1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Korona gerçekleri ve öğrettikleri
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Korona gerçekleri ve öğrettikleri

A+A-

 "Tarih, tarihten ders çıkartmayan milletlerin yaşadıkları felaketlerin anlatımları ile doludur."

Bu ifademin önemi aşağıda ortaya çıkacaktır. 1962'de bir kitap yayınlandı ve dünyada birçok şey değişmeye başladı. Kitabın adı "Kapitalizm ve Özgürlük". Yazarı da ünlü iktisat teorisyenlerinden Milton Freidman. Freidman bu kitabı ile bizlerin de İktisat derslerinde okuttuğumuz "Neoliberalizm"in günümüz dünyasındaki babası oldu. Aslında Freidman'ın Neoliberalizm kavramı geçen yüzyılın ikinci çeyreğinde ünlü iktisatçılardan Friedrich Von Hayek tarafından ortaya atılmıştı, lakin henüz koşullar uygun hale gelmemiş olduğundan Freidman kadar uygulayıcı konuma geçememişti.

Para nerede Freidman oradaydı

40 yıl önce ABD'de başkanlık koltuğuna oturan Ronald Reagan'ın Milton Freidman'ın bu kitabındaki düşünceleri kamuoyuna işlemesi ile iktidar olduğu bilinmektedir. Kitabın özündeki tez "özgürlüğümüzü korumak hem kapılarımızın dışındaki düşmana hem de kendi yurttaşlarımıza karşı korumak olmalıdır. Bu; yasa ve düzeni korumakla, özel sözleşmeleri hayata geçirmekle ve rekabetçi piyasaları hayata geçirmekle sağlanabilir." Freidman sözde özgürlüklerin savunucusu görünüyordu ama Şili'de Pinochet darbesini destekledi, bir avuç zengin azınlığın çıkarları için yazıp çizmekten geri kalmadı. Yani kısacası bilim adamı kılığında bir sahtekârdı. Para nerede o oradaydı. Reagan yönetiminde ABD'deki ekonomik süreci de bu zihniyetle haritaladı. Reagan ile aynı dönemde olan İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve ne acıdır ki Turgut Özal da "Neoliberalizm"in dünyadaki ateşli savunucuları arasında oldular. Aslında ekonomik ve politik bir sistem olarak kabul edilen Liberalizm'in ilk temel kolonunu diken gerçekte bir "fziyokrat" olan ve dünyanın en büyük iktisatçılarından biri kabul edilen Adam Smith'dir. Smith'in 1776 yılında yayınladığı "Ulusların Zenginliği" kitabı ve onun özünü oluşturan "laissez-faire, laissez-passer" (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) ilkesi önce liberallerin sonra da neoliberallerin sloganı olmuştur. Türkiye'de bir zamanlar ekonomi dehası diye millete algılattırılan merhum Turgut Özal da kendisine buyrulduğu üzere her akşam ekranlarda elindeki kalemini sallayarak "Devletin ekonomide ne işi var, devlet sadece kontrol eder, bir ülkenin kaynaklarının ve nüfusunun yüzde 75'i hizmetler sektöründe, yüzde 20'si sanayi sektöründe, yüzde 5'i de tarımda olursa o ülke kalkınmış ülke olur." masallarını tekrarlayarak Adam Smith'in "Vahşi Kapitalizm" ilkesini adeta toplumun iliklerine işletti.

Neoliberalizme cevap koronadan

Yıllarca yazdık çizdik, bir ülke için mal ve bilgi üretimi esastır. Mal ve bilgi üretemezseniz asla zengin olamazsınız. Bu kadar çok hizmetler sektöründe olursanız sonunda dünyanın gelişmiş ülkeleri efendi olur biz de gerçekten hizmetçi sektöründe oluruz. Ama dinletemedik. Sonuçta günümüze kadar geldik. Biz de tabii ki ülkemizde özel sektörün olabildiğince büyümesini, yabancı sermayenin yatırımlar yapmasını isteriz lakin onların da hareket alanları sınırsız olmamalıdır. Yani devletin belli sınırları içinde olmalıdırlar. Sınırsız olursa yani "Neoliberalizm" soytarılığı olursa ne olur? İşte bunun da cevabını canlı canlı korona verdi. Hem de kafamıza vura vura. Böyle öğretiyor. Devlet ekonomik faaliyette bulunmaz, her şey özelleştirilmiş olmalıdır yalanını yerseniz korona geldiğinde 1,5 liralık maskeyi 10-15 liraya, 20 liralık maskeyi 50-60 liraya, 70 liralık maskeyi 150 liraya almaya yani maskeyi üretenin insafına razı olmuşsunuz demektir. Hâlbuki vahşi kapitalizmin Neoliberalizm denilen soyguncu sistemini kabul etmemiş olsaydık "evet devletin de ekonomide eli olur, bu sıradan vatandaşlar için bir balanstır" diyebilseydik, Sümerbank, Merinos, Nazilli gibi dokuma fabrikalarımızı kapatmasaydık o zaman devlet şunu diyebilirdi; "Hey maskeci kardeşim sen maskeyi 15 liraya mı satıyorsun. Sat. Fabrikalarım da üretime geçtiler, ben de halkıma 1 liradan veriyorum. Sen de madem serbest piyasa ekonomisi diyorsun sat bakalım 15 liradan alan oluyor mu?" İşte o zaman o maskeli soyguncular serbest piyasa diye 1,5 liralık maskeyi 15 liradan satmaya kalkamazlardı. 10 liralık kolonyayı 60 liradan satamazlardı. (Ha diyebilirsiniz ki efendim geçmişte bu KİT'ler vardı. Hepsi arpalık oldu verimsizleşti onun için kapatıldı. Doğrudur. Siz eğer 100 kişi ile fizibil olan bir fabrikaya 1000 kişi alırsanız o fabrika tabii ki kâr etmez. Ama o tesise yatırım yaparak büyütürseniz hem 1000 kişiyi istihdam edersiniz hem üretimi hem de kârı artırırsınız. Ama o tesisi ileride kapatmayı planladıysanız 100 kişilik yere 1000 kişi alırsınız ve işte kâr etmiyor, bu devletin sırtında kambur, arpalık oldu dersiniz ve sonuçta kapatırsınız. Bu seçtiğiniz siyasi erkin niyet ve maksadı ile ilgilidir.) Geçmişte Teathcer'in de kurduğu bu sistem İngiltere'de bizden daha önce iflas etmeye başladı. İngiliz halkı bu durumu bizden çabuk fark etti. Şimdi de korona bize öğretiyor. Bireyler bu denli büyük düşünmek zorunda değillerdir, zaten birçoğu da düşünemeyebilir ama devlet böylesi küresel salgınlar, büyük savaşlar, büyük afetler gibi felaket senaryolarının her zaman olabileceğini düşünmek, bunlara uygun stratejik planlar geliştirmek, bunları da uygulamaya koyabilecek organizasyonları her zaman hazır tutmak zorundadır. Çünkü devletin fal bakma lüksü yoktur. Biz her zaman Türkiye gibi toplumsal özelliklere sahip bir ülkede özel sektörün geniş girişimcilik alanlarına açık, yabancı sermaye yatırımlarına uygun ama devletin de balans görevini görebileceği yani milletin gerçek anlamda "bekasını" etkileyebilecek sektörlerde bulunmasının şart olduğunu hep ifade ettik.

Tıpların çatışması mı?

Şunun altını kalın çizgilerle çizmek lazımdır; "Millî Savunmanın, Adaletin, Millî Eğitim ve Sağlığın" ticareti olmaz. Bugün tüm dünya gibi biz de bir korona felaketi ile karşı karşıyayız. Sağlık Bakanı bütün iyi niyeti ile çalışıyor, özel hastanelerde hiçbir ücret alınmayacak diye talimat veriyor ama özel hastanelerde hâlâ bazı ücretlerin alındığı da her gün medyaya yansıyor. Bir ticari işletme olarak onlar da haklıdırlar. Kâr etmek para kazanmak için yatırım yapmışlardır, giderleri vardır. Ama unutmamak lazım ki vahşi kapitalizmin günümüz uygulaması olan Neoliberalizmde kârı maksimize etmek için her yol mubah düşüncesi geçerli olmakta buna da ileri girişimcilik denilmektedir. Hâlbuki sağlığın ticareti olmaz ve tüm vatandaşların sağlık hizmetine ücretsiz erişmeleri anayasal haktır. Bugün ABD de aynı bu tür ekonomik çaprazları yaşıyor. Görünen o ki korona dünyada ekonomik ve siyasal alanlarda çok büyük değişiklikler yapacak gibi. Örneğin İtalya AB'den yardım istedi ama hiçbir AB üyesi devlet yardım etmedi. Herkes kendi tırnağı ile başını kaşımak zorunda kaldı. Bu durumda korona "ulus devletin" ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Yani yerli ve millî meselesi çarpıcı biçimde ortaya çıktı. Biz bu virüs meselesinin "üretilmiş" olduğunu düşünenlerdeniz. Buradaki koruyucu tıp ile endüstriyel tıp çatışmasını da ilerleyen yazılarımızda yazacağız. Korona kafamıza vura vura öğretiyor galiba. Tarih unutmamak için vardır.

Bu yazı toplam 1139 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar