1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Hukuk sisteminin temel sorunları ve çözümler
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Hukuk sisteminin temel sorunları ve çözümler

A+A-

Hukuk, bir ülkenin olmazsa olmazıdır. Hukuk nedir? Hukuk kelimesi; Arapça "hak" kökünden gelir ve kelimenin çoğuludur. Türk Dil Kurumuna göre, hukuk kelimesi, "Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür." Bunun dışında hukukun "haklar" anlamı da vardır. Hukuk dönemden döneme değiştiği için hâlâ doyurucu bir tanım yapılamamıştır. Kant, "Hukukçular hâlâ hukukun tanımını aramaktadırlar." der. Günümüzde en çok kabul gören tanımı ise,  "Belirli bir zamanda belirli bir toplumdaki ilişkileri düzenleyen ve uyulması devlet zoruna (müeyyide) bağlanmış kurallar bütünüdür." Geniş bir kavramla ifade etmek istersek teknik anlamda hukuk; örgütlenmiş bir toplum içinde yaşayan insanların birbirleriyle veya kişilerin yine kendilerinin meydana getirdiği topluluklarla ve bu toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, kişilerin güvencesini ve insan haklarını sağlamak amacıyla oluşturulan ve devlet gücü ile desteklenen bağlayıcı, genel, soyut ve devamlı kurallar bütünüdür. Bir diğer tarif de "Cemiyet halinde yaşayan şahısların sosyal bakımdan önemli olan davranışlarını düzenleyen, müşterek hayatın huzur, sükûn ve karşılıklı güven içinde cereyanını sağlayan emir ve yasaklardan mürekkep sosyal davranış kaidelerinin tümdür." Son tanımda yazılı olmayan hukuk kurallarını da kapsadığı görülmektedir.

Hukuk, uyulmadığında müeyyideleri ortaya çıkaracağı için müeyyideleri uygulamakla görevli kurum da yargı denilen mekanizmayı ortaya çıkartmıştır. Siyasal irade, doğru bir yaklaşımla bir hukuk reformunu gündeme almıştır. Reform, yenilenme, hatalı olanları yeniden düzenleme anlamına geldiği için yargı sistemimizde nelerin düzenlenmesi, günümüz koşullarına uygun hale getirilmesine bakalım. Hukuk bir ülkenin temel taşıdır. Adalet mülkün temelidir sözü adil olmak devletin temelidir demektir. Bir birey hakkını aramak için yargıya giderken hem savcı hem de hâkim benim hakkımı koruyacaktır inancı ile gidebilmelidir. Az buçuk hukuk mürekkebi yalamış biri olarak belirtelim ki; hukuk alanında yapılacak her çalışma hukukun evrensel niteliklerini baz almalı ve bu esaslar üzerine oturtulmalıdır. İkinci nokta yasalar yapılırken o toplumun sosyolojik özellikleri mutlaka göz önüne alınmalıdır. Üçüncü nokta ise hukuk ile siyasetin asla ve kat'a birbirine karıştırılmamasıdır. Öğrencisi olmaktan onur duyduğum Türkiye'nin en değerli anayasa hukukçularından Prof. Dr. Fevzi Demir hocamın çok anlamlı bir sözünü yıllardır unutmamışızdır, "Siyaset hukukileşir ise nezaket, hukuk siyasileşir ise felaket olur." derdi kıymetli hocam. Sorun yapılan ve yürürlüğe koyulan yasalarda değildir. Sorun insan faktöründedir.

Dünyanın en iyi anayasasını, yasalarını yapın kötü uygulayıcıların elinde hiçbir anlamlı sonuç vermez, dünyanın en kötü yasaları olsun iyi uygulayıcıların elinde iyi sonuçlar verir ve düzeltilebilir. Sorun uygulayıcılardadır. Peki, uygulayıcılar isteyerek mi kötü uygularlar? Kesinlikle hayır. Dünyada hiçbir hâkim, savcı, avukat isteyerek kötü bir iş yapmaz. Peki, neden reforma ihtiyaç duyuluyor? Uygulamadaki aksaklıklar için. Ama bu aksaklıklar uygulayıcıların niyetinden kaynaklanmıyor. Daha önce de defalarca yazdık; pek çok hâkim ve savcı dostlarımız oldu. Hemen hepsi işlerini canla başla yapmak, dosyalarını yetiştirmek için evlerine bile götürüyorlar, ailelerine ayıracakları zamandan fedakârlık ediyorlar, kendi yaşamlarından fedakârlık ediyorlar adaleti zamanında tecelli ettirebilmek için. Ama yine de yeterli olmuyor ki reform ihtiyacı ortaya çıkıyor. Neden? Değerli hukukçu dostlarımızla konuştuk. Diyorlar ki; örneğin normal davalara bakan bir savcı ertesi gün terör davalarına bakan bir göreve geliyor, terör savcısı oluyor. Bu savcı örneğin PKK'yı biliyor mu? Başka terör örgütlerinin anatomisini, ilişkilerini vs. biliyor mu? Savcı soruşturma dosyasına vakıf olmalı, terörün jargonunu bilmeli. Bu gün açılan davaların yüzde 60'ı beraatla sonuçlanıyor, bu savcının kabahati değil ki. Konuya yabancı olduğundan iddianameyi kuramıyor. Genç yaşta bir savcı küçük ilçelerde sonra da küçük şehirlerde savcılık yapmadan üç büyük şehirden birinin adliyesine tayin oluyor sonrasında 15 ayda bir soruşturma dosyasını bitiremiyor. Bu da o savcının kabahati değil. Çünkü pişmeden gelmiş oraya. Sonra da iş kolluğun hazırladığı fezlekeye kalıyor. Aynı sorun hâkimlik görevi için de geçerli. İki üç yıl küçük bir kasabada kürsü hâkimliği yapıyor, sonra genç yaşta Yargıtay tetkik hâkimliğine geliyor. Yargı bir tecrübe, yaşanmışlık işidir. Özellikle ceza hukukunda hâkimin takdir-i delil sistemi çok önemlidir. Bu da ancak uzun bir tecrübe sonrası kazanılır. Çünkü ceza yargılaması bir çalışmaya başladığında biçer-döğer gibi olduğunu söylerler ezer geçer. Sanığa bir ceza verildiğinde sanık dahi "ben bunu hak ettim" diyebilmelidir. Toplum da "evet, hak etti aldı cezasını" diyebilmelidir. Yani ceza hem kanuni, hem hukuki, hem ahlaki hem de vicdani olmalıdır. Yargı reformu kapsamında hukuk fakültelerinin 5 seneye çıkarılması çok isabetlidir. Lakin yetmez. Bakın ABD'ye, İngiltere'ye orada hukukçunun yetiştirilmesi çok farklıdır. Neden dünyanın en etkili avukatları da oralarda? Hukuk eğitimini bir başka eğitimin üzerine alıyorlar. Yani kişi önce bankacılık okuyor sonra hukuk fakültesini okuyor ve finans alanında hukukçu oluyor. İktisat okuyor üstüne hukuk okuyor ekonomik alanda hukukçu oluyor. Siyasal bilgiler okuyor, sonra hukuk okuyor idare hukukunda uzman oluyor. İnşaat mühendisliği sonra da hukuk okuyor inşaat alanında uzman oluyor. Sosyoloji, Psikoloji bitiriyor sonra hukuk okuyup ceza hukukçusu oluyor. Askeri yargıçlık da Batı ülkelerinde mevcut bir ihtisas alanıdır. Birey önce Harp Okulunda okuyor, subay çıkıyor sonra hukuk okuyup askeri yargıç oluyor. Almanya'da Hukuk Daireleri var, "Sosyal etki değerlendirmesi" yapıyorlar. Uygulamada mı hata var yoksa mevzuatta mı? Bunu tespit ediyor, düzeltiyorlar. Öte yandan hukukta da tıptaki gibi ihtisaslaşma şart. Yani bir hukukçu savcı ya da yargıç görevine başladığında hep aynı alanda çalışmalı. Ceza, aile, vergi, ticaret, borçlar, sağlık, iş, miras gibi hukuk alanlarında sürekli kalmalı ve o alanda uzmanlaşmalıdır. Ceza hukukunda da terör, organize suçlar vb. alanlarda savcılar sürekli görev yaparak ihtisaslaşmalıdır. Bu durum avukatlar için de aynı olmalıdır. Başarı ancak böyle gelir. Bir önemli nokta da doğrudan Cumhuriyet Savcısına bağlı "Adli Kolluk" teşkilatı ivedilikle kurulmalıdır. Genel kolluk bu işin dışında olmalıdır. O zaman iş yükü dağıtıldığı ve ihtisaslaşıldığı için yargılama süreçleri çok kısalacaktır. Diğer bir önemli nokta da Adliye kalemlerinin de hukuk eğitimi almış kişilerden oluşturulmaya başlanmasıdır. Hatta tıpkı Batı ülkelerinde olduğu gibi daha sonra bu hukukçular hâkim savcı görevlerine gelebilmelidir. Büyük bir deneyim kazanmış olurlar. Bütün bunları yazmamızın gerekçesi ülkemizde hukukun tam işlevlik kazanması ve aziz milletimize daha iyi adalet hizmetinin verilmesi içindir. Ama daha da önemlisi "Adaletin varlığının devamının devletin varlığının devamı olması" demek olduğu içindir. Sonuçta her şey gelir insana dayanır.

Bu yazı toplam 651 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar