1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Yalnız koronada değil fırsatçılık her dönemde
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Yalnız koronada değil fırsatçılık her dönemde

A+A-

 Türkiye 1979-80'den beri vahşi kapitalizmin iğrenç maskesi olan Neoliberalizm adı altında başta etik değerleri olmak üzere birçok değerini kaybetti ne yazık ki. Ticaret genel anlamda tabii ki kâr etmek için yapılır. Özellikle özel sektör yatırımları kâr amacı için kurulur. Bu iktisadi yaşamın temel kurallarından biridir. Lakin hani derler ya her şeyin bir haddi hududu vardır, işte bizim memlekette bu had hudut çizgisi bazı dönemlerde hiç de ahlaki olmayan biçimde aşılıyor. Esasen fırsatçılık 1980'den sonra insanımızın bir kısmının kanına işledi ve her dönemde yapılıyor ama özel dönemlerde fırsatçılık tavan yapıyor desek yeridir.

'Görünmeyen el'

Neoliberalizmin piyasa ekonomisindeki serbest fiyat ne yazık ki "serbest vurguna" dönüşmüş durumdadır. Neoliberalizmin temel anlayışı olan piyasa ekonomisinde fiyatların "görünmeyen el" tarafından belirlendiği ifade edilir. Neoliberalistler bu görünmeyen elin "tüketici tercihleri" olduğunu vurgularlar. Diğer bir deyişle piyasada fiyatları tüketicilerin tercihleri belirler. Bu, Neoliberalistlerin uydurduğu ve vahşi kapitalizmin gerçekleşmesi için kullandıkları yalan bir enstrümandan başka bir şey değildir. Çünkü tüketicilerin temel ihtiyaçları vardır ve bunları temin etmek zorundadırlar. En baştaki temel ihtiyaç da gıda ürünleridir. Biz piyasa ekonomisine karşı değiliz, biz vatandaşın göz göre göre soyulmasına karşıyız. Koronavirüs sürecinde gıda ve temizlik ürünlerinde fiyatlar uçtu gitti. Öylesi uçtu ki, devlet bile stokçulara ve fahiş fiyatla mal satanlara ciddi cezalar getirmek zorunda kaldı. Satıcılar fiyat istismarı yaparak hemen her gıda ya da temizlik ürününe fahiş fiyatlar koyabiliyorlar. Marketleri bir dolaştığınızda bunu kolayca görebiliyorsunuz. Nasıl olsa vatandaş hastalanmamak için temizlik ürünlerini daha fazla tüketecek, gıdayı daha güçlü almaya çalışacak, eli mecbur, öyleyse fırsat bu fırsattır yap zammı. Bir örnek verelim; koronadan önce kefir 3-4 TL civarındayken şimdi 7-8 lira civarında satılıyor. Neden çünkü probiyotik immün sistemi güçlendiriyor diye hiç tüketmeyen vatandaş bile tüketmek ihtiyacı hissediyor. E kardeşim hangi girdiye yüzde yüz zam geldi de sen de yüzde yüzden fazla zam yaptın? Ha madem ihtiyaç var o zaman fırsat bu fırsattır millet nasıl olsa alacak yap yüzde yüz zammı vur vurgunu. Ne yazık ki böyle... O zaman da bir kısım vatandaş bu ürünü alamıyor. Hâlbuki eski fiyatından sat, herkes alsın sen de sürümden kazan. Sanki 3-4 liraya sattığında yüzde yüz kâr etmiyor muydun? Şimdi de yüzde üç yüz kâr etmesen ölür müsün?

Etikette alış fiyatı da yazsın

Korona salgını ile ramazan dönemi çakışınca fırsatçılara da gün doğdu. Manava, markete bakıyorsunuz, pazara bakıyorsunuz Korona'dan önce 2,5 lira olan patates şimdi 5-5,5 lira. E ne oldu be kardeşim ne oldu da böyle zam yaptınız? Meyve ve sebze konusu iyi bildiğimiz bir konudur. Çünkü daha ilkokuldayken rahmetli babam bizim dükkânda peştemal bağlatıp yanında yardım ettirirdi. Beşiktaş'ta şimdiki kartal heykelinin olduğu Köyiçi meydanında manav dükkânımız vardı. Çocukluğumuz meyve ve sebzenin içinde geçti. Rahmetli ortanca amcam halden ya da bahçeden mal alır getirirdi. Rahmetli Babam ve Rahmetli küçük amcam da satışı sağlarlardı. O zamanlar her malın üzerinde etiket bulunması yasa gereği idi. Ancak etiketler iki bölümdü, etiketin solunda malın "alış fiyatı" sağında da "satış fiyatı"nın yazması mecburi idi. Alış fiyatı ile satış fiyatının arasında makul bir kâr olurdu. Örneğin üzüm 2 liradan alınmışsa 2,5 ya da 2,75 liradan hadi taş çatlasın 3 liradan satılırdı. Ama asla 4-5 liradan satılmazdı. Zira belediyelerin verdiği kâr marjları vardı ve bu kâr marjının üstüne satmazdınız. Belediye memurları sık sık denetleme yaparlar ve alış faturalarınızı isterler oradaki alış fiyatınızı görürlerdi. Faturadaki alış fiyatı neyse etiketteki de aynı olmak zorunda idi. Yoksa yüksek cezalar yazarlardı. Yüksek satış fiyatı yazdığınızda da yüksek ceza ile karşılaşırdınız. Yani devlet satıcıya karşı alıcıyı yani tüketiciyi korurdu ve bizimkiler de bundan hiç rahatsız olmazdı. Çünkü o kültürle yetişmişlerdi. Biz de o kültürle yetiştik. Ancak ne yazık ki 1980 sonrası devletin fırsatçılar karşısında vatandaşını koruma anlayışı ortadan kaldırıldı. Bize göre bu tamamen bilerek ve isteyerek Türkiye'nin gelişmesini ve kalkınmasını önlemek için yapılmış bir uygulamaydı. Çünkü hem ekonomik sistem değiştirildi hem de bu ekonomik sistem değişikliği sonucu bizi biz yapan "değerler" bilerek ve isteyerek yok edilmeye başlandı.

En stratejik ürün 

Beslenme bir ülkenin vatandaşları için en temel meseledir ve ancak iyi beslenebilen bireyler sağlıklı yaşama sahip olurlar. Bireylerinin sağlıklı olduğu toplumlar diğer ülke toplumlarına göre her alanda daha büyük gelişmeleri sağlayabilirler. Diğer bir deyişle ülkelerin gelişmesinin temeli sağlıklı bireyler, sağlıklı bireylerden oluşan sağlıklı yapının temeli de sağlıklı beslenmedir. O nedenle hep diyoruz ki "tarım en stratejik üründür" diye. Bütün bu değerlendirmeler sonucu şunu ifade etmek yanlış olmaz herhalde; bu fırsatçılığın ve vurgunculuğun önüne geçilmesi ülkemizin ve milletimizin yararınadır. Devlet, varlığının gereği olarak her işlevini vatandaşının yani kamunun yararına gerçekleştirmek zorunda olduğundan fırsatçılığın ve vurgunculuğun kalıcı ve etkili biçimde önüne geçmek için fiyatlara kalıcı bazı yasal düzenlemeleri getirmelidir. Gelişmiş ve adaletli bir ülke olmak istiyorsak bunu yapmalıyız. Koskoca ABD'nin bile bir solunum cihazı ya da iki maskeyi dahi üretemediği süreçte Koronadan sonra dünyada birçok değişiklik olabileceği gibi ekonomik sistemlerde de önemli değişiklikler olacaktır. Karma ekonomiler ve planlı kalkınma dönemleri vasıtası ile vahşi kapitalizmin ve açgözlü ihtiraslıların devri kapanacak, dünya kendisinin daha fazla tahrip edilmesine izin vermeyecektir. Aksi halde, Koronalar diyorlar ki; ey dünya insanları yeniden geliriz ve bu sefer çok daha acımasız oluruz. 

Bu yazı toplam 482 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar