1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. SURİYE'DE SON DURUM - NE YAPMALI?
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

SURİYE'DE SON DURUM - NE YAPMALI?

A+A-

Suriye Rejim Ordusu'nun Türkiye'nin Gözlem Noktalarına ateş açması sonucu geçtiğimiz iki hafta içinde önce 8 sonra 5 Mehmetçiğimiz şehit oldu. Şehitlerimize tekrar Allahtan rahmet diliyoruz. Suriye meselesi öyle bir hale geldi ki, tam tanımıyla kimin eli kimin cebinde belli değil. Oyuncular her an başka bir oyuncu ile beraber olmak refleksi gösterebiliyor. Biz meseleye Türkiye'nin milli menfaatleri gereği Ankara'dan bakmak gerektiğini düşünüyoruz.  Rejim Ordusu, Rusya'nın desteği ile Saraqib'i ele geçirdi ve Taftanaz'a ilerledi. Taftanaz'da da bir konvoyumuzu vurarak 5 askerimizi de şehit etti. Türkiye'nin İdlib çevresinde 12 gözlem noktası var. Bu gözlem noktalarında Türk askeri güçleri var. Rejim Ordusu M4 ve M5 karayolunu hemen hemen ele geçirdi ve bizim 4 gözlem noktamız Rejim Ordusu'nun ele geçirdiği bölgenin içinde kaldı. Türkiye ve Şam Rejimi'nin karşı karşıya kalmasında en önemli taktik etken M4 ve M5 karayollarının kimin kontrolünde olacağıdır. Zira hem M4 hem de M5 karayolları askeri açıdan birer "kritik arazi arızası"dır. Bir harekâtta kritik arazi arızaları, muhasım taraflar açısından ele geçirilmesi gerekli ve ele geçirene büyük taktik avantajlar sağlayacak olan arazi kesimleridir. M4 ve M5 neden kritik arazi arızasıdır? Çünkü M4 ve M5 Şam Rejimi açısından ana karayolu olup Lazkiye (liman kenti) - Halep ve Halep - Hama - Humus -Şam şehirlerini birbirine bağlar. Halep'in en önemli tarım ve sanayi şehri olması nedeniyle bu yollar Suriye'nin ticareti ve ekonomisi açısından hayati önemdedir. Bu yolların kapalı olması zaten çökmüş olan Suriye ekonomisinin tamamen sıfırlanması sonucunu doğurur. Öte yandan yine bu yollar Rejim Ordusu'nun kuzeye doğru yaptığı harekâtta kuvvet kaydırmalarının ana güzergâhını ve askeri güçlerin ana yaklaşma mihverini teşkil eder. Yolların kapalı olması Rejim Ordusu'nun kuzeye kuvvet kaydırması, kuvvetlerini takviye etmesi ve lojistik destek sağlaması imkânlarını ortadan kaldırır. O nedenle Rejim Ordusu bu yolları elinde tutmak maksadıyla kuzeye doğru harekât yapmıştır. M4 ve M5 karayolunun Türkiye açısından önemi ise Türkiye'nin bu iki yolu elinde tutması Halep'in Lazkiye (yani Akdeniz) ile ve yine Halep'in Şam ile olan bağlantısını keser. Suriye ekonomisine önemli darbe indirir. Rejim güçlerinin kuzeye kuvvet kaydırmasını, takviyesini ve lojistik desteğini engeller. Öte yandan Halep - Şam karayolu Türkiye'nin ticareti açısından Ortadoğu'ya açılan en önemli iki ticaret güzergâhından biri olması açısından da çok önemlidir.  Gözlem noktalarımız da yerleştirilirken bu yolları kontrol altında tutacak biçimde yerleştirilmiştir. Bu sebeple de Türkiye, Rejim Güçleri'nin gözlem noktalarının gerisine çekilmesini sağlamaya çalışmaktadır.  Rejim Ordusu sivilleri önüne katarak sürmekle Türkiye sınırına doğru sıkıştırmaya ve bu yolla da Türkiye'nin üzerinde bir baskı kurmaya bunun sonucunda da masada elini güçlendirmeye çalışıyor. Suriye Rejim Güçleri'nin bütün bu saldırılarının Rusya'nın bilgisi dâhilinde olduğu kuşkusuzdur. Türkiye de bu konuda bilgi sahibi olduğu için gözlem noktalarını tahkim ve takviye ediyor. Ayrıca TSK, İdlib'in içine yaptığı yığınaklanma ile ÖSO'nu da takviye edebilecek bir konuma geldi ki; hem Rusya, hem de Suriye Rejimi bunlardan çok rahatsız. Türkiye, İdlib bölgesinde bir güvenlik kuşağı oluşturmuş durumdadır. Türkiye'nin milli güvenliğini korumak maksadıyla asıl amacı iki noktadadır; birincisi İdlib, Barış Pınarları, Afrin Zeytin Dalı, El-Bab operasyonları ile Türkiye - Suriye sınırında bir güvenli bölge oluşturmak yolu ile sınırında kurulması istenilen bir "garnizon Kürt devleti"nin kurulmasına engel olmak, ikincisi ise hem bu gün sınıra sıkışmış bulunan Suriyeli sivilleri hem de Türkiye'de bulunan Suriyelilerin büyük bir kısmını oluşturulan bu güvenli bölgede kurulacak iskân alanlarına yerleştirmek. Bu yerleşim, bölgeyi tek etnik kökenden oluşturmak isteyen PKK/PYD'nin de gelecekteki amaçlarına önemli bir engel teşkil edecektir. Türkiye asla işgalci değildir ve asla da olmamıştır, olmaz. Türkiye'nin hiçbir ülkenin bir karış toprağında gözü yoktur, ama kendi toprağındaki bir çakıl taşında gözü olanın gözünü oymasını da iyi bilir. Bu gün Türkiye'yi işgalcilikle suçlamaya kalkan gafillere sormak lazım 8 bin km. uzaktan gelen ABD işgalci değil, asırlardan beri gelen sıcak denizlere inme arzusunu bugün gerçekleştiren Rusya işgalci değil, İran işgalci değil ama kendi sınırlarını ve toprak bütünlüğünü korumak isteyen Türkiye işgalci öyle mi? Hadi canım sen de. Lakin Türkiye'nin şu anda tam kapsamlı bir sıcak çatışmaya girmesi, ya da Şam'a kadar gidelim, orayı Esad'ın başına yıkalım gibi absürd lafları ciddiye alması gibi seçenekler de çok isabetli bir yaklaşım olarak değerlendirilmemelidir. Zira savaş literatüründe "misli ile karşılık vermek" başka bir şeydir "kapsamlı bir harekâta girmek" başka bir şeydir. Uluslararası ilişkilerde de bu önemli bir noktadır. Zira şu sıralarda Türkiye'yi gaza getirip "yürü ya koçum kim tutar seni" jargonu ile Suriye'ye kapsamlı bir harekât düzenlemesini isteyen başta ABD olmak üzere emperyal çakallar ağızlarından sular damlayarak bekliyorlar. Türkiye 5 bin yıllık tarihe sahip devlet aklı ve İmparatorluk geçmişi olan büyük bir devlet, Türk Milleti ise tarihi yapmış büyük bir millettir.  Kimsenin gazına gelmez ve kimsenin gazı ile de hareket etmez. Aklıselimle hareket edileceğine hiç kuşku yoktur. Konu ile ilgili analiz yazılarımıza devam edeceğiz. 

Bu yazı toplam 566 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar