bu karar diplomatik bir jesttir. Bu bir fetihtir, bu bir zaferdir, bu aklın gücüdür.

Yaklaşan II. Dünya harbinin kara bulutları ufku kaplamış iken Mustafa Kemal Atatürk'ün Montrö Antlaşması'nı gerçekleştirmesi, Atatürkün her zaman minnet ve şükran duyguları ile anacağımız başarılarından sadece biridir. Atatürk İstanbul'u feth eden ikinci Fatih olmuştur.

Sağlık ve esenlik dileklerimle.

Bu yazı toplam 179 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar