1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Hâlâ günümüze bile ışık tutuyor
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Hâlâ günümüze bile ışık tutuyor

A+A-

13. yüzyılda Ahi Evran tarafından temelleri atılan Ahilik felsefesi, Anadolu'da yüzyıllardır birlik, beraberlik, yardımlaşma ve dayanışmanın ruhunu oluşturur.

Ahi Evran'ın, "Elini, dilini, belini bağlı, kapını, gönlünü, sofranı açık tut" prensibi temel alınarak ortaya çıkan Ahilik, Selçuklu ve Osmanlı döneminde Anadolu'da yaşayan halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında hem iş, hem de ahlâkî yönden yetişmelerini sağlayan bir kurum.

Türklerin Anadolu'ya gelmesiyle ortaya çıkan kurumun kurucusu Ahi Evran, Azerbaycan'ın Hoy kasabasında doğdu. Bağdat'ta büyük hocalardan ders aldı. Genç yaşlarında; İslam'ın Fütüvvet Teşkilatı'ndan etkilenen Ahi Evran, 1205'te Anadolu'ya geldikten sonra, benzer yapıyı ilk Kayseri'de kurdu.

Arapça; Fetâ sözlükte "genç, yiğit, cömert"; fütüvvet ise "gençlik, kahramanlık, cömertlik" anlamlarını taşır. Tasavvuf kaynaklarında, VIII. yüzyıldan itibaren önde gelen sûfîlerin fütüvvet kelimesini tasavvufî bir terim olarak kullanmaya başladıkları kaydedilir. Ali Sâmî en-Neşşâr, fütüvvetten ilk bahseden sûfînin Fudayl b. İyâz (ö. 187/803) olduğunu ve kelimeyi "dostların kusuruna bakmama" şeklinde tarif ettiğini belirtirse de, ondan önce Cafer es-Sâdık'ın "Bize göre fütüvvet ele geçen bir şeyi tercihen başkalarının istifadesine sunmak, ele geçmeyen bir şey için de şükretmektir" dediği bilinir. Fêta ve fütüvvetten doğan "fedayi" kelimesi de Türkçemize yerleşmiştir. 

Ahi Evran'ın bundan amacı; göçebe Türkmenlerin İslâmlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu'yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rûm ve Ermeni tacirlerle rekabet edebilmelerini sağlamaktı. Sanat, ticaret ve ekonomide kendini gösteren bu anlayış ortaya koyduğu kurallarla kısa zamanda Türk toplumu arasında hızla yayıldı. Sonucunda amaçlandığı gibi, Anadolu kısa sürede Türkleşip İslâmlaştı, göçebe Türkmenler daha kolay yerleşik hayata geçti, Türk şehirciliği hızlandı ve yerli halkın elindeki sanat ve ticarete Türkler de katıldı.

Daha da önemlisi Anadolu'da önemli bir güç haline gelen Ahilik, Selçuklularda askerî ve siyasî faaliyetlerde de bulundu. Moğol istilası sırasında bile kendi otoritesini yürüttü ve Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu ve güçlenmesinde etkin rol oynadı.

Çalışma hayatının temeline "iyi insan" ilkesini koyan bu anlayış, aslında "güzel ahlâk", "doğruluk-dürüstlük", "kardeşlik", "yardımseverlik", "fedakârlık" gibi pekçok meziyetlerin birleştiği bir sosyo ekonomik düzen niteliğindeydi. Ahiliğin kendine has kural ve kaideleri vardı. Ahi olmak ve peştamal kuşanmak isteyen kişinin bir Ahi tarafından önerilmesi gerekiyordu. Gayrimüslimler, çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz söyleyenler, zina yapanlar, katiller, hırsızlar, dellâllar, vergi memurları, avcılar ve vurguncular ile kadınlar Ahi olamazken, üye olmak isteyenlerden de "Yedi fena hareketi bağlaması ve yedi güzel hareketi açması" istenir. Bunlar ise şu şekilde sıralanır:

* Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak,

* Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilm (nefsini kızgınlığın heyecanından koruyan) ve mülâyemet (sakinlik) kapısını açmak,

* Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak,

* Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet (perhiz) kapısını açmak,

* Halktan yana kapısını bağlamak, Hak'tan yana kapısını açmak,

* Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, marifet kapısını açmak,

* Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak.

Ayrıca, Ahilik teşkilatı 3 dereceli düzene dayanıyor. Her kapı üç dereceyi içerir. Bu dereceler şöyledir: Yiğit, Yamak, Çırak, Kalfa, Usta, Ahi, Halife, Şeyh, Şeyh'ül Meşâyıh. Ahilikte sanatkârlar gündüzleri iş yerlerinde 4 aşamadan oluşan hiyerarşi içinde mesleğin inceliklerini öğreniyorlardı. Akşamları da toplandıkları Ahi konuk ve toplantı salonlarında aynı hiyerarşi içinde ahlâkî ve felsefî eğitim görüyorlardı.

Güzel ahlâkı, aklıselimi, sevgi ve saygıyı, yoksula sahip çıkmayı, herkesin kendi sanatıyla yükselmesini, başkasının hakkına saygı göstermeyi, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit davranmayı öğütleyen Ahilik geleneğinin günümüzde de hâlâ ihtiyaç olan doğruları sunduğunu görmemiz mümkün. Örneğin, uzun yıllar lonca teşkilatlarıyla sosyal barışı koruyan, mesleki dayanışma ve iş ahlâkıyla toplumun ayakta kalmasına yardımcı olan bu kurum, Anadolu'da yüzyıllardır mesleki örgütlenme ve denetim mekanizmasına belirli bir ölçü getirdi. Ayrıca bugünkü sivil toplum kuruluşlarına da güzel bir örnek model oldu. İş hayatında, başarı, eğitim, çalışma, alın teri, dayanışma, fırsat eşitliği, dürüstlük ve iyi meslek ahlâkı gibi ilkeleri temellendiren bu anlayış, bugünün toplam kalite, müşteri beklentileri, tüketici hakları, standart, sendikacılık, kooperatifçilik gibi kavramlarının da öncüsüydü. Ahilik'in çalışma hayatına getirdiği bu düzen, kendini diğer tüm alanlarla hissettirdi ve yüzyıllarca toplumun çoğu kesiminde birlik, beraberlik ve dayanışma gibi yüce değerleri öne çıkardı.

Ahilik törelerinin bugün bile çeşitli deyimlerde yaşadığı da görülüyor. Örneğin, "Pabucunu dama atmak", aslında Ahilikteki bir törenle ilgili. Peştamal kuşanma töreninde, çıraklıktan kalfalığa geçiş öncesinde eğitimi tamamlanan çırak pabucunu dama atıyordu. Bu durum, o kişinin artık usta ve kalfalarından eskisi gibi ilgi görmeyeceği anlamına da geliyordu.

Ahi Evran Sultan'ı rahmetle anarken, 16-22 Eylül tarihleri arasında başta Kırşehir olmak üzere 32'ncisini kutlayacağımız Ahilik Haftası'nın da bütün esnafımıza hayırlı, uğurlu olmasını dileriz.

Bu yazı toplam 601 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar