1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Sakın yaşadığın bu toprağa ihanet etme
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Sakın yaşadığın bu toprağa ihanet etme

A+A-

Birinci Dünya Savaşı sonunda Bahriye Nazırı Rauf Bey tarafından, Limni Adası'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun ölüm fermanı olan Mondros Silah Bırakışması imzalanmıştı. Mondros Mütarekesi sonrasında yurdun dörtbir yanının yanı sıra İstanbul da İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti.

Millî Mücadele'nin ilk günlerinde, özellikle İngilizlerin işgali altındaki İstanbul'da deyim yerindeyse resmen "istihbarat savaşları" yaşanıyordu. Osmanlı'nın üst kademelerindeki görevlilerden İngilizlere olduğu kadar, İngiliz üniforması giyip Osmanlı adına casusluk yapanlar da vardı. Ön adları "Hafız, Sakallı, Yolgeçenli" olup da Osmanlı'dan elde ettikleri istihbaratı işgalcilere aktararak, onlarla iş birliği yapanlar da…

Osmanlı tebasındayken İngilizlere çalışanların başında gayrı müslim Arman Pandikyan geliyordu. Pandikyan yüksek öğrenimini Londra'da yapmış bir Ermeni vatandaşıydı. İstanbul'daki İngiliz istihbaratının başı Binbaşı Bennet'in sağ koluydu. Benet Türkçe bildiği halde, Pandikyan Efendi'nin resmi görevi; Benet'in tercümanı olarak kayıtlara geçiyordu.

Aslında Pandikyan Efendi'nin görevi Kuvayı Milliyecileri takip etmek, onlarla ilgili bilgi toplamaktı. Ancak Binbaşı Benet'le birlikte; yakalanan Kuvayı Milliyecilerin sorgusuna katılıyordu. Tabii ki bu sorgulamalarda vahşi işkencelere de iştirak ediyordu.

İstanbul'da Milli Mücadele'nin en büyük destekçilerinden biri de gizli olarak faaliyetini yürüten Karakol Teşkilatı'ydı. Pandikya Efendi, Karakol Teşkilatı'nın bir numaralı hedefi halindeydi. İstanbul'daki Kuvayı Milliyeciler, işgal kuvvetleri, azınlık çeteleri ve içimizdeki hainlerle boğuşurken, bir yandan da Milli Mücadele için hayati önem taşıyan silahları, askeri depolardan alarak, gizlice Ankara'ya naklediyordu. Vatanın kurtarılabilmesi için silahların ne olursa olsun mutlaka Ankara'ya ulaşması gerekiyordu.

Karakol Teşkilatı'nın gizli depolarından biri de Sirkeci'de bulunuyordu. Bir sabah erken saatlerde Teşkilatın deposuna beklenmedik biri geldi. Bu Binbaşı Benet'in yardımcısı Arman Pandikyan Efendi'ydi. Selam verip (emekli) Yüzbaşı Bahâ Said Bey'in yanındaki boş sandalyeye oturdu. Ortalık buz kesmişti. Depo ağzına kadar silah doluydu. Akşama - sabaha sessizce bir gemiye yüklenip, İnebolu'ya ardından da Ankara'ya gönderilecekti. Ancak Pandikyan'ın gelmesi bu programı alt-üst etmişti.

Ortadaki bu soğuk havayı Arman Pandikyan'ın sözleri yumuşatacaktı. Pandikyan, Bahâ Said Bey'e yaklaşarak sadece onun duyabileceği kısık bir sesle; "Depodaki silahları, çabuk buradan yok edin! İngilizler, bu akşam depoyu basacaklar. Hiç vakit kaybetmeyin..." diyerek, veda bile etmeden depodan ayrıldı. Yüzbaşı Bahâ Said Bey'in şaşkınlığı daha da artmıştı. Durumu hemen Üst kademeye; "Bir an önce bir araya gelmeliyiz" diyerek bildirdi. Kurmay Albay Kara Vâsıf, , Albay Galatalı Şevket, Yenibahçeli Şükrü'yle Bahâ Said, vakit geçirmeden Yeni Camii'nin arkasındaki bir kahvehanenin sakin bir yerinde oturdular. Bahâ Said, durumu arkadaşlarına anlattı.

Kendi aralarında konuyu tartışmaya başladılar. Kafalarındaki en önemli soru; "Acaba Pandikyan depoda silah olup olmadığını anlamak için Baha'ya zarf mı atmıştı?" oldu. Sonunda İçlerindeki en tecrübeli isim olan Kara Vasıf Bey durumu şu sözlerle toparladı: "Ne olursa olsun, İngilizler burasının bir silah deposu olduğunu biliyor. Bu yüzden silahları tehlikeye atamayız. Hemen silahların başka bir depoya taşınması gerekiyor. Galatalı Şevket Bey, bu silahları Karaköy'de rıhtıma yakın bir depoya taşıtsın. Rıhtımda bu durum fazla dikkat çekmez."

Hemen kahveden ayrılarak, varılan kararı aceleyle uygulamaya koydular. Akşam olduğunda silahlar taşınmıştı. Geç vakitte İngilizlerin yaptığı baskın boşa çıkmıştı. Yani İngiliz casusu Arman Pandikyan Kuvayı Milliyecilere doğru bilgi vermişti. Artık İngiliz işgal kuvvetleri memuru Arman Pandikyan, Türklere çalışıyordu. Arman Pandikyan'ın saf değiştirmesiyle ilgili bir hayli iddia ortaya atıldı. Kimine göre Kuvayı Milliyeciler, Pandikyan'ın eşi ve çocuklarını rehin almıştı. Kimine göre ise Pandikyan'ın kızı gönül rızasıyla Milli Mücadele saflarına katılmıştı. Kimine göre ise Pandikyan'ın babası oğlunun durumunu öğrenmiş, yıllardır Osmanlıya hizmet edip onun ekmeğini yemişti. Oğlunun hain olmasını kaldıramamıştı. Hasta yatağında oğluna vasiyeti; "Sakın yaşadığın bu topraklara ihanet etme" olmuştu.

Bu yazı toplam 117 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar