1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. İdlib meselesi Arapsaçı gibi
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

İdlib meselesi Arapsaçı gibi

A+A-

Türkiye hafta içinde İdlib'de 2 şehit ve 5 yaralı verdi. Aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, kahraman gazilerimize de acil şifalar dileriz. Astana ve Soçi süreçleri gereği Türkiye İdlib'de 12 gözlem noktası bulunduruyor. Rusya destekli Suriye Rejim Ordusunun M4 ve M5 kara yollarının kontrolünü ele geçirmek maksadı ile İdlib bölgesine doğru harekâtta bulunduğunu biliyoruz. Bu harekâtta Türk gözlem noktaları ve gözlem noktalarına yardım götüren konvoyun vurulması sonucu Türkiye toplamda bu yazı yazılırken 15 şehit vermişti. Türkiye böylesi şehit verilmesi durumunda çok sert tepki verdi ve Suriye Rejim Ordusunun Türk gözlem noktalarının bulunduğu hattın dışına çekilmesini talep etti. An itibariyle Suriye'nin bu talebi yerine getirmediğini biliyoruz. Türkiye bidayette gözlem noktalarını korumak amacı ile İdlib bölgesine çok büyük bir kuvvet yığınaklanması yaptı. Türkiye'nin temel amacının Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması ve Rejim güçlerinden kaçan 1 milyon Suriyeli sivilin Türkiye topraklarına girmemesi olduğu biliniyor. Çünkü Türkiye'nin toprak bütünlüğü Suriye'nin toprak bütünlüğünden geçiyor ve Türkiye'nin artık 1 milyon yeni Suriyeli göçmeni kaldıracak gücü yok. Şimdilik görünen o ki bizzat Türkiye ile Suriye Rejim Ordusu bir sıcak savaşa girmiş değil. Aslında Türkiye'nin Suriye Rejim Ordusu ile sıcak savaşa girmesi demek Rusya Silahlı Kuvvetleri ile savaşa girmesi demek olur. Çünkü TSK'nın Rejim Ordusunu çok kısa bir sürede ezip geçeceğini bilen Rusya'nın en azından Rejime "hava desteği" vereceği kuşkusuzdur. Bu da Türk-Rus savaşı demek olur ki, her iki taraf da bundan ciddi zarar görür. Öte yandan Türkiye'nin siyasi hedefinin de burada çok açık ve net deklare edilmesi gerekir. Zira savaş dünyadaki en ciddi iştir. Çünkü bir ülkenin millî güç unsurlarının tümünü etkiler. Harp Akademisinde öğretilen harbin tarifi "Harp; politik amaca ulaşmak için diplomatik yollarla elde edilemeyen hedeflerin askerî güç kullanarak elde edilmesi için yapılan askerî bir eylemdir." Bu tariften hareketle soru şöyledir; Türkiye'nin politik amacı nedir, Türkiye bu amaca ulaşmak için ne ölçüde ve ne kadar süreyle askerî güç kullanacaktır? Askerî harekâtın bir politik amacı vardır ve hedeflerin elde edilmesi ile bu politik amaca ulaşılmış olmalıdır. Gayretler de bu hedeflere ulaşma istikametinde tevcih edilmelidir.

Hava üstünlüğü

 Bu yazı yazılırken Türkiye'nin desteklediği Suriye Millî Ordusu( SMO) Rejim Ordusuna yönelik bir karşı taarruz başlattığı haberleri konuşuluyor. Öncelikle karşı taarruz bir askeri harekât türüdür ve mutlaka "hava desteği" ile gerçekleştirilir. Hatta "hava üstünlüğü" ister ve karşı taarruz saatinden evvel dost hava kuvvetleri muhasım kuvvet üzerine taarruzi harekât gerçekleştirerek hedefleri yumuşatır. Hava desteksiz bir karşı taarruzun başarı şansı pek yüksek olmaz. Hele muhasım tarafın elinde hava gücü varsa ve "yakın hava desteği" de sağlayabiliyorsa karşı taarruz gücünün başarı şansı yok gibidir. Türkiye'nin ciddi göç sorunu ile yeniden karşılaşmaması için Suriye Rejim Ordusunun (SRO) tekrar Türk Gözlem Noktalarının gerisine çekilmesi gerekmektedir. Ancak SRO'nun geri çekilmediğini görmekteyiz. Türkiye SRO'nu askerî harekâtla gözlem noktalarının dışına çıkartma seçeneğini tercih ederse bunun için "hava üstünlüğüne" sahip olması gerekmektedir. Rusya, Türk Hava Kuvvetlerinin kullanılmasına izin vermeyeceğinden böyle bir harekâtta zayiatın yüksek olması ve harekâtın başarı şansının şüpheli görülmesi söz konusu olabilecektir. Çünkü hava sahasının kullanılması Rusya'nın inisiyatifindedir. Bu durumda diplomatik kanalları zorlamak daha uygun bir hal tarzı gibi görünmektedir. Öte yandan İdlib bölgesinde HTŞ gibi çok sayıda cihatçı örgüt mensubu terörist bulunmaktadır. Bu teröristlerin kim tarafından nasıl temizleneceği, masum halk ile teröristlerin birbirinden nasıl tefrik edileceği ve bu teröristlerin nereye enterne edileceği de pek belli değildir. Bu durumun da Rusya ile müzakere edilerek belirlenmesi gerekmektedir.

Masada söz sahibi olmalıyız

İdlib sürecinde çok dikkat çeken bir nokta da ABD'nin Türkiye'nin bir NATO üyesi olmasından ötürü Türkiye'yi desteklediği açıklamalarını yapması hatta Pompeo'nun şehitlerimiz nedeniyle "başsağlığı" dilemesidir. ABD Türkiye ile Rusya'nın çatışmasından en büyük memnuniyeti duyacak aktördür. Zira ne kadar NATO üyesi olsak da Türkiye'nin Rusya ile muhtemel bir çatışmaya girmesi halinde ABD'nin Türkiye'nin yanında olmayacağını net bir biçimde söyleyebiliriz. Çünkü NATO'nun devreye girebilmesi için NATO üyesi olmayan bir ülkenin Türkiye topraklarına karşı mütecaviz bir davranışta bulunması lazımdır. Ancak Türkiye bu operasyonda Türkiye toprakları içinde değil Suriye topraklarındadır. ABD'nin ve diğer NATO ülkelerinin "şiddetli kınamadan" öteye bir tepki vereceklerini hiç sanmıyoruz. Hele ABD'nin bir çatışma durumunda Rusya'ya karşı Türkiye'nin yanında çatışmaya girmesini düşünmek hayalden öteye geçmez. Türkiye'ye destek veriyoruz diyen aynı ABD bu sözleri söylediği saatlerde Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin toprak bütünlüğüne en büyük tehdidi oluşturan PKK/PYD'nin liderlerinden Mazlum Kobani ile fotoğraf veriyor ve bu teröristleri Suriye'deki kendi kara gücü olarak gördüğünü yıllardır deklere ediyor. Sadece deklere etmekle kalmayıp bu teröristlere Türkiye'ye karşı kullanmaları için binlerce tır dolusu silah göndermeyi de ihmal etmiyor. Suriye'de vekâlet savaşçısı birçok terör örgütünün yanı sıra ABD, Rusya, İran, Türkiye, Suriye hatta İsrail kendi çıkarları ve politik amaçları için bu mücadelenin içindeler. Ama eninde sonunda Suriye'nin gelecekteki durumu ABD ile Rusya'nın varacağı uzlaşmalar sonucunda şekillenecektir. Türkiye bu uzlaşma sürecinde kendi toprak bütünlüğü için masada söz sahibi olmalıdır. Türkiye'nin bu koşullarda İdlib'de hangi politik hedefi talep ettiğini, söz konusu harekâtın risklerinin ve bedelinin ne olduğunu, ulaşılacak sonucun ödenecek bedele değip değmeyeceğini çok iyi tartacağına da kuşku yoktur.

Bu yazı toplam 470 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar