1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Kara Kartal'ın değerleri
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Kara Kartal'ın değerleri

A+A-

Süper Lig fikstürü yayınlandı, artık lig başlıyor desek yanlış olmaz. Hatta başlayan Avrupa eleme maçlarından ötürü futbol sezonu başladı demek belki daha doğru olur. Hemen her takım iyi transferler yapmak ve yeni sezona iyi başlamak arzusunda. Tabii özellikle üç büyükler açısından bir de UEFA finansal fair-play kriterleri var transferde. Yani kulüp başkanı ve yöneticileri çok zengin de olsalar her istedikleri transferi yapamıyorlar. Biz gözümüzü açtığımız günden beri siyah beyaz renkleri gördüğümüzden ötürü hep Beşiktaşlı olduk. Zira büyükbabamın büyükbabası dâhil tüm sülale tespit edebildiğimiz kadarı ile çarşıdaki kartal heykeline iki yüz metre mesafedeki evde doğmuşuz. Tabii doğal sonuç olarak tüm sülale Beşiktaşlı.

Çocukluğumuz, gençlik yıllarımız hep çarşıda geçti. Sonuçta da "Beşiktaş'ın değerleri" ile büyüdük. İleri yaşlara gelince bu değerlerin ne denli önemli olduğunu daha iyi anladık. Beşiktaş aslında "saray semti". Yani Osmanlı Devletinin tüm aristokrasisi bu semtte ikamet ediyor. Rahmetli babaannemin babası sarayda görevli imiş ve babaannem büyükbabama saraydan gelin olmuş. Beşiktaş aristokrat değerleri özümsemiş ama halk olmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş bir semt. Yani içinde kendini asla toplumun üstünde görmemiş bir değerler manzumesini barındırıyor.

Bizim çocukluğumuzda sokaktaki yumurtacı, çarşıdaki balıkçı, mahalledeki bakkal, ya da duraktaki taksici inanılmaz kibar beyefendilerdi. Bu tamamen Beşiktaş'ın kendine has yapısından kaynaklanıyordu. Çünkü onlar da kendilerinden evvelkilerden böyle görüp öğrenmişlerdi. Herkesin yakından tanıdığı muhteşem bir Beşiktaş beyefendisini örnek verelim; rahmetli Başkanımız Süleyman Seba. Rahmetli babamın da çocukluk arkadaşı olan Süleyman ağabey bir devlet memuru idi. Zengin değildi. Hayattaki tüm mal varlığı rahmetli annesinin de oturduğu iki odalı bir apartman dairesi idi. Oturup kalkmasını bilen, söylediği her söz dikkatle dinlenen, naif, kibar, gerektiğinde de son derece keskin davranan dopdolu bir kişilikti. Şatafatlı ve medyatik bir yaşamı hiç olmadı ama taraflı tarafsız herkesin önünde ceket iliklediği bir kimlikti. Neden? Çünkü Beşiktaş'ın değerlerini özümsemiş olmasının ona kazandırdığı "özgül ağırlığı" çok yüksekti. O nedenle büyük itibar sahibi idi. Yani itibarın sadece özgül ağırlıkla oluşabileceğinin tipik bir örneği idi. Nurlar içinde yatsın. Beşiktaşlı olmanın veciz bir tarifini yapmıştı rahmetli Seba "İyi bir Beşiktaşlı olabilmek için önce iyi bir insan olmak gerekir." Beşiktaş'ın değerlerini özetleyen bir söz. Geçen gün Beşiktaş kampında bir hanım taraftar "Orhan Ak'ı istemiyoruz." diye düşüncesini belirtiyor. Beşiktaş'ın güvenlik görevlilerinin o hanımı tartaklayarak uzaklaştırmaları bizim değerlerimize hiç ama hiç uymamıştır. Bir spor kulübünde küfür, hakaret olmadıkça kimse kimsenin düşüncelerini söylemesine engel olamaz. Ha, küfür hakaret varsa da o konuda karar vermek güvenlik görevlisine ya da bir başkasına düşmez, devletimizin savcısı vardır, hâkimleri vardır, suç duyurusunda bulunursun, açarsın davayı yargı kararını verir. Küfür ya da hakaret eden kişi de sonuçlarına katlanır. Neyse sonrasında kulüp yöneticileri Beşiktaş'a yakışır biçimde bu hanım kardeşimizin gönlünü alıyorlar ve işi tatlıya bağlıyorlar. 

Unutmamak lazım ki; Beşiktaş'ın asıl sahibi taraftarlarıdır. Taraftar ile kulüp arasındaki bağlar koparsa o kulübün başarısı söz konusu bile olamaz. Gelelim Orhan Ak meselesine. Kendisini hiç tanımayız, hiç karşılaşmadık. Basında çıktığı kadarı ile biliriz. Orhan Ak'ın başka takımlarda oynamış olması filan da bizim için hiç sorun değildir. Ama Orhan Ak'ın kulübün temel değerleri ile örtüşen bir geçmişi yoksa taraftarların o kişiyi kabul etmemek gibi hak ve özgürlükleri de vardır. Yine medyada çıktığı üzere eğer doğru ise bir maçta silaha mermi sürmesi gibi bir hareket hem hukuken, hem sportmenlik olarak hem de insani olarak asla kabul edilemez. Bu tür tutum ve davranışlar Beşiktaş'ın tarihten gelen değerleri ile asla ötüşmeyen tavırlardır. Bilmiyoruz ama eğer böyle bir takım sorunları var ise Abdullah Avcı bu arkadaştan hemen vazgeçmek zorundadır. Eğer vazgeçemeyecek kadar derin bağları varsa Beşiktaş'ın daha sezon başlamadan Avcı'dan vazgeçmesinde büyük yarar vardır. Başarılı olursunuz olmazsınız, şampiyon olursunuz olmazsınız bunlar hiç önemli değildir. Bugün olmaz yarın olur yerine koyarsınız. Ama sizi siz yapan değerlerinizden vaz geçer, onların erozyonuna sessiz kalırsanız onları bir daha asla yerine koyamazsınız. Spor yazarı bazı arkadaşlara göre Beşiktaş bu sezon daha rahat bir futbol oynayacak gibi görünüyor. Örneğin Uğur Karakullukçu şöyle diyor; "Şenol Hoca ile yönetim arasında uzun süredir bir sürtüşme vardı. Şenol Hocanın başarıları yönetim katında aynı düzeyde karşılık görmüyordu. Şimdi Fikret Başkan ile Avcı'nın arası iyi. Fikret Orman'da şöyle bir hava var; zaten para yok, hocaya teslim edelim. Bir şey olursa hesap sorarız. Sezon başladığında daha teknik bir takım göreceğiz." Uğur kardeşimizin bu düşüncesi doğru ise her şey Avcı'nın sırtına yıkılmış gibi. Tabii takımın teknik patronu o ama bir de işin yönetim tarafı var. Her şey futbol takımına taktik vermekle bitmiyor ki. Şimdilik transferde öyle büyük yıldızlar göremedik. Tabii para sorunu var. Burada amaç sen-ben-bizim oğlan, biz söyler biz oynarız işi mi yoksa gerçekten Avrupa'da başarı gösterecek bir Beşiktaş'ı mı oluşturmak? İyi futbol iyi yıldızlarla oynanır. Lakin esas olan baştan da dedik ya; değerlerimize sahip çıkmaktır.

 

 

Bu yazı toplam 420 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar