1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Türk kültürü ile özdeşen 'çay'
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Türk kültürü ile özdeşen 'çay'

A+A-

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1'i ulusal, 3'ü çok uluslu olmak üzere 4 unsurun "UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi"ne kaydedilmesi için başvuruda bulunmuş. Bu dört unsurdan biri de  kimlik, misafirperverlik ve sosyal etkileşim sembolü olan çay kültürümüz.

Aslında 5 bin yıllık tarihe sahip çay, her ne kadar Türklerin yaşamına geç girse de adeta bizim kültürümüzle içiçe olmuştur. Ülkemizde 500 yıllık bir mazisi olan çay, Türk insanının hemen hemen 24 saatinde yer etmiş sıcak bir içecektir.

Sabah kalktığımızda kahvaltımızın baş köşesine çay oturur. Çok sevdiğimiz portakal suyu, limonata gibi içecekler ise, sofradan çayın ortadan çekilmesiyle ancak devreye girer. Gün boyunca çay içmemizin yanı sıra, 4 saati, akşam saati ve gece de çay içmeden yatamayız. Hatta canımız sıkkın olduğu, uykumuzun kaçtığı dönemlerde de en yakın dostumuz yine bir bardak çay olur.

Gün boyunca çay içmemizin yanı sıra, kendimize özgü demleme usulleri, ince bellisinden tombul göbeklisine kadar çeşit çeşit cam bardaklar, kıtlama çay gibi bölgesel katkılarımız çayın kültür tarihimize ekledikleri göz ardı edilemez. Çay demlerken dikkat edeceğimiz hususlara gelince; bunlardan ilki, demliğin sıcak olması şartıdır. Sıcak demliği çaydanlığın üstüne dengeli oturtmak da önemlidir. Demliğin ardından çaydanlıktaki suyu da iyice doldurmak gerekir.

Yoksa kaynadıktan sonra, demliğe dökeceğimiz suyla çaydanlık boş kalır. Sonradan çaydanlığa su eklememiz ise bildiğiniz gibi çayın tadını kaçırır. En iyi çaylar, Rize tarafında yetiştirilen çaylardır. Rize çayları, dünyaca ünlü Seylan çaylarından derlenen İngiliz çaylarıyla yarışır.

Türkler, Anadolu'ya gelmeden önce Orta Asya bozkırlarında yeşil çay kullanmaktaydılar. Böylelikle Türkler, çayı bilmelerine karşın; çayın Türkiye'ye gelmesi ancak birkaç yüz yıl önceye dayanır. Klasik tarzda çay içiminin Anadolu'da yaygınlaşması 19. yüzyıldan itibaren oldu. 

Türklerde çayın yaygınlaşmasına ilişkin pekçok hikâye anlatılır. Onlardan biri de aşağıda aktaracağımız şu hikayedir:

Hoca Ahmet Yesevi bir gün Hıtay (Kıtay) sınırında Türkistan köylerinden birine misafir olur. O gün hava çok sıcak olduğu için çok yorulmuştur. Evine misafir olduğu Türkmenin komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Hanımı hamile ve de zorlu bir doğum yapacak olan Türkmen, Hoca Ahmet Yesevi'den dua ister, Ahmet Yesevi de dua eder. Allah'ın izniyle Türkmenin isteği hemen olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur. O yörenin önemli bir ikramı olan çay kaynatıp getirir. Hoca Ahmet Yesevi çayı sıcak sıcak içince terler ve yorgunluğu üzerinden atar. Sonra, "Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna izin versin" diye dua eder. İşte çay bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlanılmış ve şifa verici bir içecek olmuştur.

Halk kültürümüzde çay önemli bir yer tutar. Bugün sosyal yaşantımızda çay, yerini dolduramayacak derecede sağlamlaştırmıştır. Çay, etrafında oluşan kültürle birlikte Türk insanıyla yaşamaktadır. Sabah kahvaltısından gecenin geç saatlerine kadar hayatımızın içinde bulunan çay, değişik kültürel değerlerin ortaya çıkmasına neden oldu.

Çayla ilgili; tekerlemeler, bilmeceler, mani ve türküler, ilahiler, efsaneler, fıkralar, gelenek ve görenekler başlı başına kültürel değerlerimizdir. Hatta, çay kelimesi Çince olduğu halde, neredeyse Türkçeleşmiş; sözlüklerde ve deyimlerde yerini bulmuştur. Böylece dilimizde geniş bir kelime ve deyim sayısına ulaşmıştır. Çay, Çay Bahçesi, Çay Bardağı, Çay Demlemek, Çay Fincanı, Çay Fidanı, Çay Fidesi, Çay Kaşığı, Çay Takımı, Çay Vermek, Çay Molası, Çaycı, Çaycılık, Çaydanlık, Çay Parası, Çayevi, Çaygiller, Çayhane, Çay Kazanı gibi kelimelerin yanında; Tavşan Kanı Çay, Çay İçmek, Kıtlama Çay, Çayı Höpürdetmek, Çay İkram Etmek, Paşa Çayı gibi deyimlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Yetiştirilmesinden, hazırlanıp tüketilmesine varana kadar olan çay kültürü, bir çay etnografyasını da ortaya çıkarmıştır. Çay kesilmesine yarayan makaslar, sepetler, kutular, demlikler, semaverler, çay kazanları, bardaklar, fincanlar, kaşıklar, tepsiler vb... hepsi çay kültürünün etrafında oluşan etnografik maddelerdir.

Bunlardan en önemlisi, çayın kendisinden ayırt edemeyeceğimiz semaver kültürüdür. Semaver 19. yüzyıldan itibaren Orta Asya'da yaygın olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Piri Türkistan Ahmet Yesevi'den gelen mirasla çayın şifalı olduğuna inanıldığı gibi, semaverin de şifa dağıtıcısı olduğuna inanılır. İnsanlara bir hayat, muhabbet verici, dertlere deva olarak görülür. Semaverin şifa dağıttığına o kadar inanılırdı ki hamam çıkışında ve mevlitlerde, dost muhabbetlerinde insanları rahatlatmak için semaver kaynatılır, onun musluğundan mis gibi çay içilirdi. Semaver edebiyatımızda da başlı başına bir yer tutar. Eskiler, semaveri şifahaneye benzetirlerdi.

Şimdilerde; yurdumun kahve ve çay bahçeleri Batının soğuk yüzlü "cafe"lerine özenerek cam bardağı ortadan kaldırmış, porselen ya da fincanlarda servis yapmaya başlamıştır. Bir de hayatımıza balıklama dalan poşet çayı unutmayalım. Yüz yıllık çay demleme usullerimiz bazı evlerde hemen rafa kaldırıp demlik poşeti hazır çaylar fincanda sunulmaya başlandı.

Allah'tan şimdilerde, turistlere porselen fincanda poşet çay sunmanın pek de zekice bir şey olmadığını kavrayan turistik üniteler, cam bardakları yeniden sahaya sürdü de çay kültürümüzü şimdilik kurtarmış olduk.

Bu yazı toplam 188 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar