1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Türkiye'nin NATO ile olan güven bunalımı
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'nin NATO ile olan güven bunalımı

A+A-

NATO (North Atlantic Treaty Organization- Kuzey Atlantik Savunma Organizasyonu) 4 Nisan 1949'da ABD liderliğinde Sovyetler Birliği'ne karşı kuruldu. Türkiye 18 Şubat 1952'de NATO'ya üye oldu. Kuruluş konsepti açısından Türkiye'ye çok ihtiyacı olan NATO, Türkiye'nin üyeliğini pazarlık konusu yaptı ve Türkiye'nin Kore savaşına asker göndermesi karşılığında Türkiye'yi kabul etti. NATO'nun başlangıçtaki kuruluş amacı Batı Bloku ülkelerini süper güç olan Sovyetler Birliği'nin mütecaviz bir hareketinden korumak amacına yönelikti. Sovyetlerin 1990'da dağılması sonucu NATO'nun beklediği bir Sovyet tehdidi de ortadan kalkmıştı. Tarihsel boyutta Rusya İmparatorluğu'nun devamında da Sovyetler Birliği'nin en vazgeçilmez hedefi sıcak denizlere yani Akdeniz'e inmekti. Bu durum Süveyş Kanalı'nın kontrolünü de sağlayacaktı. O zaman da Batı'nın enerji güvenliği tehdit altına girecekti. Bu sebeple Türkiye hayati önem taşıyordu. Çünkü Sovyetler ancak Türkiye üzerinden geliştirecekleri bir taarruzi harekâtla İskenderun'dan sıcak denizlere inebilirlerdi. Bu ihtimal karşısında Türkiye'nin görevi NATO'ya 48 saatlik bir zaman kazandırmaktı. Ancak Sovyet tehdidi ortadan kalkınca Türkiye'nin NATO konseptindeki önemi önemli ölçüde azaldı. Zaten NATO'nun işlevselliği de makas değiştirdi ve terörle mücadele gibi farklı alanlarına kaydı. Bugün tek başına Rusya'nın 29 üyeli NATO'ya karşı bir saldırıda bulunması mümkün değildir. O nedenle ancak ABD'nin kendi çıkarları için Baltık Denizi'ni ablukaya alması, Karadeniz'de Gürcistan'ı bir Truva Atı gibi kullanarak Rusya'yı boğmaya çalışması halinde Rusya'nın bu durumdan kurtulmak için mahdut hedefli çıkışlar yapabileceği değerlendirilmektedir.

Türkiye NATO'ya katıldığı günden bu yana kolektif savunmaya vermiş olduğu destekle, Doğu-Batı çatışmasının barışçı bir şekilde sona ermesine katkıda bulundu. Yine Soğuk Savaş'ın ardından uluslararası güvenlik ortamı değişse de NATO, Türkiye'nin dış ve güvenlik politikasının değişmez bir olgusu olarak önemini korudu. Türkiye, ittifak üyeliğinin tüm sorumluluklarını yerine getirdi. Lakin söz konusu kendi güvenliği olunca her zaman aynı muameleyle karşılaşmadı. NATO'ya kabul edildiği günden bu yana zaman zaman krizler yaşandı. Örneğin 1974 Kıbrıs Çıkartması sırasında ABD, NATO aracılığı ile çıkartmayı engellemeye çalışmıştır. Türkiye'nin terörle mücadelesinde de başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka gibi NATO üyesi ülkeler PKK/PYD terör örgütüne açık destek vermişlerdir ve vermeye de devam ediyorlar. Türkiye'nin, hem BM hem de NATO bünyesinde terörle mücadele konusunda katkı sağlamış olmasına rağmen PKK terör örgütünün, Türkiye'de on binlerce insanın ölümüne sebep olması karşısında terörle mücadelemizde müttefiklerimizden yeterli desteği alamadığımız süreç içerisinde net olarak görülmektedir.

NATO tarafından belirlenen on altı sıcak noktanın on üçü Türkiye'nin yakın çevresinde bulunmaktadır. Terörizm, etnik çatışmalar, ülkelerdeki otorite boşluğu, kitle halinde göç, hayati kaynaklara ulaşmanın engellenmesi ve organize suç gibi konular NATO'nun çözmesi gereken unsurlar olmasına rağmen Türkiye için uygulamasını görememekteyiz. Üstelik Türkiye'nin kendi güvenliğini sağlamak amacı ile sınır ötesi terörle mücadele harekâtları da NATO üyeleri tarafından durdurulmaya çalışılmaktadır. 2011'den beri devam eden Suriye iç savaşı da Türkiye için ciddi tehditler oluşturuyordu. 2012'de uçağımız düşürülmüş ve iki pilotumuz şehit olmuştu. Suriye'den atılan füzelere karşı hava savunmasını sağlamak maksadıyla Türkiye, Kasım 2012'de NATO'ya başvurarak Patriot savunma sistemi talep etti. Beklenti, Patriotların, Suriye'deki tehdit sona erene kadar görev yapmasıydı. Ama öyle olmadı. O talep doğrultusunda Türkiye'ye konuşlandırılan ABD ve Hollanda füzeleri bir süre sonra geri çekildi. Almanya'ya ait Patriotlar ise 2015'te İskenderun Limanı'ndan ayrıldı. Böylece Türkiye, Suriye'den gelen hava tehdidine karşı yalnız bırakıldı.

Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon yatakları arama faaliyetinde bulunan Türkiye'nin karşısına ise yine NATO üyesi devletler çıktı. Türkiye ile NATO arasındaki son kriz de Norveç'te yaşandı. Norveç'teki Müşterek Harp Merkezi'nde 8-17 Kasım tarihleri arasında Trident Javelin adlı NATO tatbikatı düzenlendi. Tatbikatın son safhasında "Karşıt Kuvvet" ülke lideri fotoğrafları arasına Mustafa Kemal Atatürk'ün resmi, tatbikat içerikli sosyal medya çevrimi içinde ise Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adına sahte hesap açılarak Karşı Kuvvet liderini destekleyici ifadelere yer verildi. Durumun Türk Silahlı Kuvvetleri personeli tarafından tespit edilmesi üzerine NATO, askerî makamlar nezdinde yazılı ve sözlü olarak protesto edildi. Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin tatbikattan geri çekilmeleri emredildi. Konuyla ilgili olarak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'den özür diledi. Norveçli bir subay ve bir teknisyenin ise işine son verildi. Bütün bunlar NATO'nun söylemde ne denirse denilsin fiiliyatta tehdit vaki olduğunda Türkiye'nin yanında olup olmayacağı konusunda ciddi bir güven bunalımını ortaya koymaktadır.

Türkiye, küresel ve bölgesel güç mücadelelerinin cereyan ettiği kritik bir coğrafyada konuşlanmıştır. Soğuk Savaş döneminde Atlantik yapısına sıkı bağlarla bağlı olan ve günümüzde Atlantik ve Avrasya güç merkezlerinin ara kesitinde olmanın ağırlığını daha fazla yaşayan Türkiye, gelişen zorlu güvenlik ortamında farklı ve önemli kararlar almak zorunda kalmaktadır. Türkiye'nin jeostratejik önceliği, siyasi birliğini, toprak bütünlüğünü muhafaza etmek olmalıdır. Londra liderler zirvesi, varlığının gerekçesini ve görevlerini bulmakta zorlanan NATO'nun, Türkiye'nin güvenlik sorunlarına çare olmadığını bir daha göstermiştir. Bu nedenle de Türkiye, güvenlik planlarını NATO'ya güvenmeden geliştirmek zorundadır. Aksi halde bugün dostane ilişkileri olduğu Rusya'yı bile ileride karşısına alması mümkündür.

Bu yazı toplam 664 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar