1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Neoliberalizmin yıkılışı kaçınılmaz
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Neoliberalizmin yıkılışı kaçınılmaz

A+A-

Bugün ABD’de yeni Başkan Joe Biden yemin ederek görevine başlıyor.  ABD’de neler olacak bilemeyiz ama Biden’in başkanlığı sürecinde dünyada önemli değişikliklerin olacağı kuşkusuz. Biz kâhin falan değiliz ama stratejik öngörü eğitimimizin iyi olduğu söylenebilir.  Biden döneminde ABD’nin vazgeçilmez çatışma politikalarının alanının yine Orta Doğu, Çin, Rusya olacağı bilinen durum. AB ile müttefikliğin Biden döneminde ön plana çıkması çok muhtemel. Ancak AB’nin bir güç odağı olmasına ABD’nin çok da fazla izin vereceğini düşünmemek lazım. ABD bu konuda “Sahayı ben çizerim, sen o çizdiğim sahanın içinde oynarsın. Dışına çıktığında maçı tatil ederim.” diyor yıllardır. Bizim asıl vurgulamak istediğimiz önümüzdeki dönemde dünyanın sosyo-ekonomik sisteminde olması muhtemel değişikliklerdir. Ekonomik sistemler sosyal yapıların temel oluşturucularından belki de en başta gelenidir. Sistem denilen kavram, içinde barındırdığı değerler ile ayakta durur, hayatta kalır ve yaşar. Bugün tüm dünyanın başına bela hale gelen Neoliberalizm baştan itibaren değersizlikler üzerine kurulmuş yoz bir ekonomik düzen idi. Lakin medya gücünün etkin kullanımı sayesinde oluşturulan “algı yönetimleriyle” 40 yıldan fazla bir süre dünyadaki insanların büyük çoğunluğunun gözlerini boyamayı başardı. Neoliberalizm aslında Friedrich August von Hayek tarafından ortaya koyulmuşsa da günümüz dünyasında asıl hayata geçiş dönemi Françis Fukayama ile başladı denilebilir. Dünyaca ünlü siyaset bilimcisi Françis Fukayama yazdığı kitaplarla Neoliberalizm teorilerinin öne çıkmasında etkili olmuştur. Çünkü Neoliberalizm, dünyayı etkisi altına alan bir ekonomik kriz döneminde ortaya çıkan ekonomi modeliydi. Françis Fukayama da ''Tarihin Sonu ve Son İnsan'' adlı eserinde, tüm ülkelerin yeni bir ekonomik modele ihtiyaç duyduğunu ifade etmiştir. Neoliberalizmin esas aldığı temel serbest piyasa ve fırsat eşitliği olarak belirlenmişti. Lakin üretimin temel dört unsurundan bir olan sermaye giderek diğer üretim faktörlerini etkisi altına almış, devamında da büyük bir ekonomik yozlaşmayı beraberinde getirmiştir. Sürekli yozlaşarak ve giderek günümüze kadar gelen Neoliberalizm süreci toplumların büyük kesimlerinin daha çok yoksullaşmasına büyük sermayelerin ise daha fazla büyümesine neden olmuş bu durum da toplumlarda gelir dağılımı uçurumunun derinleşmesine neden teşkil etmiştir. Söz konusu dönemde özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu süreç aynı anda sosyal yozlaşmalara ve değerler kaybına sebep olmuştur.

YOKSULLUĞA BAŞKALDIRI

ABD dünyada “Neoliberalzmin” adeta en büyük temsilcisi konumunda olan ülkedir. Yukarıda işaret ettiğimiz “toplumlarda geniş kitlelerin yoksullaşması” dünyada beklenmeyen bir “pandeminin” ortaya çıkması ile daha da çarpıcı bir biçimde insanların yüzüne vurdu. Bu durum özellikle ABD’de geniş kitlelerin harekete geçmesine bir kıvılcımı yeterli kıldı ve ABD’nin tarihinde örneği olmayan “kongre baskını” yaşandı. Hatta ABD’de bir iç savaş bu günün en büyük kâbusu durumunda. Çünkü ABD’deki kongre baskınının esas nedeni Trump’u desteklemek görüntüsü altında yoksulluğa bir başkaldırı idi.  Hamish McRae’nin TheIndy Business’da yazdığı makalesinde belirttiği üzere “Sadece yüzyılda bir meydana gelen şeyleri adlandırmak zor. Ama pandeminin ciddiyeti ortaya çıktığında bile, pek çok kişi bunun mali sonuçlarını doğru şekilde kavrayamadı. Küresel ekonomi, barış zamanı bugüne kadarki en kötü darbesini alıyor.” Evet, doğru pek çok kişi bunun mali sonuçlarını kavrayamadı çünkü sosyal boyutunun ön plana çıkması mali boyutunun çok üzerinde olabilecekti. Sosyal boyutun sosyal patlamalar olarak tezahür edebileceği endişesi Neoliberalizmin en büyük savunucularının bile korkusu haline geldi ve Neoliberalizmin ömrünü doldurduğunu ifade etmeye başladılar.

Osman Ulagay Hoca’nın da altını çizdiği gibi neoliberalizmin miadını doldurduğunu ilan eden kişi Davos toplantılarını düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucu başkanı Klaus Schwab’dan başkası değil. Dünya Ekonomik Forumu’nun baş destekçisi olan iş dünyasının ve küresel elitlerin nabzını tutan kişiler arasında ayrıcalıklı bir konumda bulunan Dr. Schwab’ın, COVID-19 pandemisiyle gelinen noktada böyle bir çıkış yapma gereğini duymuş olması bu nedenle özel bir anlam kazanıyor. Bilindiği gibi Davos toplantıları Neoliberalizmin yol haritalarının çizildiği, bizde de merhum Özal’ın zamanında çok önem verdiği ve koşa koşa gittiği toplantılardı. Dr. Schwab, The Great Reset başlıklı yeni kitabında “Pandemi sonrasında zenginlerden yoksullara ve sermaye sahiplerinden emekçi kesime büyük bir kaynak transferi yaşanacak.” diyor. Bu büyük bir dönüşümdür. Yine aynı Dr. Schwab şöyle söylüyor  “Ben yıllardır sorumlu kapitalizmi savunuyorum. Şu anda iki dev sorunla karşı karşıyayız. Birincisi zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumun giderek derinleşmesi, ikincisi iklim krizi. Şimdi bunlara bir de COVID-19 pandemisi eklendi. COVID-19 krizinden en fazla zarar gören iki ülkenin, yani ABD ile İngiltere’nin, neoliberalizmin en etkili ülkeler olduğu da bir gerçek. Pandemi krizi neoliberalizmin miadının dolduğunu göstermiştir… Değişmesi gereken şeylerin başında neoliberal ideoloji geliyor. Kökten-serbest-piyasacılık işçi haklarını erozyona uğratmış ve iş güvenliğini yok etmiş, devletin ekonomideki rolünü sıfırlamış, vergiden kaçınmayı özendirmiş ve devasa boyutta yeni küresel tekellerin oluşmasına yol açmıştır. Kapitalizmi yaşatabilmek için neoliberal ideolojiden kurtulmak şart haline gelmiştir.” Görüldüğü üzere dünya yeni bir ekonomik sistem sürecinin eşiğinde ve ancak bir sistem değişikliği ile ülkelerde sosyal barışın sağlanarak devam ettirilebileceği düşünülüyor. Zaten tüm ekonomik sistemler “büyük kırılmalar” sonucu değişmiştir. Covit-19 da dünyanın yaşadığı o büyük kırılmalardan biridir. Neoliberalizmin sürekliliği gerçekte de asla mümkün değildi zaten. Çünkü insan doğasına aykırı birçok olguyu içinde barındırıyordu.

 Gazi Mustafa Kemal Atatürk salt Neoliberal bir ekonominin ülkeleri bir gün felakete sürükleyebileceğini yüz yıl evvel öngörmüş olduğundan kamu ve özel sektörün içinde birlikte yer bulduğu  “devletçilik- yani planlı karma ekonomi” ilkesini Cumhuriyetin temel taşlarından biri olarak hayata geçirmişti. Hem sermayenin yani özel sektörün hem de kamunun ekonomik yapı nedeniyle dingin ve dengeli bir yaşam sürebilmesi için “Planlı Karma Ekonomi” sisteminin yaşama geçirilmesi kaçınılmazdır. ABD bile böyle bir sistemi veya benzerini benimserse hiç şaşırmamak gerekir.

Bu yazı toplam 546 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar