Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Hukuk reformu

A+A-

Adalet Bakanlığı güzel bir çalışma başlattı ve yeni bir "yargı reformu" paketini hazırlayıp ilgili kurumlara sundu. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün ve emeği geçenlerin bu konudaki gayretleri takdire şayandır. Yargı bir ülkenin en temel ve olmazsa olmaz kurumlarının başında gelir. Medeni bir ülke olabilmek için iyi bir yargı sistemine sahip olmak şarttır. Lakin iyi bir yargı sistemi gerçek adaleti dağıtmak için yeterli midir, işte orası biraz karışık. Yargının temeli "Hukuk Bilimi"dir. Yargı, anayasanın temel kuralları içinde ve hukuk bilimine uygun çıkan yasalar ve ilgili mevzuat ile icatta bulunur. Hukuk bilimi bir sosyal bilim dalıdır ve mühendislikteki gibi iki kere iki dört eder kavramının motamot uygulanabildiği bir alan değildir.

Bununla ilgili bir anekdot aktaralım; "Hikaye bu ya; bir gün bir heyet mesleklerin pratikliğini ölçmek için bir test yapar. Teste bir hekim, bir mühendis bir de hukukçu çağırılır. Heyet önce hekime iki kere iki kaç eder diye sorar. Hekim hemen dört eder cevabını verir. Mühendisi çağırırlar ve aynı soruyu sorarlar, mühendis işi garanti tutar ve cebinden çıkardığı hesap makinesinin tuşlarına bastıktan sonra dört eder der. Sonra hukukçu olanı çağırırlar ve aynı biçimde iki kere iki kaç eder diye sorarlar. Hukukçu yavaşça heyetin yanına yaklaşır ve fısıltı ile "Kaç ettiği önemli değil, siz kaç etmesini istiyorsunuz?" diye sorar. Burada anlatılan hukukun eğilip bükülerek de bir karar verilebileceğinin vurgulanmasıdır. Ama gerçek hukuk böyle mi olmalıdır? Hukuk sistemi bir ülkede adaletin tecelli edebilmesi için ilk çağlardan beri var olan en önemli enstrümandır. Adalet ise bir ülkenin temel yapı taşıdır.

Adalet duygusu tatmin edilemeyen insanlar elem ve azap duyarlar. İnsan doğası sonucu bu duygu süreç içinde öfkeye dönüşebilir. Hele ki yeterli eğitim düzeyinde olmayan bireylerden oluşan toplumlarda bu öfke daha çabuk fiili hale dönüşebilir. Adalet kavramı yargı eli ile tecelli ettirilir. Yargı da yargı mensuplarından oluşan bir toplumdur. Yani sonuçta insan odaklı bir oluşumdur. Kararları veren insanlar adaleti tecelli ettirirler. Bu insanların yanlış kararları ise adalet duygusunu çok büyük ölçüde zedeler. Tabii söz konusu zedelenme katlanarak toplum vicdanında telafisi mümkün olmayan yaralar açar. Toplum vicdanında adaletin tecellisi bir ülke için olmazsa olmaz temel taşların başında gelir. Yargı mensuplarının çok büyük bir çoğunluğunun büyük bir özveri ile çalıştıklarını iyi biliyoruz. Yargıdaki dostlarımızdan evine dosya götürerek özel zamanlarından fedakârlık edip, hiçbir karşılık beklemeksizin adaleti tecelli ettirmeye çalıştıklarına da şahit olmuşuzdur. Ailelerine, çocuklarına ayıracakları zamanı götürdükleri dosyaya ayıran pek çok fedakâr yargı mensubu dostumuzu biliyoruz. Ancak az sayıda da olsa ne yazık ki bunun tam tersi davranan, elindeki dosyayı doğru dürüst okumadan karar veren, hatta üzerindeki cübbesini kişisel menfaatleri için kullananların olduğu da zaman zaman medyada çıkan haberler ile toplumun karşısına gelmektedir.

İki gün önce ulusal bir televizyonun sabah haber bülteninde iki kişi tarafından dövülerek öldürülen bir şoförün haberi vardı. Kamera kayıtlarında müşteri oldukları belirtilen iki kişi yaşlı bir taksi şoförünü öldüresiye dövüyorlardı. Kamera kaydını ekrandan izledik. Sonunda şoför olduğu yere yığıldı kaldı. Daha sonra da rahmetli olmuş. Burada suç çok açık ve net; iki kişi bir adamı darp ederek ölümüne sebebiyet veriyorlar yani adamı öldürüyorlar. Savcılık iddianamesinde de "taammüden adam öldürmek" suçundan müebbet hapis istemiyle dava açılıyor. Failler yakalanıyor, tutuklanıyor ve tutuklu olarak yargılanıyorlar. Yargılandıkları ilk duruşmada yargıç tarafından tutuksuz yargılanmalarına karar verilerek salıveriliyorlar. Yani cinayet işlemiş iki cani, yargıç eli ile tekrar toplum içine gönderiliyor? Neden? Tekrar bir başka cinayeti işlesinler diye mi? Evet, ceza hukukunda yargıcın takdir-i delil sistemi vardır. Lakin kamera kaydının takdiri olmaz. Kamera kaydının takdirine sadece gerçek ve doğal çekim mi, ilave yapılan görüntü ya da kesilen görüntü var mı diye kriminal bir inceleme olarak bakılır, o kadar. Eğer görüntü doğal ve üzerinde bir oynama yapılmamışsa yani sahte filan değilse neyini takdir edeceksin ki? Suç açık ve net. Dövmemişler mi diyeceksin? Bu durumda yargıcın bu iki caniyi sokağa salması tekrar cinayet işleyebilmelerine adeta izin vermek gibi olmaz mı?

 Evet, hepimizin tartışmasız istediği gibi tutukluluk en az kullanılması gereken bir adli işlem olmalıdır. Ancak geçmişte dünyanın bir ucundan kendiliğinden gelip ifade veren ve hiç kaçma şüphesi olmayan onurlu insanların sahte delillerle nasıl tutuklandıkları da hâlâ toplumun hafızasındadır. Yargıda böylesi vakıalar hatırlardayken adam öldürdükleri kamera kaydı ile sabit olan iki caninin kaçma şüphesi yok diye nasıl serbest bırakıldığını anlamak mümkün değildir. Böylesi adamların kaçma şüphesi bizce çok ama çok kuvvetlidir. Haberde delil yetersizliğinden de bahsetti. E, birader canlı görüntü de delil değilse o zaman sormak lazım delil nedir? Delilden ne anlıyorsunuz diye.

Dedik ya adalet bir devletin ana kolonlarından biridir. Ana kolon yıkılırsa devlet çöker. Toplumda da herkes bilir ki adalet önünde mağdur olan ve duygusu tatmin edilemeyen vatandaş o kararı veren yargıcı değil doğrudan devleti ve devleti yöneten siyasi iradeyi göz önüne alır. Sorumlu olarak bu makamları görür. Devlet benim hakkımı yedi der. O zaman bu tip kararlar toplum nezdinde siyasi iradeyi de olumsuz etkilemez mi? Ekranlara yansıyan haber görüntüleri eğer doğruysa yargıç bize göre çok da isabetli görünmeyen bir karar ile nelere zarar verdiğini mutlaka bir kez daha düşünecektir. Her yargı kararı incelendiği gibi böylesi bir durumda da yargının üst mercileri bu kararları inceleyeceklerdir tabii. Acaba yargıcı bu kararı vermeye götüren gerekçeler nelerdir? Haklı gerekçeler var ise bunun da kamuoyu ile açıkça paylaşılması toplum vicdanındaki adaletin tecellisi bakımından gereklidir diye düşünüyoruz. Adalet duygusu toplum vicdanında gerçekleşmez ise adalet yerine gelmez. Unutmamak lazım ki; toplumları ayakta tutan en temel öge adalet duygusudur. Bize göre ülkemize yargı reformundan önce hukuk zihniyeti reformu şarttır. Çünkü esas olan kanun devleti değil hukuk devleti olmaktır.

Bu yazı toplam 428 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar