1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. S-400'ler kimleri rahatsız etti? Muhtemel yansımalar...
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

S-400'ler kimleri rahatsız etti? Muhtemel yansımalar...

A+A-

Türkiye geçen yıl Rusya'dan S-400 füzelerini bir aldı, çarşı o gün karıştı ve olanlar oldu. Neler oldu peki? Anlatalım. Türkiye son yıllarda "Harp Silah ve Araçları" yani Savunma Sanayi alanında çok büyük gelişmeler kaydetti. Örneğin MİLGEM projesi kapsamında kendi millî savaş gemilerimizi son teknoloji ile üretir hale geldik. Hatta öyle ki Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi TCG Anadolu kısa süre sonra Türk Deniz Kuvvetlerinin envanterine girecek. Kardeşi TCG Trakya da sonrasında inşa edilecek. Bu gemilerin özelliği çok sayıda tank ve ZPT dâhil birçok harp silahını, önemli ölçüde muharip birliği su üstünde nakledebiliyor. Öte yandan kendisi de muharip görev yapabiliyor. Çünkü Anadolu, 6 adet F35, 4 adet Atak helikopteri, 8 adet orta yük nakliye helikopteri, 2 adet seahawk genel maksat helikopteri ve 2 adet insansız hava araçlık kapasiteye sahip bulunuyor.

 Bu gemiler Akdeniz deniz alanını kontrol etmek açısından önemli bir askeri güçtür. Yine Türkiye, Deniz Kuvvetlerimize ASELSAN'ın yaptığı Denizgözü-Ahtapot sistemini, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının Elektro-Optik Dayrektör (EOD) Sistemi ihtiyaçlarını göz önüne alarak deniz platformlarına özel olarak oluşturdu. Deniz Kuvvetlerimize bu gibi daha çok sayıda imkân ve kabiliyet katılarak donanma çok güçlü hale getirildi. Öte yandan dünya harp teknolojisinde büyük değişim yaratan İHA ve SİHA'larımız bugün muharebe sahasında başarı ile çok mükemmel sonuçlar alıyor. Altay Tanklarımız, Fırtına Obüslerimiz gibi birçok gelişmiş silah sistemi TSK'nin muharebe gücüne güç katıyor. 

SÖZDE MÜTTEFİK

Askerî stratejide temel bir kural da şudur "düşman sizinle hangi silah ile çarpışıyorsa savaşı kazanmak için siz de o silaha eşidi ya da daha üstü ile mukabele etmek zorundasınız." Örneğin bir savaşta düşman hava kuvvetleri ile muharebe edecek olan güç dost hava kuvvetleridir. Her silahın bir mukabil eşidine sahip olmak ülke savunması açısından esastır. Türkiye, sınırları çevresinde oluşan tehditler nedeniyle "Hava Savunma Sistemlerine" ihtiyaç duymuştur. Ülkeye taarruz eden bir hava kuvveti olursa siz mevcut hava kuvvetleri uçaklarınızla bir hava önleme harekâtı gerçekleştirerek düşman hava kuvvetlerinin size zayiat vermesine engel olabilirsiniz. Lakin size karşı yapılacak bir füze saldırısında önlemleriniz yetersiz kalır. O halde bir füze sistemine karşı ancak yine bir füze sistemi ile karşı koyabilirsiniz. Türkiye'nin hava savunma sistemleri yeterli değildi. Yani evimizin damı yoktu, çatı açıktı. Açık damdan içeri ne düşeceği belli olmaz. O nedenle damı kapatmak için bir NATO üyesi olarak Türkiye, NATO envanterinde olan Patriot füze bataryalarının TSK'nın envanterinde de olması gerektiği düşüncesi ile ABD'ye ihtiyacını bildirmiş ve satın almak istemiştir. Fakat PKK/PYD terör örgütüne binlerce TIR ile milyarlarca dolarlık silah veren sözde müttefik ABD, Türkiye'ye parası mukabilinde bile Patriotları vermemiştir. E, Türkiye'nin damı açık, bu hava savunma sistemine ihtiyacı var ne yapacak? Türkiye de çok haklı biçimde başka ülkelerden aramış ve 2,5 milyar dolar gibi bir bedelle Rusya'dan S-400 hava savunma füzelerini alarak bu açığını kapatma yoluna gitmiştir. Üstelik satın aldığımız S-400'lerin Patriotlara göre çok ciddi üstünlükleri mevcuttur. Türkiye'nin geçtiğimiz günlerde Sinop'ta S-400'lerin test atışlarını da başarı ile gerçekleştirdiği bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklandı. Bu durum ABD'nin hiç hoşuna gitmedi ve hoşnutsuzluğunu deklere etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da "ABD bizi bağlamaz, test edip etmeyeceğimizi ABD'ye soracak değiliz herhalde." diye cevapladı. Ancak aynı S-300'leri yine bir NATO üyesi olan Yunanistan aldığında ABD'nin gıkı çıkmadı.

ABD'nin endişesi Türkiye elimden kayıp gider mi, İran ile birlikte bir bölgesel güç olup benim bölgedeki çıkarlarımı ve müttefiklerimi tehdit eder mi yönündedir. O koşullarda da Türkiye yalnız benden silah almalıdır, çünkü NATO müttefikidir, ancak o zaman kontrol edebilirim diyor. İyi de birader senden parası ile silah istiyoruz vermiyorsun ki. Parasını ödediğimiz, malımız olan F-35 uçaklarımızın üstüne bile mafya gibi çöktünüz. Bu durumda Türkiye ile ABD arasında giderek bir restleşme olursa Türkiye bunu nasıl yöneteceğini çok iyi hesaplamalıdır. Zira ABD en zayıf karnımız olan ekonomik süreçten yaptırım uygulamasına girecektir. Ne yazık ki ekonomimiz çok kırılgan bir düzlemde. Covit-19 süreci de bunun üzerine tuz biber ekmiş durumda. Arap ülkelerinin hemen hepsi ihraç ettiğimiz malları boykot ediyorlar. Suudi Arabistan'da Türk mallarının yerine raflara Yunan malları dizildi ve Yunan bayrakları koyuldu. Suudiler, Cezayir, Fas'a kadar tüm Arap âlemini etkiliyorlar. Her ne kadar bazıları "Arap halklarının Türkiye'yi sevdiklerini söylese bile" ne yazık ki o Arap vatandaşları Türk malı yerine Yunan malını tercih ediyorlar. Yani öyle sevmek filan hikâye.

KAZAN KAZAN

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Türkiye'nin Ermenistan Azerbaycan savaşında çok doğal olarak Azerbaycan'ın yanında yer almasını ve bu suretle Azerbaycan'ın Ermenistan'ı hezimete uğratmasını içine sindirememiştir. Çünkü Fransa'da Ermeni Diasporasının gücü ve Ermeni seçmenlerin oyları Macron için hayati önemdedir. Macron denen adamın son söylemleri ve İslam inancına karşı tavrı da göz önüne alındığında, Sayın Erdoğan'a ve Türkiye'ye karşı mevcut hasmane tutumu nedeniyle peşine Yunanistan ve GKRY'de takarak diğer Avrupa ülkelerinin de böyle bir ekonomik boykota gitmesini sağlamaya çalışacağı ve bu yolla Türkiye'ye darbe vurmayı hedeflemesi yüksek ihtimaldir. ABD'nin vizeleri askıya alma kararını ve deklere ettiği terör tehdidini de değerlendirdiğimizde Türkiye'nin bir ahtapot sarmalına alınacağını görmek mümkün. Bu durumda sadece "hard power" yani askerî gücün durumu değiştirmesi kolay olmayacağından Türkiye çok ivedi biçimde "soft power" yani yumuşak güç dediğimiz diplomatik yöntemleri daha etkin biçimde hayata geçirmeli, cephesini daraltmalı, özellikle Doğu Akdeniz'de kazan kazan prensibi ile müttefiklerini tekrar oluşturmalıdır. Aksi halde ciddi sıkıntılar ile karşılaşmamızın olasılığı yüksektir.

Bu yazı toplam 628 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar