1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Türkiye-Libya anlaşmasının önemi
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye-Libya anlaşmasının önemi

A+A-

Türkiye ile Libya arasında Doğu Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilanı yolunda kritik bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile Türkiye ile Libya arasında Deniz Yetki Alanı belirlenmiş oldu. Öncelikle şunu belirtelim; Türkiye Doğu Akdeniz'deki en büyük sahildar devlettir. Diğer bir anlatımla en uzun kıyıya sahip devlettir. Bu durum Türkiye'yi en geniş "Münhasır Ekonomik Bölge"nin (MEB) doğal sahibi yapmaktadır. Burada üç ifadenin tanımını yapmak lazımdır. Kıta Sahanlığı, Kara Suları ve Münhasır Ekonomik Bölge nedir ve neden çok önemlidir? BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre Kıta Sahanlığı (Şelf); kıyı devletinin kara sularının ötesinde ancak kıyıya bitişik sualtı alanlarının (doğal uzantısının) deniz yatağı ve toprak altındaki cansız kaynaklarını araştırma ve işletme bakımından münhasır egemen haklara sahip olduğu bir deniz alanıdır. Kara Suları; devletin dış sınırından itibaren açık denize doğru, kendi millî mevzuatına dayanarak ve milletlerarası hukukun kabul ettiği genişlikteki deniz alanıdır. Bu alanlar ülkelerin sınırı içinde kabul edilir. Kıyı devletinin kara sularından başlayarak 200 mil genişlikteki deniz alanına ise MEB denilmektedir. Bu bölge, münhasır ekonomik haklar ve yetkiler tanıyan bir deniz alanıdır ve ülkelere bu alanda ticari faaliyet ve yer altı kaynakları için arama yapma yetkisi tanınır. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) özel bir hukuki rejimdir. Birleşmiş Milletler deniz hukuku sözleşmesinde şartları düzenlenen bu durum kıyı devletinin hak ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestliklerini ele almaktadır.

Son dönemde medyaya yansıyan doğal gaz ve petrol aramalarının yapıldığı, arama gemilerinin çalıştığı, ruhsatların verildiği, uluslararası firmaların tarama yaptığı yerler bu alanlardır. BM Deniz Hukuku Sözleşmesinde MEB egemen devletin kıyılarından itibaren 200 deniz mili yani kabaca 370 km. alana kadar deniz kaynaklarının araştırılması ve kullanması su ve rüzgâr enerjisi de dâhil olmak üzere özel haklara sahip olduğu bölge olarak tanımlanıyor. Canlı cansız varlıklar, yer altı su altı zenginlikleri söz konusu sahildar devlete ait. Ancak Doğu Akdeniz, Ege ya da Karadeniz'de olduğu gibi eğer sahildar devletler arasındaki mesafe çakışıyorsa burada bir sorun çıkıyor. Karadeniz'de bu mesele çözülmüş durumdadır. Rusya, Gürcistan, Ukrayna arasında bu hakkaniyete uygun bir şekilde çözülmüş. Dolayısıyla da arama çalışmalarından sonuç alınmasa da burada kimse birbirinin işine karışmadan kendi imkânlarıyla ya da uluslararası şirketler aracılığıyla aramalarını yapıyor. Ama Doğu Akdeniz'de durum böyle değil. MEB'in belirlenmesi için "ilan" ve "antlaşma" şeklinde iki ayrı ya da bütünler yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerden MEB ilan etmek için 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)'nin 75'inci maddesi gereğince sahildar devletin ilan ettiği MEB'i gösteren harita yayımlayarak veya coğrafi koordinatlara ilişkin listeleri gerektiği şekilde yayımlayarak bunların bir nüshasını BM Genel Sekreteri'ne göndermesi gereklidir. 1982 BMDHS kıyı devletine karasularında ve devamında münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkını vermektedir.

 Bildiğimiz kadarı ile GKRY 2003 yılında Mısır ile yaptığı bir sözde anlaşma ile aynı anda kendi EMB'sini ilan etmişti. (Çok önemli bir nokta da; Uluslararası Deniz Hukukuna göre adaların MEB'si olamayacağı ağırlıklı görüşü var.) Lakin Türkiye'nin kendi MEB'sini halen ilan etmediğini biliyoruz. Yani tapusu bizde olan yerimizi dünyaya ilan etmedik hâlâ. Bunu Dışişlerimizin bir an önce ilan etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Öte yandan 1982 BMDHS'nin 74'üncü maddesi, sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında MEB sınırlandırılmasının hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşması amacıyla Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38'inci maddesinde belirtildiği şekilde, uluslararası hukuka uygun olarak antlaşma ile yapılması gerektiğini de belirtmektedir. Türkiye, MEB konusunda KKTC ile yaptığı anlaşma gereği KKTC'nin alanı içinde olan parsellerdeki hidrokarbon yatakları ile kendi parsellerinde doğal gaz ve petrol arıyor. Yunanistan, İsrail, Mısır ve GKRY Türkiye'nin Akdeniz'de hidrokarbon araştırması yapmasına ve buradan pay almasına başından beri karşı. Tabii arkalarındaki esas aktör "Emperyal Güç"tür. ABD ve AB Türkiye'nin zenginleşmesine kesinlikle karşıdır. Çünkü Türkiye'nin zenginleşmesi onların meş'um hedeflerine asla ulaşamamaları demektir. Burada söylenen "Türkiye, sen hiç buradan pay falan almaya kalkma, çekil kenara otur. Senin pastadaki yasal payını da biz götüreceğiz." Eh, başka sıkıntıları yok herhalde.

 Libya ile yaptığımız bu anlaşma fevkalade doğru ve isabetli bir iş olup tamamen "millî çıkarlarımıza" uygundur. Bu anlaşmanın en önemli tarafı Doğu Akdeniz'de Mısır ile Yunanistan veya GKRY ile Yunanistan arasında yapılabilecek bir "sınırlandırma anlaşması" sonucunda belirlenecek bir deniz alanının arasına tıpkı Suriye'deki Fırat Kalkanı operasyonunda yapıldığı üzere "bir kama gibi" girilmiş olmasıdır. Libya anlaşması ilk kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile yapılan anlaşma dışında Doğu Akdeniz sahildarlarından birisiyle Türkiye'nin akdettiği bir anlaşmadır. Doğu Akdeniz'de 225.000 km2 lik bize ait tapulu arazimizin Yunanistan tarafından gasp edilmesine engel olmuştur. Türkiye, bu meselede 3-4 yıllık bir süreçte devlet aklını kullanarak başarılı bir diplomasi yürütmüş, donanmasını kullanarak gücünü ortaya koyduğu gibi sondaj platformları ile arama faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiş ve Libya'daki Ulusal Mutabakat Hükümetini Halife Hafter güçlerine karşı desteklemiş bugün de bunun karşılığını almıştır. Netice olarak Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında, "Güvenlik ve Askerî İşbirliği Mutabakat Muhtırası" ile iki ülkenin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazasını hedefleyen "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" imzalanmıştır. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarının kullanımını güçlendirmek için benzer bir anlaşmayı en yakın zamanda Suriye ile de imzalama zeminini aramalıdır. Bu durum Türkiye'nin olduğu kadar Suriye'nin de haklarının korunmasını sağlayacaktır. Her ne kadar Suriye Rusya'nın desteğini arkasında görüyorsa da kapı komşusu olan Türkiye ile çıkarlarının ortak olduğunu aklından çıkartmamalıdır. Sonuçta Türkiye Doğu Akdeniz meselesinde çok başarılı bir hamle yapmıştır, devamı gelmelidir.

Bu yazı toplam 1018 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar