1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. İdlib denklemi ve Moskova görüşmesi
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

İdlib denklemi ve Moskova görüşmesi

A+A-

İdlib meselesi Türkiye'nin güvenliği bakımından en önemli konu. İdlib, Suriye'nin diğer bölgeleri gibi değil. Burada çok büyük biçimde güçler mücadelesi sürüyor ve sürmeye de devam edecek gibi görünüyor. Suriye'deki etken güçler ABD, Rusya, Türkiye, İran, İsrail ve tabii ki Suriye Arap Cumhuriyeti. 27 Şubat gecesi Türk Silahlı Kuvvetlerimize ait bir konvoy ile üs bölgemizin Rejim uçaklarınca vurulması sonucu 35 vatan kahramanını şehit vermemiz Türkiye'de büyük bir infiale sebep oldu. Türk Devleti derhal ve çok güçlü bir reaksiyon vererek Rejim güçlerine büyük darbeler indirdi. Bu "zorlayıcı diplomasi"nin önemli bir enstrümanı oldu. Lakin Türkiye hiçbir zaman savaştan yana olan bir ülke olmadığı için Rejimin hamisi konumunda olan Rusya ile Moskova'da görüşmeyi gerçekleştirdi. Bu görüşmeler sonrası İdlib'de en azından halen devam eden bir "ateşkes" sağlandı. Moskova'daki ateşkes mutabakatı aslında sahada ne tür sonuçlar vereceği açısından önemlidir.

Ana arterler

İdlib bölgesinin stratejik önemi M-5 ve M-4 ana güzergâhlarının kesişim noktası olması ve bu yolların önemli bir mesafesinin İdlib bölgesi içinde olmasıdır. Çünkü M-5 karayolu Halep'i Şam'a, M-4 karayolu ise Halep'i bir liman kenti olan Lazkiye'ye bağlayan ana arterlerdir. Diğer bir deyişle Suriye'nin can damarı konumunda olan bu yollar ekonomik hayatın devamlılığı ve ulaşım faaliyetleri açısından da kritik arazi arızalarıdır. M-5 karayolu Rejim güçlerinin kontrolündedir. M- 4 karayolu ise Serakib'e 2 km. batıda bulunan Turunba kasabasından Ayn el Havr kasabasına kadar olan mesafede yolun 6 km. kuzeyinde ve 6 km. güneyinde oluşacak bir güvenli bölgede Türk ve Rus ortak devriyeleri ile kontrol edilecek. Burada Rejim unsurlarının özellikle M-5 karayolunu elinde bulundurmasının verdiği güvenle ateşkesi bozup bozmayacağı ise bir başka soru işaretidir.

Ateşkes, diplomatik açıdan önemli bir başarı olarak değerlendirilmelidir. Ancak bununla yetinilmemeli, uzun vadeli stratejik alternatif planlar önceden hazırlanarak el altında tutulmalıdır. Ateşkes bölge ülkeleri açısından çok olumlu olmakla birlikte ABD ve İsrail'in ateşkesten memnun olmadıkları açıktır. Lakin perdenin arkasında ABD ve Rusya'nın birbirinin ayağına basmadan Suriye'de durumu götürdükleri de bir gerçektir. 21'inci yy.da dünya artık tek kutuptan çok kutuplu bir düzene geçiş süreci yaşamaktadır. Ülkeler sadece bir yere angaje olmuyorlar. Bunun sonucunda da her bulundukları noktaya karşı farklı dış politikalar üretmeleri ve uygulamaya koymalarını gerektiriyor. Örneğin Rusya, Libya'da Hafter ile 46 anlaşma yapmasına ve bunların tümünün de Türkiye aleyhine olmasına karşın Suriye'de Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamıyor ve bir anlaşma sürecine gidebiliyor. O nedenle Türkiye'nin de zamana ve mekâna dayalı esnek dış politika izlemesi daha uygun olur.

Kaosu besleyenler

ABD, İdlib'de Türkiye ile Rusya'nın karşı karşıya gelmesini çok arzu etti. Bu konuda "size mühimmat desteği sağlarız" demesi alenen Türkiye'nin çatışmaya devam etmesi için bir kışkırtma olarak görülür. Tabii Türkiye'nin devlet aklının bu tuzağa düşmesi mümkün değildi. Nitekim düşmedi de. Türkiye için şimdi en büyük mesele HTŞ (Heyet-i Tahrir Şam) terör örgütünü İdlib bölgesinden nasıl temizleyeceğidir. Zira hem Türkiye hem de BM bu örgütü terör örgütü olarak resmen belirtmişlerdir. HTŞ'nin İdlib bölgesinde toplandığını ve 20 bin civarında silahlı militana sahip olduğunu biliyoruz. Ama daha da önemlisi ABD'nin bu terör örgütünün sırtını sıvazladığıdır. Zira ABD kaosu beslemektedir. Bu durum ABD'nin müdahale gerekçesini oluşturmaktadır. Aynı ABD'nin Türkiye'nin baş düşmanı olan PYD/PKK terör örgütünü de desteklediği ve ona her türlü imkânı sağladığını alenen görmekteyiz. PKK/PYD'nin elebaşı olan teröristler ile medyaya fotoğraflar vererek terör örgütü tabanına da mesaj veriyor. Terör örgütü yöneticilerinin de bu durumda PKK tabanına "hazırlanıyoruz, kaybettiğimiz yerleri geri alacağız" mesajı vermelerine imkân tanıyor. Bunun anlamı da Türkiye'nin PKK/PYD ile bidayette yeniden karşılaşabileceğinin ihtimal dâhilinde olduğudur. Zira ABD İsrail'in gelecekteki güvenliği için Suriye'de PKK/PYD ile ikinci bir İsrail yaratmanın şart olduğunu düşünüyor.

ABD'nin temel hedefi

Türkiye için temel noktanın Suriye'nin toprak bütünlüğü olmasına karşın Fırat'ın doğusunda ABD ve PKK'nın, Fırat'ın batısında Rusya'nın, Suriye'nin Golan bölgesinde İsrail'in varlığı karşısında Suriye'nin toprak bütünlüğünün nasıl sağlanabileceği soru işaretidir. Zira ODİT planına göre İsrail'e komşu olan devletlerin küçük parçalara ayrılması ABD'nin temel hedeflerindendir. ABD'nin Suriye'de bulunmasının bir nedeni de İran'ın Suriye'deki varlığından çok rahatsız olmasıdır. Ancak Moskova görüşmesi sonrasında İran'ın Suriye'deki konumu Türkiye'nin arkasına düşmüştür. Rusya ile İran'ın Esed üzerinde bilek güreşi yaptıklarını da görmek gerek. Rusya'nın emperyal bir güç olarak kimse ile dostluk kurmak değil hegemonya kurmak isteyeceği de göz ardı edilmemelidir. İdlib stratejik açıdan Hatay'ın kalkanı, Doğu Akdeniz'e ulaşan koridorun da eşiği konumundadır. İdlib aynı zamanda Türkiye'nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Kalkanı harekâtları ile kontrolü sağladığı arazi kesimlerinin bütünleyici parçası konumunda ve koridorun içindedir. Aynı zamanda Türkiye'ye olası bir göçün de duvarı konumundadır. Özellikle Emperyal güçlerin daha uzun bir süre İdlib üzerinde oyunlar oynayacağı da açıktır.

Rusya'nın ayıbı

Moskova ziyareti sırasında Sayın Cumhurbaşkanımızın iki dakika bekletilmesi ve bunun Rus televizyonlarından saniye saydırılarak kamuoyuna aktarılmasını da kuvvetle kınıyoruz. Rusya'nın yaptığı büyük nezaketsizlik ve büyük ayıptır. Hele Sayın Erdoğan hariç tüm Türk delegasyonunu öylesi dizilmiş vaziyette ayakta bekletmesi açısından ise Rusya'nın yaptığının büyük terbiyesizlik olduğunun da altını çizmemiz gerekir. Umarım unutmayız.

Bu yazı toplam 440 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar