1. YAZARLAR

  2. Yalçın Toker

  3. Nihal Atsız Bahçeli’ye diyor ki... (I)
Yalçın Toker

Yalçın Toker

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Nihal Atsız Bahçeli’ye diyor ki... (I)

A+A-

Geçen haftaki yazımda, “Biz her türlü Milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız” demiş olan Tayyip Erdoğan’a Devlet Bahçeli’nin baş destekçi olmasının Türk Milliyetçilerine verdiği üzüntüyü dile getirmiştim..

Bu üzüntüyü yansıtabilmek için de, Başkanı olduğu MHP’-nin kurucusu ve yaşatıcısı Başbuğ Alparslan Türkeş’in, mezarında kahrolmakta olan ruhunu seslendirmiştim.. Bugün de aynı konuya devam edecek, Bahçeli’nin, Nihal Atsız’a da mezarında ıztırap çektirmekte olduğunu ele alacağım.

Evet bu manzara karşısında şaşırmış haldeyiz, Partisinin adı Milliyetçi, hareketlerinde tek hedef Milliyetçilik olan bir parti, nasıl olur da Milliyetçiliği ayaklarının altına aldığını söyleyen birinin yanında olabilir?.. Buna Türkçülüğün kurucuları ne derler?

Hüseyin Nihal Atsız(*), kutsal Türk Milliyetçiliği fikrini, milletimize bayrak ve meş’ale yapmış olanların başında gelen bir kişidir.. Türkçülük idealinin, karşıtlarıyla savaştığı yıllarda, mücadelenin bayraktarlığını yapmış olan Ziya Gökalp’ten o yüce bayrağı devralanların en başında gelenlerindendir.

Bu yüzden önce kısaca Atsız’ı, yeterince tanımayanlara birkaç satırla tanıtayım. Hayatı, küçük yaşından itibaren Türkiye’de ve yurtdışında yaşadığı çeşitli mücadelelerle geçmiş olan bir Türkçüdür Nihal Atsız.. Ayrıntıları da son derece enteresandır. Kısaca özetleyeyim..

Ocak 1905’te İstanbul’da doğdu. Babası Gümüşhane’li bir çiftçi ailesinin oğlu olan Binbaşı Mehmet Nail Bey, annesi ise Trabzon’lu Fatma Zehra Hanım. Atsız, ilk eğitimine İstanbul Kadıköy’de Fransız okulunda başladı. Okul binası yanınca yanındaki Alman okuluna geçti..

O yıllar I. Dünya savaşı yıllarıydı. Babası, Kızıldeniz’de görevli Malatya gambotunun süvariliğine atanmıştı. Fakat Türk-İtalyan savaşı sebebiyle gambotumuz Süveyş’e sığınmak zorunda kalmıştı. Ailesi ile birlikte oralara gitmiş olan küçük Nihal, eğitimine Süveyş’teki bir Fransız ilkokulunda devam etti. Bu okuldaki İtalyan sınıf arkadaşlarıyla sık sık kavga eden Atsız’ın Türkçülük fikirleri işte o zaman canlanmaya başlamıştı..

döndükten sonra lise tahsilini tamamladı, Üniversitede Tıbbiyeye yazıldı. Oradan Askeri Tıbbiyeye geçti. Üçüncü sınıfta iken okuldan atıldı. Sebep, Ziya Gökalp’in cenaze töreninde, Türk milliyetçileri ile, azınlık ve solcular arasında çıkan kavgaya katılmış olmasıydı..

Askeri Tıbbiyeden atıldıktan sonra, bir süre Kabataş’ta vekil öğretmen olarak çalıştı. Sonra eğitimini tamamlamak için Yüksek öğretmen okuluna yazıldı. Mezun olduktan sonra Prof. Fuat Köprülü’nün asistanı oldu ve edebi çalışmalarına hız verdi. Atsız isimli mecmuayı çıkardı. 1933’te, Reşit Galip, Hikmet Bayur ve Hasan Ali Yücel’in ortak kararı ile asistanlıktan da atıldı. Malatya’ya giderek, Ortaokulda Türkçe öğretmeni oldu. Burada da Türkçü faaliyetlerini sürdürdü, Orhun mecmuasını çıkardı. Bu dergi de maalesef Hükümetçe kapatıldı. Kendisi de Malatya’dan Edirne’ye sürgün gitti..

1934 yılında Kasımpaşa’daki Deniz Okulu’na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Fakat azınlıkların okula alınıp alınmaması meselesi konusunda müdürle arasındaki çıkan anlaşmazlık yüzünden buradan da atıldı. 1944 yılına kadar özel liselerde edebiyat ve Türkçe öğretmenliği yaptı. Kapatılan Orhun dergisini yeniden yayınlamaya başladı.

ATSIZ’IN BİRİNCİ AÇIK MEKTUBU

Orhun dergisinin Mart 1944’te yayınlanan 15. Sayısında, İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun konferansında komünistlerin küstah hareketlerine yer vererek, zamanın Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben birinci ‘açık mektub’unu yayınladı.

Yazısına şu satırlarla başlamıştı: “Sayın Başvekil, hem Türkçü, hem de Başvekil olduğunuz için size bu açık mektubu yazıyorum. Yalnız Başvekil olsaydınız bunları yazmak emeğine katlanmazdım. Çünkü Türkçü olmayan bir Başvekile hitap etmenin ne kadar boş olduğunu bilirim...

Millet Meclisinde, 5 Ağustos 1942 günü verdiğiniz nutukta, ‘Biz Türküz-Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız! Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal bir vicdan ve kültür meselesidir!’ demiştiniz.

...Bu sözlerinizin Türkçü çevrelerde nasıl sevinçle karşılandığını anlatmaya lüzum yoktur. Fakat aradan bir buçuk yılı aşan bir zaman geçtiği halde biz, Türkçülüğün iş alana (uygulama) geçmediğini görmekten doğan bir sıkıntı içindeyiz. Fikirler iş haline geldiği zaman mânalanır (anlam kazanır). Biz buna Ülkü deriz. İş haline gelmeyecek fikirler ise ham hayalden başka bir şey değildir..”

HHH

...Atsız’ın 1. Mektubunun ayrıntılarını burada kesiyorum.. Çünkü devam edecek olursam, Nihal Atsız’ın hayatının sadece bir yılı ile sütun dolacak.. Sonrasını haftaya özetlerim..

Şimdi bir iki soru sorarak bugüne notayı koyayım..

Siz ne diyorsunuz Sayın Bahçeli Nihal Atsız’a?..

Hayatını Türk Milliyetçiliğinin idealden icraata geçmesine adamış bu yüce düşünürümüze?.. Türkçülüğe hizmet uğruna oradan oraya sürgün edilmiş.. Milliyetçilik fikrini yayma adına çıkardığı Atsız ve Orhun dergileri sürekli kapatılmış.. Bütün bu fedakarlıkları, bugün partinizin temsil etmesi gereken, Türkeş’in de yadigarı olan Tükçülük ülküsüne hizmet adına yapmış..

Bu milliyetçi hizmetleri sebebiyle, aralarında Başbuğ Türkeş’in de bulunduğu 22 arkadaşı ile birlikte hapse atılmış, tabutluklarda süründürülmüş..

Zatıaliniz ise bugün, milliyetçiliği ayaklarının altına aldığını söyleyen Tayyip Bey’den hesap soracağınız yerde, ona destek peşindesiniz.

Atsız’ın, zamanın Başbakanına sorduğu ve sonunda onun fikirlerinin ham hayal olduğunu söylediğini unutuyorsunuz.. Sizin de bugün, başımızdakilerin bazı ham hayallerini yüzlerine vurup, mevcut Başbakana hesap sormanız gerekirken, onlara desteklik peşinde koşuyorsunuz..

Meclis Başkanı Kahraman, “Mustafa Kemalsiz 19 Mayıs mesajı” yayınlıyor... Sizden çıt çıkmıyor.. Çünkü siz şu sıralar siyasi çıkar manivelası olan milletvekili listesi yapmakla meşgulsünüz.. İşinize gelmeyenleri liste dışı bırakma peşindesiniz..

Bu tür davranışınızla Türkeş döneminden kalan Türkçüleri üzüyor, Türkeş’in yanı sıra Nihat Atsız ve diğer fikri mimarlarınızın ruhlarına eza çektiriyorsunuz. Ama bizler;

Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan

Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan

Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan,

Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz..

diyen Atsız Hocamızı dinlemeye devam etmekteyiz. Konunun devamı haftaya..

-------------------------------------

(*) NİHAL ATSIZ/Sakin Öner.. Toker Yayınları-100 Büyük Edip ve Şair Dizisi no: 32. www.tokeryayinlari.com

Bu yazı toplam 797 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar