1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Koronavirüs ve eğitim sorunumuz
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Koronavirüs ve eğitim sorunumuz

A+A-

Dünyada olduğu gibi Türkiye'nin başında da bir koronavirüs belası var. Devletimiz elinden gelen tüm gücüyle ve tüm kurumları ile bu salgınla mücadele ediyor. Bütün sağlık camiası gecesini gündüzüne katmış, insanüstü bir gayretle ülkemizi bu büyük faciadan korumaya çalışıyor. Hepsine minnettarız. Peki, devletin en tepesinden en altına kadar tüm yetkililer ve tüm sağlık çalışanlarının bu gayretlerine karşılık vatandaşların tutumları bu salgını önlemeye uygun mu? Bizce hayır, hem de kocaman bir hayır. Bu iş bir eğitim sorunudur, başka hiçbir şey değil. Yahu tüm dünyada insanlar patır patır ölüyor bizim vatandaşların bir kısmı bundan bile ders almıyor ve "virüs bize bir şey yapmaz" gibi zekâ özürlü bir yaklaşımla ormanda piknik yapıyor, düğün yerinde halay çekiyor, çayırda etrafına topladığı kalabalığın önünde üstü çıplak güreş tutuyor. Geri zekâlı biri bile bunu yapmaz. "Bize bir şey olmaz" gibi aptalca bir yaklaşım var. Olur, kardeşim olur, ölürsün! Bu kadar basit. Hadi sen öldün diyelim bir de etrafına bulaştırdığın insanların da ölümüne sebep olursun. Başta Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu işin başındaki en yetkilisi Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca ve tüm bilim insanları "evde kal" yani "izole ol" diyor, bizim milletin yarısı dışarıda!

İlkel zihniyet

Hep söyleriz vatan bizim için en kutsal değerlerimizin başında gelir. Peki, vatanı vatan yapan nedir? Üstünde yaşayan millettir. İyi de birader sen bilinçsizce bu virüsün yayılmasına sebep olarak milletin kırılmasına sebep olmuyor musun? Sorun burada işte. Zaten adam bu kadar düşünebilse devletin, bilim insanlarının söylediklerine kulak verir ve onların dediklerini harfiyen yapar. Evde kal diyorlar, adam dışarı çıkıp piknik yapıyor. Tarım Bakanı piknik yerlerini yasakladı, adam evde dolma yapmış yine piknik yapıyor. Peki, neden doğruyu düşünemiyor bu insanlar? Tek sebep eğitimsiz olmaları! Eğitim, bireyin anne karnında iken başlayıp yaşamı boyunca süren reel bir süreçtir. Bu süreç doğru verilerle işlenerek ve yüklenerek sürdürülmez ise böyle beyninin girinti ve çıkıntıları oluşmamış, korteksi dümdüz bireyler yetişir, onlar da evde kalın, birbirinize yanaşmayın denildiği halde halay çeker, güreş tutarlar ve koronavirüsü tüm ülkeye yayar hem kendilerini hem de milleti öldürürler. Bu ilkel zihniyetin ta kendisi değil midir? Memleketin bir kısmında bireyler dayanışma içinde, evde kalıyor öbür kısmı bize bir şey olmaz deyip sokaklarda geziyor. Bir kısmı sorumluluk taşıyor öbür kısmı korona taşıyor. Hele geçenlerde kendisini karantinaya almak için yardımcı olan görevli Türk Polisinin yüzüne tükürerek "ben ölürsem sen de öl" diyecek kadar iğrençleşen bir mahlûk görüldü bu korona sürecinde. Bu tip varlıkları insan olarak bile saymamak lazım. O kahraman Türk Polisinin attığı tırnak bile olamaz o yaratık.

Akıllı ile kurnaz!..

Koronavirüs bir hastalıktır. Hastalık tıp bilimi yani fen ile yenilir, çareleri bulunur. Fen için ise akıl gereklidir. Peki, akıl nasıl oluşur? İstatistikteki çan eğrisinin anlamlı kabul edilmeyen uç noktalarını yani doğuştan yüksek zekâ ile eksik zekâ bölümlerini ayırırsak tüm insanlar genelde normal bir zekâ ile doğarlar. Doğuştan itibaren var olan bu zekâ eğitimle işlenirse akıl, hayat ile işlenirse kurnazlık haline gelir. Akıllı insan evinde oturuyor, ya da olabildiğince kendisini izole ediyor, sosyal mesafe bırakıyor, kurnaz insan ise güreş tutuyor, piknik yapıyor, halay çekiyor. Çünkü korteks düz ve program yüklenmemiş. Eğitimde hâlâ hatalar devam ediyor, nasıl bir akla hizmetse evden eğitim uygulamasında ortaokul talebelerine rahmetli bir başbakanın idam edilişinin çizgi görüntüleri veriliyor. Bize göre bu bile Millî Eğitim sisteminin içindeki FETÖ terör örgütü mensuplarının hâlâ temizlenmediğinin işareti gibi geliyor. Başka kim bu sistemi böyle sabote etmeye çalışır ki? Ulusal bir TV kanalında bir haberde Millî Savunma Bakanı Akar, "Çin'den gelen ilaçların birebir muadillerini Türk Silahlı Kuvvetlerindeki askerî kimyagerlerin ve askerî doktorların üretebileceklerini ve bunun için çalışmaya başladıklarını" ifade etti. (Tabii bu arada haber sırasında Akar'ın haberle ilgili görüntüleri diye Akar'ın bir savunma sergisindeki silahları ve araçları incelediği sırada çekilen görüntülerinin verilmesi de televizyon haberciliği harikası olarak kabul edilebilir!)

Kendi tırnağın varsa kaşırsın başını

"Stratejik öngörü" devlet yönetiminde en önemli esasların başında gelir. Yani bugünden geleceği kestirebilmek ve o koşullara göre her alanda hazır olabilmek kuralı. 1983 yılından itibaren devletin elinin şurada ne işi var, burada ne işi var denilerek "liberal ekonomi ve özelleştirme" adı altında satılan ya da kapatılan bazı kuruluşlara bugün ne kadar çok ihtiyacımızın olduğu ortaya çıktı. Bu kuruluşlardan biri de Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK)'nın elindeki İstanbul/Bomonti SSK İlaç Fabrikası idi. Seskaljin, Seskamol, Seskasit, Seskasilin gibi ilaçları piyasa maliyetinin çok altında üretiyordu. Ama 2005 yılında kapatıldı. Bu kapatmada da kimler nasıl etkili oldu bilmiyoruz. Korona felaketinin bize anlattığı gerçek üzere Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü'nün de eskisi gibi aşı ve benzeri milletimiz için hayati olabilecek ürünleri yeniden üretmeye başlamasının gerektiğidir. Allah'tan Millî Savunma Bakanlığı İlaç Fabrikası bugün bir ölçüde varlığını koruyor. MSB İlaç Fabrikası Müdürlüğü ürettiği stratejik, kritik ve hayati öneme sahip olan KBRN (kimyasal biyolojik radyoaktif nükleer) tıbbi savunma ürünlerinin yanı sıra diğer ilaç ve tıbbi sarf malzemelerin de kolayca imalatını yapabilecek durumda bulunuyor.

Sayın Akar da bu nedenle eşdeğer ilacı yapabiliriz dedi. Çünkü MSB İlaç Fabrikası Müdürlüğü bünyesinde 6 üretim laboratuarı ile 3 AR-GE laboratuarı bulunuyor. Devlet bazı hayati üretim olanaklarını elinin altında tutmalıdır. Günümüz dünyasına bakıldığında gelecek dünyasının bugünden çok daha zorlu koşulları içereceği anlaşılıyor. Görüldüğü gibi korona koşullarında bile "kendi tırnağın varsa kaşırsın başını" kuralı geçerli. Yerli ve millî ne üretebiliyorsak hepsine ihtiyacımız var.

Bu yazı toplam 104 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar