1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Türkiye-Rusya mutabakatı nasıl okunmalı?
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye-Rusya mutabakatı nasıl okunmalı?

A+A-

Üç gün önce Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin, Soçi'de 10 maddelik bir mutabakat metni üzerinde uzlaştılar ve dünyaya deklere ettiler. 22 Ekim 2019'da deklare edilen Türkiye-Rusya Federasyonu Mutabakat Muhtırası'nın maddelerini tek tek yazmaya gerek yok. Bazı önemli noktalara değinirsek bunlar; Suriye'nin siyasi ve toprak bütünlüğünün korunması, terörle mücadelede kararlılık, Tel Abyad- Ras Al Ayn arasındaki 120x30 km2 lik alanda statükonun devamı, Adana Mutabakatı'na uygun hareket edilmesi, Barış Pınarı harekât alanı dışında kalan alandaki YPG unsurlarının sınırın 30 km. ötesine çekilmesi ve bunun Rusya ile Suriye güçleri tarafından sağlanması, bu işlemin 150 saatte tamamlanması, Tel Rifat ve Münbiç'den tüm YPG unsurlarının çıkartılması.

 Öncelikle bu anlaşma Türkiye'nin sahada kural koyucu olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Bir anlamda şimdilik "zor oyunu bozdu" diyebiliriz. Mutabakatta şifresi çözülmesi gereken bir kapalılık yok, her şey açık. Peki, bu mutabakatın etkileri ve sonrasında gelişebilecek durumlar nasıl olabilir? Bunun emarelerini oyunun içinde olan aktörlerin mesajlarından çıkartmak mümkün. Çünkü emareler gelecek planlamasında Türkiye'nin yol haritasına rehberlik edecek kilit noktalardır. ABD'nin Orta Doğu'daki tüm çabalarının temelinde iki temel amaç var; birincisi yavrusu olan 8 milyon nüfuslu İsrail'in Arap dünyasına özellikle de İran'a karşı güvenliğini sağlamak, ikincisi de enerji kaynaklarını güvence altına alıp enerjinin Batı'ya güvenli biçimde akışının sürekliliğini sağlamak. Trump attığı bir tweette "petrolü güvenceye aldık, Suriye'den çekiliyoruz." dedi. Ama İsrail'in güvenliği hâlâ askıda. Bunu sağlayabilmek için BOP çerçevesinde bir Kürt Devleti kurmaları gerekiyor. Irak'ı parçaladılar, Suriye'yi parçalamaya yaklaştılar böyle olunca Şii İran'ı çevreleyip yalnız bırakacaklar. Tabii nihai ve büyük hedef Türkiye. Şimdi Türkiye'nin kolay lokma olmadığını bildikleri için heveslerini bir müddet ötelediler. Zira ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffery Senato'da yaptığı açıklamada Rusya ile varılan mutabakatın gerçekleşmeyeceğini, Rusya'nın YPG'yi (PKK/PYD) bölgeden çıkartamayacağını söyledi. Bu Jeffrey'nin kişisel görüşü. Çünkü ABD'de kafalar iyice karışık. Zira Suriye'de istediğimi aldım diyen ve artık para harcamayı düşünmeyen bir tüccar Trump var, BOP'un çılgın âşıkları Evangelistler ile Pentagon var, NATO var, BM var, AB var. Varoğlu var. Dolayısıyla kısa ve orta vadede ABD'nin tamamen Suriye'den hatta Orta Doğu'dan çekilip gitmesi mümkün değil. Buna karşın Soçi Mutabakatı ile Suriye'de ABD'nin tanımlamasıyla "Bölgenin ana jeopolitik güç simsarları" olarak Putin ve Erdoğan ortaya çıkıyor.

Öte yandan CNN'in Moskova Büro Şefi Nathan Hodge'nin mutabakatı yorumlarken "Kürtler, (bu anlaşmayla) taviz vermek zorunda kalıyor... Ayrıca Kürtler yeni bir garantör kazanıyor. Başkan Donald Trump'ın Suriye'deki ABD güçlerine aniden geri çekilme talimatı vererek Kürtleri fiilen terk etmesi ve YPG'yi de Türkiye'nin operasyonuna maruz bırakmasının ardından bu rol de artık Ruslara kalıyor." demesi Türkiye'nin hâlâ YPG'nin Kürtlerin tümü olmadığını anlatamadığını ya da bunu henüz kabul ettirememiş olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla hâlâ bir iletişim sorunumuz olduğunu da ortaya koyuyor. Soçi Mutabakatı Suriye'de Rusya'nın en güçlü aktör olmasını sağlamış görünüyor. Buna rağmen hem Rusya hem de ABD bu alanda Türkiye ile asla karşı karşıya gelmek istemiyorlar. Rusya Suriye meselesinin başından beri Türkiye'yi kendi yörüngesine çekmek için gayret etti. Bu gayretleri içinde uçak düşürmenin unutulmasından S-400 alımına kadar birçok olayı saymak mümkün. Çünkü Rusya'nın en önemli hedeflerinden birisi NATO yapısında bir gedik açmak. ABD de bunun farkında ama ABD ne yardan vazgeçmek istiyor ne de serden. Bu durumda da oyunu doğru kuramadı ve şimdilik bir hamle geriye düştü. Lakin ABD'de oyun bitmez. Mutabakat bir NATO ülkesi olan Türkiye ile Rusya'nın ilişkilerinin daha da gelişmesine ve Suriye'de gücün dengelenmesine de imkân tanıdı. Putin Türkiye'yi kırmadan Şam yönetimine verdiği destekle birlikte Türkiye ile Şam'ın bir biçimde artık görüşmesinden yana ve Şam yönetimini güçlendirmek için de uğraşıyor. Çünkü gelişmeleri kendi hedefleri için kullanacaktır. Bu durum Putin'in Rusya'da piarının artmasını sağlar. Putin Rusya'nın bölge için ne kadar önemli olduğunu, Orta Doğu'da Amerika'nın yerini aldığını, diğer ülkelerin ne yapmak isterse istesin Rusya'yla koordinasyon kurmak zorunda olduğunu Rus seçmenin görmesini istiyor. Bu arada Putin, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Şam yönetimi arasında yeniden ilişkileri sağlayabilirse Orta Doğu'ya barış getiren lider konumuna da geçebileceğini görüyor. Putin'in Türkiye ile olan giderek yakınlaşması İran'ı tedirgin edebilir. Zira Sünni bir ağırlık İran'ın kurmak istediği Şii hilalini kırabilir. Bu da İran'ın hiç istemediği bir durum demektir. Putin'in önceliklerine karşın Ankara'nın ise en önemli önceliği "güvenli bölge" olarak nitelediği tüm sınır boyundan YPG'nin tamamen çekilmesi ve sonrasında bu alanın yasal Suriye Ordusu'nun kontrolüne girmesi.

Soçi Mutabakatı'nda göremediğimiz noktalar ise; Suriye ordusunun sınırın hangi bölgelerine gireceği, YPG'nin 30 kilometre güneye çekildikten sonra ayrı bir silahlı güç olarak varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği, Türk-Rus ortak devriyesinin ne kadar süreceği gibi noktalar. Umarız kısa sürede bunların cevapları da çıkar. En son söyleyeceğimiz de bölgedeki Kürtlere. Kürtler, ABD ve Rusya'nın desteği ile hep devlet kurmak istedi ama hep acı ve hüsran yaşadılar. 1946'da Mahabat Cumhuriyeti'ni kurdular, Sovyetler çekildi Mahabat Cumhuriyeti kafalarına yıkıldı. 1974'te ABD ve İran desteği ile isyan eden Mustafa Barzani ortada bırakıldı, dünyanın dayağını yedi. İki yıl evvel Barzani bağımsızlık dedi, tokadı yedi ama hâlâ akıllanmadılar. ABD ne yaparsa yapsın Türkiye'de, Rusya'da, İran'da bu bölgede sınırların değişmesini istemiyor ve izin vermeyecekler. Ama bölgedeki Kürtler bunu anlamamakta direniyorlar. Ne diyelim kör bile aynı çukura iki kere düşmez.

Bu yazı toplam 357 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar