1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Ortaoyunu ustası İsmail Dümbüllü
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ortaoyunu ustası İsmail Dümbüllü

A+A-

Size bugün bir isimden söz etmek istiyorum. Bu isim benim gibi gençlerin pek tanımadığı İsmail Dümbüllü'dür. Ben de İsmail Dümbüllü'yü babamdan dinlemiştim. Gelin bu ismi iyice bir tanıyalım.

Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun son temsilcisi, ortaoyunu ve tuluat ustası İsmail Dümbüllü hayat hikayesi; 1897'nin İstanbul, Üsküdar'ında başlar. Süleymanağa Mahallesi'nde Fatma Azize Hanım ve Zeynel Abidin Efendi'nin oğulları olarak dünyaya geldiğinde ailesi, ona İsmail Hakkı adını verdi. Babası Zeynel Abidin Efendi, II. Abdülhamid'in fedailerinden biriydi.

Eğitim hayatı Üsküdar İttihatı Terakki Mektebi ile başladı. Bitirdikten sonra da Askeri İdadi (orta eğitim)'ye başladı. Ancak çocukluğundan beri ruhuna işleyen tiyatro sevgisine bir türlü karşı koyamıyordu. İşte bu merak, onun idadinin üçüncü sınıfından ayrılmasının nedeni oldu. Şimdi tiyatrıo yolculuğuna çıkıyordu.

Oyunculuğa; ilk başlarda Karagöz Hüseyin'in sahnesinde amatör olarak başladı. Profesyonel hayata ise; Üsküdar'da 1918 yılında, Kel Hasan'ın tiyatrosında adım atacaktı.

Bu dönemde tiyatroda, önceden herhangi bir hazırlık yapılmadan, sahnede doğaçlma akla gelen sözlerle bir oyun sergileniyordu. İsmail, bu işi pek güzel yapıyordu. Kel Hasan'la tiyatro yolculuğu 30 yaşına varıncaya kadar sürecekti.

Kel Hasan ölmeden, kavuğunu ve de fesini, Dümbüllü'ye devretmişti. O, Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi, ortaoyunu ve tuluat ustası İsmail Hakkı Dümbüllü olma yolundaydı.

Yoğurtçuluk yaparken tiyatro aşkına karşı koyamayan, sahnede kavuğuyla "İbiş" karakterine hayat veren Hasan Efendi, bu geleneğin başlamasına sebep olacaktı. Ondan el alan İsmail Dümbüllü'nün bundan sonraki yeri Şehzadebaşı Tiyatrosu oldu.

O, 'Dümbüllü İsmail Efendi' olarak tanınacaktı. Dümbüllü adını üzerine alışını ise, İsmail'in kendisi şöyle anlatmıştı: "Peruz Hanım vardı kantocu, Samran'dan evvel. Bu Peruz Hanım o zamanın en birinci kantocusuydu. Hem beste yapar, hem de güftesini kendisi yazardı. Dümbüllü diye bir kanto söylerdi. Buna bir gazel ilave ederek söylemeye başladım. 'Dümbüllü, Dümbüllü, Gabarala, mabarala, Dümbüllü' diye oynardık. Böylece Dümbüllü adı üzerimde kaldı".

İsmail, Kel Hasan'dan öğrendiklerini kişiliğiyle birleştirdi ve Dümbüllü tarzını oluşturdu ve topluluğunu kurdu. 1928'de, Tevfik İnce ile kurduğu Direklerarası'ndaki Hilal Tiyatrosu'nun perdesini ilk kez açtılar. Geleneksel tuluat sanatına yeni oyunlar ekliyor, sahnede adeta parlıyordu.

1933'ten sonra Anadolu turnelerine çıkmaya da başladı. Çok seviliyor, rağbet görüyorlardı. Elbet zaman geçtikçe tiyatro da bir dönemden diğerine hızlı geçişler gösteriyordu. Naşid'in ölümünün ardından da değişimlere rağmen geleneksel tiyatronun geleneğini tek başına sürdürdü. İnatla tek başına ortaoyunu geleneğini sürdüren en ünlü isim oldu.

Dümbüllü'nün kendine has sevimli mimikleri, yüzünden akan saf halleri ve vaz geçilmez  ses tonuyla filmcilerin de dikkatini çekti. 1946'dan sonra, filmler rol almaya başladı. İlk kez 1947'de "Memiş", 1948'de "Dümbüllü Macera Peşinde" ve "Keloğlan" filmlerinde başroldeydi. Bunları 1950'de "Harman Sonu", 1951'de "Ne Sihirdir Ne Keramet" ve "Sihirli Define", 1952'de "İncili Çavuş", 1953'te "Kırk Gün Kırk Gece", 1954'te "Mihrimah Sultan", 1956'da "Dümbüllü Tarzan" filmleri takip etti. Dümbüllü'nün bu filmleri çok izlenmiş olsa da, sahnedeki Dümbüllü kadar başarılı değildi.

Onun işi sahnede rol almaktı. Döneminin en özel isimlerinden biriydi. Kavuklu Hamdi, Abdi, Naşid, Abdürrezak, Küçük İsmail gibi birçok ünlü ortaoyuncu ile çalışma fırsatı bulmuştu.

1968'de, sıranın kendisine geldiğini düşündü. Her güzel şeyin zamana yayılmış bir sonu vardı elbet. Sonunda Dümbüllü kavuğunun devretme vaktinin geldiğini anladı. 1968'de jübilesini yaptı ve kavuğunu Münir Özkul'a devrederek mesleği bıraktı.

Yine de gönlü bu meslekteydi. Bir oyuncunun nefes alıp verirken emekliye ayrılması olmazdı. Bunu bir türlü gönlü kabul etmedi. Zaman zaman sahneye çıkarak, radyo oyunlarında yer alarak tiyatro aşkını sürdürdü. Dümbüllü, 1970'te Nurhan Damcıoğlu ve Halit Akçatepe ile birlikte Çalıkuşu Opereti'nde bir kere daha sahneye çıktı.

Dümbüllü, sanatına aşık bir sanatçıydı ve kendinden sonrakileri de öyle yetiştirmek için elinden geleni yaptı. Çünkü hocalarından böyle görmüştü. Bütün oyunları onun gözbebeğiydi. Ama o en çok Kanlı Nigar, Kavuklu'ya Hile, Çifte Hamamlar, Ters Biyav ve Gözlemeci'yi sevdi. Filmlerde ise, "Nasreddin Hoca" ile kendini daha yakın hissetmişti.

Bir kavuk ve bir fes devreden, geleneksel tiyatro ve tuluat sanatının ustası Dümbüllü, sahneyi tüm yeteneği ile doldurmuştu. Ama elbet fiziksel yaşamın da bir sonu vardı. Dümbüllü, geçirdiği trafik kazasının üzerinden bir ay geçmişti ki, 5 Kasım 1973'te, hayata gözlerini kapadı. 76 yaşındaydı. Boğaz Köprüsü'nden ilk defa geçen cenaze arabasında İsmail Dümbüllü vardı. Kendisine emanet edileni emanet etmenin, iki devrin de kendinde bıraktığı sorumluluğu yerine getirmiş olmanın huzuruyla, Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Ruhu şad olsun...

 

Bu yazı toplam 255 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar