1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Münhasır bölge ilanında çok geç kalıyoruz
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Münhasır bölge ilanında çok geç kalıyoruz

A+A-

Milletçe iç politikanın, günlük yaşamın peşine düşmüşken etrafımızda olanların farkında olamıyoruz. Örneğin günlerdir İstanbul seçimleri ile yatıp kalkıyoruz. Biz bunlarla meşgul olurken çevre ülkeler geleceğimizi götürüyor. Dış politik arenada yapayalnız kaldık ve çok büyük açmazlarla karşı karşıyayız. Geçmişte Davutoğlu'nun yürüttüğü dahiyane (!) "değerli yalnızlık" zırvalığı sonucu bu günlere geldik. An itibarıyla Doğu Akdeniz'de, Kıbrıs meselesinde, terörle mücadelede, Suriye'de, Orta Doğu'da, NATO'da, AB'de, küresel ekonomide velhasıl her alanda yalnızız. Türkiye bugün dört bir yandan ağır bir saldırı altındadır. Bu saldırı herhangi bir devletin ordusunun saldırısı değildir tabii. Bu saldırı "diplomatik alanlarda oluşan" ancak "ekonomik ve siyasi alanlarda" büyük sonuçlar doğurabilecek bir saldırıdır.

Türkiye'nin bugün en büyük sorunu Doğu Akdeniz'deki muhtemel hadiselerdir. Çünkü servetin kaynağı orada olduğundan saldırı da o perspektiften gelmektedir. Irak'ın ve Suriye'nin kuzeyindeki PKK/PYD garnizon devleti meselesi de Doğu Akdeniz'deki meselenin tamamlayıcı bir unsuru konumundadır. Türkiye geçmişte bölgede ciddi stratejik seçim hataları yapmıştır. Mavi Marmara olayı ile İsrail'i karşımıza aldık, adamlar geçmişte hiç istemedikleri halde (Yahudiler ile Katolikler hiç uyuşmamışlardır) şimdi Yunanistan ve GKRY ile kanka oldular, gazı petrolü birlikte arıyorlar. Mısır konusunda duygusal davrandık şimdi onlar da Türkiye'nin karşısında. Suudi kralını Ankara'da ağırladık adamlar şimdi Türkiye'ye her türlü hainliğin içindeler. Suudi Körfez İlişkileri Bakanı Tamer El Sabbah denen adam ABD'li yetkililerle birlikte bizim 35 yıldır mücadele ettiğimiz terör örgütü PKK/PYD'yi ziyaret ediyor, onları meşrulaştırıyor ve Suriye'nin kuzeyindeki Arap aşiretlerinden PKK/PYD'ye destek olmalarını istiyor. Daha büyük düşmanlığı nasıl yapsın?

Türkiye en ciddi stratejik hatasını "Orta Doğu'da Müslümanların lideri olmaya soyunmakla" yaptı. Hiç bir ülkenin böyle bir liderliği kabullenmeye asla niyeti yoktu. Türkiye bunu göremedi. Lakin bu bir anlamda duygusal bir yaklaşım olarak da görülebilir. Ama unutmamak lazım ki hangi dinden, dilden, etnik kökenden olurlarsa olsunlar milletlerin sürekli dostluğu ya da sürekli düşmanlığı olmaz sadece "dönemsel çıkarları" olur. Burada Azerbaycan ya da Pakistan gibi bir iki istisna ülke çıkabilmesi diğerlerinin de böyle olacağı anlamına gelmez. Dış politik ilişkilerde duygusallığa ve geç kalmaya asla ve asla yer yoktur. Şimdi geç kalmamızdan dolayı kısa bir süre sonra Doğu Akdeniz'de ciddi sorunlarla karşılaşabiliriz. Geçtiğimiz günlerde AB'nin Akdeniz'de kıyısı olan yedi ülkesi Malta'da biraya geldi ve doğal gaz-petrol kaynakları ile ilgili yaşanan krizde GKRY'ye destek verdi. GKRY ve Yunanistan Türkiye'den yıllar önce davranıp her türlü madrabazlığı da yaparak KKTC'nin ve Türkiye'nin Ekonomik Münhasır Alanlarını sanki kendilerine aitmiş gibi dünyaya empoze ettiler. Yalnızlığımızdan yararlanan ve karşımızda konuşlanan akbabalar da buradan pay kapma amacı ile Yunanistan'ı ve GKRY'yi desteklemeye devam ettiler. Malta'da bir araya gelen Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Malta ve GKRY Türkiye'nin kendi tapulu arazisindeki yaptığı sondaj çalışmalarını yasa dışı olarak tanımladılar ve son vermesini istediler. Düne kadar Türk Ordusu "höt dediğinde al sana bir yanak" diyecek kadar zavallı olan Yunanistan'ın tırıvırı Başbakanı Çipras bile Türkiye'yi tehdit etme cüretini göstererek "Kim uluslararası hukuka saygı göstermiyorsa sonuçlarına katlanmalı" diyebildi.

 Türkiye, 1577 km. kıyı uzunluğu ile Akdeniz'de en büyük sahildar devlettir. Bu nedenle Türkiye, Doğu Akdeniz'de 234.814 km2 (bazı iddialara göre 150.000 km2) ile en büyük kıta sahanlığına ve ekonomik münhasır bölgeye (MEB) sahiptir. Coğrafya asla değiştirilemeyeceğinden bu alanların değişmesi de söz konusu olamaz. AB sürekli olarak Akdeniz'de MEB haritaları yayınlıyor ve bu haritalarda Ege Denizi'nin hemen tamamı ile Doğu Akdeniz'in çok büyük kısmı Yunanistan'ın ve GKRY'nin MEB'si olarak gösteriliyor. Bu bir algı operasyonudur ve yakın vade içinde dünya kamuoyunu bazı oldu bittilere hazırlama faaliyetidir. Dünyada artık kıta sahanlığından bile öne çıkan MEB'lerdir. Açıklanan bilimsel verilere göre Doğu Akdeniz'deki MEB'mizde ülkemizin 500 yıllık enerji ihtiyacına yetecek ve trilyonlarca $ değerinde hidrokarbon rezervlerimiz mevcuttur. Kıyıdaş ülkeler alanlarını belirlemek amacı ile sürekli anlaşmalar yaparken biz hâlâ kimse ile bir anlaşma yapmadık.

1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi daha uluslararası hukukta yürürlüğe girmemişken sözleşmeye taraf bile olmayan ABD, çevre denizlerinde hemen MEB ilan etmişti. Bir ülkenin MEB'miz var diyebilmesi için bunu dünyaya resmî biçimde ilan etmesi şarttır. Türkiye olarak biz neden hâlâ Münhasır Ekonomik Alanlarımızı ilan etmedik, bunu anlamak mümkün değil. Bir korkumuz mu var? En azından GKRY kendi MEB'sini ilan ettiğinde Türk Dışişleri'nin de derhal Türkiye'nin MEB'sini ilan etmesi gerekmez miydi? Bunun olmaması trilyonlarca $'lık millî servetlerimizi kaybetmemize sebep olabilir. Bu konuda çok geç kaldığımız görülüyor. Türkiye konumundan kaynaklanan MEB'si için çok ivedi biçimde Libya ile bir anlaşma imzalamalı, Türkiye-Libya kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarını belirleyerek ilan etmelidir. Bu sınırlar; Bodrum-Libya MEB sınırı hattında kalan ve batı ucu koordinatı 33drc. 45 dk. Kuzey- 23drc. 20dk. Doğu, doğu ucu ise 33 drc. 40dk. Kuzey- 32drc. 16dk. 18sn. Doğu koordinatı olan alanı içermektedir. Halen yayınlanan tüm haritalarda hem AB, hem Yunanistan hem de GKRY bu alanın hemen hemen tamamını kendilerine ait gösteriyor ve mülkümüze çökmeye çalışıyorlar. Atalarımızın bir sözü vardır; "Sona kalan dona kalır." Elin kıytırık Rum'u da cesaret bulup personelimize uluslararası tutuklama emri çıkarttırıyor. Ağzının payını vermekte gecikmemek gerek. Yoksa atı alan Üsküdar'ı geçmiş olacak.

Bu yazı toplam 894 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar