1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3.  Kasım Süleymani olayının anlattıkları
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

 Kasım Süleymani olayının anlattıkları

A+A-

Geçtiğimiz hafta içinde Orta Doğu'da çok önemli bir olay yaşandı. İran halkı için adeta bir efsane olan İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani, Irak'ta konvoyuna ABD'nin düzenlediği bir füze saldırısı sonrası öldürüldü. General Süleymani'nin öldürülmesi haberi ajanslara düştüğünde ekranlar bu olayı yorumlayan bir çok yorumcu ile doldu. Mesele çok önemli, durum çok vahim olarak değerlendirildi. Gerçekten de ilk bakışta meseleyi böyle okumak yanlış değildi. Zira bu olayın İran ile ABD'yi topyekûn bir savaşta karşı karşıya getirmesi o anki konjonktürde hiç de gözardı edilecek bir ihtimal değildi. Bu durumda iki devletin Orta Doğu'da topyekûn karşı karşıya gelmesinin bir Üçüncü Dünya Savaşı demek olduğu bir çok kişi tarafından söylendi. Zira bir çok yorumcu Kasım Süleymani'nin öldürülmesi olayı ile Birinci Dünya Savaşı'nı başlatan hadise olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtı Franz Ferdinand'ın 28 Haziran 1914'te Saraybosna ziyaretinde öldürülmesi olayını benzeştiriyordu.

 Görünürde bu doğru bir benzetme olarak görülebilirdi. Lakin iki olay arasında 100 yıldan fazla bir zaman farkı vardı ve bu 100 yıllık süreçte dünyada o kadar çok şey değişmişti ki. Hele son otuz-kırk yılda savaşların şekli bile değişmişti. Emperyal güçler doğrudan savaşmak yerine vekalet savaşları yürütüyorlardı. Buna da düşük yoğunluklu savaş deniliyordu. Bugün dünyanın birçok yerinde özellikle de Orta Doğu havzasında olan tüm savaşlar bu tür çatışmalardır. Yaşanan çatışmaların tam göbeğinde olan neden ise petrol ve gaz yani enerjidir. İçinde bulunduğumuz süreçte petrol baronları Suudi petrolü değerlensin istediler. Bunun için de İran'ın petrol arzının düşmesi gerekiyordu. Uyguladıkları ambargoların ardındaki sebep de budur. Meselenin bir başka yüzü de ABD ile İran'ın Irak'ta savaştıkları gerçeğidir. Süleymani, İran için çok önemli bir figürdü. Kimilerine göre katliam yapmış acımasız bir katil, Orta Doğu'yu parmağında oynatan bir adam, kimilerine göre de bir savaş kahramanı idi. Kudüs Tugayları komutanı olmasına rağmen Kudüs için hiçbir şey yapmamıştı. Süleymani'nin öldürülmesindeki temel gaye bizce ABD'nin bölgede büyük bir mezhep savaşı çıkarma gayreti içinde olmasıdır. ABD'nin 52 kültür yerini vurabileceğini söylemesi de ki, bunun içinde camiler de vardır, bu durum tam da mezhep savaşları çıkarmanın enstrümanı olur. Çünkü Orta Doğu coğrafyasında en kolay istismar edilebilecek zayıf nokta mezhep ayrımcılığıdır.

Suriye tam bir savaş tarlasına dönmüştür, yakında Irak'ın da aynı tabloyu yaşayacağı kuvvetle olasıdır. Olanlara rağmen ABD ile İran'ın topyekûn bir savaşa girmesi olasılığı çok zayıftır. Çünkü güçler eşit değildir. O nedenle ABD ile İran'ın çatışmasından bir dünya savaşı çıkmaz. ABD'de Orta Doğu konusunda bir fikir birliği de yoktur. Trump askerlerini çekeceğini söylüyor, ardından Savunma Bakanı çıkıp böyle bir şey yoktur diyor. Daha sonra 3.500 asker daha Irak'a gönderiliyor. ABD'nin Orta Doğu'daki amacı belli. Vahşi kapitalizm mekansal sıkışıklığı hiç sevmez. Soğuk Savaş döneminde sıkışık durumda idi. SSCB'nin yıkılması sonucu sona eren Soğuk Savaş döneminde stabil olan dünya dengeleri bir anda hareketli hale geçti ve yeni bir düşman yaratma gereği duyuldu. Bu yeni düşmanı "terörizm" özellikle de haksız bir biçimde İslam Dünyasına atfedilerek "İslami Terörizm" diye isimlendirerek dünya kamuoyuna sunuldu. Amaç enerji kaynaklarına sahip Orta Doğu'daki devletleri bölüp parçalayarak kolay yönetilebilir küçük devletçikler haline getirmektir. Çünkü vahşi kapitalizm savaş üretir ve dirençsiz küçük devletler ideal lokmalardır. ABD adeta bir haydut devlet gibi uluslararası hukuku yok sayarak gidiyor, vuruyor, işgal ediyor. Uluslararası hukuk aslında gücün hukukundan başka bir şey değildir günümüzde. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı haksız işgali ile bitmiştir. Demokrasi getiriyoruz diye Irak'a giren ABD, misket bombaları ile yüzbinlerce masumu katlederek kan ve ölüm getirmekten başka bir şey yapmamıştır. Amacı, ikinci bir İsrail denen Kürt Devletini kurarak İsrail'in güvenliğini sağlamak ve hayat sahasını genişletmektir. Buna karşın İran da hayat sahasını genişletmek için Şii hilalini gerçekleştirme çabasındadır. Hizbullah ve Haşdi Şabi bu gayretin vekalet almış taşeronlarıdır. İran, ABD'nin Süleymani saldırısı sonrası büyük toplumsal infial yaşayınca misilleme yapacağını ifade ederek Irak'taki iki ABD üssüne füze saldırısında bulundu. Ancak sonuçta İran'ın söylediği gibi 80 ABD askeri filan vurulmadı ve Trump bunu açıkladı. Yani boş üslere füze attılar. Tam bir zevahiri kurtarma durumu. Halbuki böylesi yeni nesil füzelerin hedeften sapma olasılığı maksimum artı eksi 3-5 metredir. ABD isteseydi elindeki hava savunma sistemleri ile bu füzeleri önleyebilirdi. Ama bilerek önlemedi. İran'ın gazı alınsın diye.

Süleymani olayı hem ABD  hem de İran yönetiminin elini rahatlattı. İran karışıktı, vatandaşlar benzin zamlarını protesto ediyorlardı. Ama bu olay sonrası İran kamuoyu konsolide oldu ve protestolar durdu. Trump'un işine yaradı; konumunu güçlendirdi, ABD kamuoyuna ABD'nin gücünü göstermiş oldu. Sonuçta tansiyon düştü. İran söylem değişikliğine gitti ve ABD yaparsa vururuza dönüştü. İran, Türkiye'ye de Erbil'deki üssü vurarak Kürt Devletine karşıyım mesajını verdi. Ambar'daki üs de PKK'ya yardım eden bir üstü. ABD'nin İran'a yaptırımları da yeni bir faza geçiyor diyebiliriz. Trump "İran akıllı olsun, ben yaptırımlara devam edeceğim." diyor. Aslında bu İran'a "nükleer silahlar konusunda yeni anlaşma yapalım demektir." Bu anlaşma Obama'nınkinden kötü bile olsa ABD kamuoyuna ben yeniden daha iyisini yaptım diyecek. ABD liderliğindeki emperyal gücün güncel hedefi sonuçta İran'ı da Irak ve Suriye haline getirmektir. Daha sonrasındaki hedef ise Türkiye'dir. Zira 1981 yılında İsrail Başbakanı Ariel Şaron "Ankara da ilgi alanımız içindedir." demişti. Dönemin yöneticisi Kenan Evren de İsrail'e çok sert tepki vermişti. Aslında İsrail'in ilgi alanı yani hedefi sadece GAP bölgesi değil Ankara hatta İstanbul'dur. Türkiye bu gerçeği hiç hatırından çıkarmamalıdır. Tabii ki Türkiye bir İran değildir, çok daha farklı ve güçlü niteliklere sahiptir. Örneğin İran hiç terör örgütü ile karşılaşmamıştır, Türkiye ise son 50 yılda 147 ayrı terör örgütü ile başarıyla mücadele etmiştir. Dünyada bunun bir örneği daha yoktur. Netice itibarıyla Süleymani olayının ve muhtemel benzerlerinin öyle büyük bir savaşın nedeni olmayacağı görülmüştür. Çıkan sonuç; Fas'dan Afganistan'a kadar olan Orta Doğu'da savaşların vekalet üzerinden devam edeceği, nihai amacın da büyük bir mezhep çatışması olduğudur. Orta Doğu devletleri ancak bir mezhep çatışması ile parçalanır. Türkiye ise yönetimsel, sosyal ve kültürel yapısı itibarıyla asla bu tuzağa düşürülemeyecek olan tek rol model devlettir.

Bu yazı toplam 522 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar