1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. İzlanda maçı ve Şenol Güneş
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

İzlanda maçı ve Şenol Güneş

A+A-

Geçtiğimiz Salı akşamı Türkiye-İzlanda Avrupa Şampiyonası grup eleme maçını izledik. Bu maçı iki bölümde analiz etmek lazım. Birincisi maç öncesi yaşananlar, diğeri de maç süreci. Maç öncesi yaşananlar İzlanda Devleti açısından utanç verici bir durumdur. Oraya gelen sportif bir faaliyet için de olsa bir delagasyondur ve 82 milyon Türk Milleti adına oraya gelmiştir. Türkiye'nin millî takımıdır. İzlanda Devleti gerekli saygıyı ve ilgiyi göstermekle yükümlüdür. Turist kafilesi değildir gelenler. Normal koşullarda VIP muamelesi görmesi gereken bir delagasyon Reykjavik Havaalanında açık biçimde taciz edilmiş ve mobbing uygulanmıştır. Oradaki pasaport polisleri İzlanda Devletinin resmî memurları değil midir? O memurlar daha yukarılardan talimat almamış olsalar öyle davranabilirler miydi? Mümkün değil.

Bundan daha yirmi yıl önce ekonomik iflas nedeniyle ülkelerini satışa çıkaran adamların Türk Millî Takımı kafilesine yaptıklarına bakın. Sporcuları alanda üç saat bekletiyorlar, valizlerini defalarca arıyorlar, sanki ülkelerine uyuşturucu ya da bomba sokacaklar. Böyle bir kepazelik olabilir mi? Öte yandan ekranlarda izledik; hiç bir güvenlik görevlisi kafileye eşlik etmiyor. Saldım çayıra mevlam kayıra usülü. Emre Belözoğlu'nun yanına gelen biri Emre'ye lavabo fırçası uzatıyor mikrofon gibi. Hiç bir polis yok ki müdahale etsin. Ya o adamın elinde bir bıçak olsaydı ve Allah korusun Emre'ye saplasaydı. O zaman ne olacaktı? Halbuki İzlanda Devleti kafileyi ayrı bir kısımdan almalı, pasaportlar önceden işlem görmeli, rutin bir cihaz kontrolü sonrası polis eskortu eşliğinde kalacakları otele ulaştırılmalıydı. Bunların hiç biri olmadı. Amacın sporcuların moralini bozmak olduğu çok açıktır. Bütün bunlara karşın Türkiye olarak bizim yaptığımız bir nota vermek oldu. Zaten devletin yapabileceği başka bir şey de yoktur. Peki, sonrası ne olacak? Altını çizerek söyleyelim ki; devletler arası ilişkilerde "mütekabiliyet prensibi" esastır. Bu prensip çerçevesinde İzlanda Milli Takımı da Türkiye'ye geldiğinde enayicesine Türk misafirperverliği filan dememeliyiz. Çünkü misafirperverlik hak edene gösterilir. Ha efendim biz iyi davranalım onlar mahçup olsunlar filan gibi bir düşünce de safdillik olur. Yok öyle bir dünya. Çünkü adamlar için bizim göstereceğimiz misafirperverliğin hiç bir kıymeti olmayacaktır. İzlanda daha evvel de Türkiye'ye geldi. Onca misafirperverlik gösterildi de sonuç ne oldu? Geçiniz bunları. Kıyakçılığın sonu ayakçılık olur. O halde mütekabiliyet prensibi eksiksiz uygulanmalıdır. Onlar bizi üç saat mi bekletti, biz de onları tam üç saat bekletmeliyiz. Ne bir dakika fazla ne bir dakika eksik. Onlar bizim eşyaları iki defa mı aradı, biz de iki defa aramalıyız. Polisleri oyuncularımızı mı aşağıladı, onlar da aynı muameleyi görmeliler ki akılları başlarına gelsin. Herkese anlayacağı dilden konuşmak esastır. Aksi halde 82 milyon insanımız enayi yerine konulmuş olur. Üstelik de biz bu kepazeliği spor yazarı İsmail Er'in söylediğine göre ikinci kez yaşıyormuşuz. Pes be birader hâlâ mı akıllanmadık? Bu aşağılama ve saygısızlık bütün Türk Milletine yapılmıştır ve karşılığı aynen verilmelidir.

Gelelim maça. İki gün önce dünya şampiyonu Fransa'yı çimlere gömen, 5-6 sıfır kazanabileceği bir maç oynayan Millî Takım'dan sahada eser yoktu. Açık söyleyelim Şenol Hoca bu maçı İzlanda'ya hediye etti. Oyuncuların motivasyonu çok düşüktü. Takım kurgusu yanlıştı. Yahu inanılır gibi değil; elinizde çok formda ve yıl boyu maç oynamış Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür gibi iki süper adam var sen tutuyorsun hiç koşmayan, mücadele etmeyen bir Hakan Çalhanoğlu ile sahaya çıkıyorsun. Daha da vahimi ayağına gelen topu bile tutamayan, futbolcu olduğuna bile emin olamadığımız, tek bir isabetli pas veremeyen, ayakları korkudan titreyerek bir pas almaya dahi gidemeyen, ligdeki takımında bile oynamayan Ozan Tufan ile ilk 11'e çıkıyorsun. Bu hangi dâhiyane aklın ürünüdür? Ne işi var Ozan'ın o takımda? Adam futbolu unutmuş. Yusuf Yazıcı orta alanda Hakan'dan çok daha yararlı olurdu. Hem mücadele ediyor, hem top alıp veriyor. Abdülkadir oyunu hızlandırabilecek tek seçenekti. Burak'ı da kaçırtabilecek tek adam. Maçın başında ilk 11'e koyup neden İzlanda üzerinde baskı kurmadın hoca? Üstelik de hem Hakan'a hem Ozan'a 90 dakika nasıl tahammül ettin? Hadi bunları ilk onbirde çıkardın yahu hiç mi aklına gelmez ikinci devre bunların yerine Yusuf ve Abdülkadir ile başlamak?

Şenol Hoca açık ve net söyleyelim 90 dakika takımı 9 kişi ile oynattı. Yazıktır, yazık. E, neymiş efendim herkesin bir mağlubiyet hakkı varmış. Yok böyle bir palavra. Sen doğru takımla çık, kaybedersin o zaman kimse bir şey demez. Ama sen yanlış takımla çıkarsan eleştirilere de katlanacaksın. Takım inanılmaz dağınık ve uyuşuktu. Kimse ne yaptığını bilmiyordu. Takımın oyununu kuracak bir oyuncumuz yoktu. Daha doğrusu bir oyun planı da yoktu. Ozan defansif orta saha imiş. Şenol Hoca öyle dedi. Gördük defansif orta sahayı, bırakın oyunu geriden kurmayı bir top alıp bir doğru yere pas bile atamadı. Rakip teknikten yoksun bir takım ama diri bir takım ve çok koşarak, fizik gücü ile oynuyor. O zaman senin topu en az süre 1. bölgede tutman lazım. Ama top sürekli bizim 1. bölgedeydi. Adamlar baskı yaptılar, tehlike bölgesi olan 1. bölgede faul kazandılar ve iki golü de böyle yedik. İleriye top taşıyacak olan Hakan sahada yoktu, Ozan yoktu. O zaman Yusuf ve Abdülkadir gibi ileriye top taşıyacak iki adam neden yedek kulübesindeydi? Nitekim bu iki oyuncu girince oyun ileri akmaya başladı. Üstelik Yusuf her mesafeden şut atabilen bir oyuncu. Sen bu adamlarla başla, baştan bir veya iki gol bul sonra kimi sokacaksan sok. Önce en güçlü ekibini savaşa sür.

Açıkçası Şenol Güneş maç içinde oyunu okuyamadı. Kafası neredeydi kim bilir. Bizim bu maçı alabilmemiz için oyunu çok hızlı oynamamız lazımdı. İzlanda sağ kanadı çok hızlı kullandı. Hasan Ali orada tek başına kaldı. Arkasına kademeye giren olmadı. Halbuki Fransa maçında dört kişi kademeye giriyordu. Hakan sahada gezdiği için Hasan Ali'ye hiç bir desteği yoktu. Oyun devamlı sizin 1. bölgenize sıkışırsa, oyunu 2. ve 3. bölgeye taşıyamazsanız gol de yersiniz, defansınız kırmızı kart riski ile de karşı karşıya kalır. İrfan Can, Ozan'dan da Hakan'dan da daha iyi olduğu halde İrfan'ı çıkardı hoca. Anlamak mümkün değil. Adamlar bizden uzun ve hava toplarında daha hâkimler. Biz hâlâ havadan oynadık. Özellikle kalecimizin degajlarında her topu İzlanda aldı. E, be birader o zaman topu yere indir, yerden oyna. Teknik kapasitesi yüksek adamlarımız yerden oyunda rakibe kırmızı kart bile çıkarttırabilirdi. Sonuç itibarıyla bu maç Şenol Güneş'in yanlışları sonucu İzlanda'ya verildi. Daha önümüzde çok uzun bir yol var. Fransa maçındaki oyunumuzu oynarsak grup lideri olarak bile turnuvaya gidebiliriz. Turnuva maçları lig maçlarına benzemez. O nedenle fazla hata kaldırmaz. Dileriz bu maçtaki hatalarımızdan ders alıp gelecek maçları kazanırız. Takım çok iyi oyunculardan kurulu. Genç çocuklar çok istekli. Mutlaka başaracaklar ve bizi gururlandıracaklarıdır.

 Ünlü bir söz vardır; "Hayatta herkes hata yapabilir. Ama yalnız ahmaklar hatalarında ısrar ederler."

 

 

Bu yazı toplam 478 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar