Mehmet Eyüp Yardımcı

Mehmet Eyüp Yardımcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Yüksek nem

A+A-

Yenikap'dan Hacıosman Metrosu'na bindiğinizde, ilk durak Vezneciler'in ardından sizi sabahın güneşi ve o güneşin ışıltıları altında Haliç karşılar.

Haliç ve "İstanbul Boğazı Efsanesi" gelir ister istemez insanın aklına; "Kral Byzas'ın anneannesi ve Hera Tapınağı'nın rahibesi İo, Zeus ile aşk yaşamaktadır. Zeus ve İo birgün birlikteyken, Zeus'un eşi ve baş tanrıca Hera durumun farkına varır. Bunun üzerine baş tanrı İo'yu boynuzlu bir ineğe çevirir. Başına diktiği dev, kralın adamları tarafından öldürülünce Hera, İo'nun başına bu sefer bir sinek musallat eder. İo o sinekten kaçarken; yolları, ovaları, dağları ve hatta kıtaları aşar ancak bir türlü kurtulamaz. Sonunda derin bir vadinin kenarına denk gelir: İstanbul Boğazı. Tam vadiyi geçerken, alan suyla dolar ve İstanbul Boğazı oluşur.

Haliç'in hikâyesi bu efsaneye bağlantılır. İo sinekten kaçarken, boynuzunu oradan oraya vurur ve toprak parçalarını birbirinden ayrır, derin yarıklar oluşturur. Bunlardan birisi de Haliç'tir. Daha sonraları İngilizce altın-altından gelen 'golden' ve boynuz anlamına gelen 'horn' kelimeleri ile adlandırılır."

Haliç'in hikâyesi böyledir ama günün ışıklarıyla gözünüz kamaşırken, Haliç'in her iki yakası tıpkı Mehmet Akif Ersoy'un Süleymaniye Kürsüsünden şiirinin;

Köprü'den çok geçerim; hem ne kadar geçtimse,

Beni sevk etmedi bir kerrecik olsun ye'se,

Ne Halîc'in o yosun çehreli miskin suları;

Ne onun hilkate küsmüş gibi durgun kenarı!

Herkesin hissi bir olmaz. Meselâ karşıdaki,

Sâhilin, başbaşa vermiş, düşünen, pis, eski,

Ağlamış yüzlü, sakîl evleri durdukça, sizin,

İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lâkin,

Bak benim öyle değil... Siz de biraz şâir olun:

Meselâ, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun,

Cedd-i merhûmu aceb sal mı demekten ne çıkar?

Geliniz farz edelim biz bunu: Sâbih bulvar!

Köprüler asma imiş Avrupa âfâkında...

Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Şark'ın da,

Böyle daldırma olur... Hem açınız âsârı,

Köprünün nerde görülmüş, hani, tahte'l-bahrı?

Anladım: Ben ne kadar şi're özensem de, demek,

Seni, ey sevgili kàri', bu telâkkî, pek pek,

Azıcık güldürecek... Yoksa öbür yanda, hazin,

Bin hakîkat sırıtırken kıyısından denizin,

Diyeceksin ki: «Hayâlin yeri yoktur... Boşuna! »

Ya şu timsâl-i İlâhî de mi gitmez hoşuna?

 

Dizeleri gibidir o zamandan bu yana hiç değişmeden…

Zıtlar dünyasının yansımasıdır Haliç bir nevi aslında.

Güzel - Çirkin,

Zengin - Yoksul…

Birbirine sırt dayamış virane evlerin ardında yüksek plazalar arz-ı endam eder, içindeki barındırdığı maddiyatın kölesi olmuş, ruhsuzların âleminden çıkmışlarla.

Futbolumuzda bu zıtlıklar dünyasının bir yansımasıdır, yeşil çimler üzerine varın ismine isterseniz siz "Hibrit" deyin.

Beşiktaş yeni başkanı ve yönetim heyetiyle birşeyler yapmaya çalışırken, hem yapılan yorumlara, hem de bazı yöneticilerin beyanatlarına bakınca, futbolun irtifa kaybı yol haritasını görebiliyorsunuz.

Paralı başkan zihniyetiyle, ellerden sandığa gitmiş oy pusula farkının bugün geldiği nokta; yönetimin gitmesi üzerine çetele tutmaya döndü.

Tabi asıl merak konusu; bugün, alkışlarla başkanlık makamına getirilmiş başkan ve yönetim heyetinin gitmesi Beşiktaş'a ne kazandırır?

Gazetecilik mesleği içinde yer almış bir gazetecinin kendi sosyal medya hesabı üzerinden açtığı "Beşiktaş satılsın mı?" anketi Beşiktaş'ın gelecekteki kazancının ne olacağının ayak sesleridir. Gerçi sadece Beşiktaş için değil, tüm kulüplerimizin satılması gerekli ana fikri bir şekilde algı operasyonlarıyla (ki bu operasyonları destekleyen mevcut yönetici zihniyeti ve icraatları da çokça yardımcıdır bu algıya) bu satış işi poh pohlanmaktadır.

Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yasa haline getirilmek istenilen madde; kulüplerimizin dernek ve şirket olarak iki ayrı bünyede değil yasa sonrasında sadece şirket bazında olacağı maddesini hatırlayacaksınız. Bu yasa oluşur, madde kabul edilirse yani kulüplerimiz artık birer şirket haline gelirse satışları da bir o kadar kolay olur.

Sakın hiçbir futbolsever kulüplerimizin satışlarının İngiltere Premier Lig havasında ve yasında olmasını beklemesin. Çünkü biz onu da tıpkı "VAR" gibi kendimize benzetiriz. Sizler sadece gözünüzü açar ve kapatırsınız sonra bakarsınız ki, kulüpler satılmış. Birileri şapkadan size tavşan diye yutturulmuş bir şey çıkarmış olur.

Beşiktaş adına böyle bir satışın ön yoklamaları gazeteci ve yönetici ağzıyla (Beşiktaşlılar ve sporseverler tarafından ilgiyle takip edilen www.duhuliye.com <http://www.duhuliye.com> sitesinde Erdal Torunoğulları'yla yapılan röportajda sayın Torunoğulları röportajın 1.13 ve 1.16 saniyelerinde tüm gelirler temlikli, yarın biz göreve geldiğimizde ne yapacağız? Biz de borç alacağız diyordu. Konuşmanın 1.38 saniyesi ise asıl bombayı orta yere bırakıyordu; Beşiktaş'ta satılacaksa satılsın sözleriyle)

Beşiktaş'ın mali durumu malum, bu zaten biliniyor ve hatta ufaktan ufaktan kulüp satışı bile dile getiriliyordu çünkü algı operasyonu başarılı şekilde çalışmaktadır.

Şimdi asıl bomba şu camia içindeki en büyük tehlike olan "Tamam bu kulüp satılacaksa, satılsın ama Katarlılara değil, gelsin Demirören'e satılsın" düşüncesinin dillendirilmesidir.

Daha düne kadar, kulübü batırdı hesap sorulsun denilen birisine umut diye sarılmak.

Fiyuuuv buyrun buradan yakın…

Birileri bunu düşünür, isterken Beşiktaş'ın vefakar taraftarı ise tıpkı Attila İlhan'ın; "Ben aşk nedir bilmem. Eski kafalıyım. Bir seni bilirim, bir de adın geçince sıkışan kalbimi." Sözlerindeki ruh haliyle tüm bu olanları izlemektedir.

İstanbul'u esir alan, insanı nefessiz bırakan sıcak ve nemli günlerde bakalım Beşiktaşlıları nefessiz bırakmak adına daha hangi eylemlerle karşılaşacağız.

Bu yazı toplam 1029 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar