1. YAZARLAR

  2. Burcu Uslu

  3. Hakyemez eşkıya...
Burcu Uslu

Burcu Uslu

Yazarın Tüm Yazıları >

Hakyemez eşkıya...

A+A-

"Eşkıya" filmini, eminim hemen hemen hepiniz hatırlarsınız. Hani şu; başrollerini Şener Şen ve Uğur Yücel'in paylaştığı 1996 yapımı Türk filmi. Yavuz Turgul'un yönettiği ve senaryosunu yazdığı Eşkıya, 1996-1997 sezonunda 2 milyon 568 bin 339 kişi tarafından izlenerek dönemin rekorunu kırmıştı. Benim bugün sözünü edeceğim bu; Rengin Altun'un oyuncu direktörlüğünü yaptığı, müziğinin bestesini de Erkan Oğur'la Aşkın Arsunan ortaklaşa üstlendiği "Eşkıya" filmiyle ilgili değil. Benim anlatacağım eşkıya; "Hakyemez eşkıya"...

Hikaye bu ya, biricik oğlu bulunan bir Ağa, yaşlanıp yatağa düşmüş. "Artık vakti saati geldi" diyerek oğluna vasiyetini söylemiş:

"Yatağın altında, içi altın dolu iki tane kese var. Bunlardan biri senin, diğerini de memleketin en ünlü eşkıyasını bulup ona vereceksin. Sebebini sakın sorma, benim vasiyetim böyledir!.. Bunu böyle bilesin..."

Yaşlı Ağa birkaç gün sonra da ruhunu teslim etmiş. Cenaze töreni biter bitmez, oğlu, memleketin en büyük, en ünlü eşkıyasını bulmak için yollara düşmüş. Nihayet, ülkenin kuş uçmaz, kervan geçmez bir köşesinde öyle bir eşkıyanın adını duymuş. Ancak bu eşkıyanın şerrinden herkes korkar, adını fısıldayarak söylermiş. Onun bulunduğu sarp dağların yamaçları öldürdüğü insanların cesetleriyle dolup taşarmış.

Delikanlı "yedi dağın eşkıyası"nın namını duyunca "bundan daha canavarı olamaz'' deyip, eşkıyanın hüküm sürdüğü dağa doğru yola çıkmış.

Dağa vardığında eşkıyanın adamları "Tek başına bu dağda ne cesaretle gezersin bre ahmak?" diyerek delikanlıyı derdest etmişler.

Yarı büklüm delikanlı "Ağanıza bir hediye getirdim" deyince, onu 'yedi dağın eşkıyası'nın karşısına çıkarmışlar. Delikanlı cesaretini toplayıp babasının vasiyetini anlatmış ve koynundan kesenin birini çıkarıp 'yedi dağın eşkıyası'na uzatmış. "Ağam, bunu size vermezsem babam mezarında rahat yatmaz, lütfen kabul edin" diye de adeta yalvarmış.

Bunu duyan o namlı eşkıyanın yüzünde babacan bir ifade belirmiş:

"Sevdim seni. Safsın, temizsin, dünyadan haberin yok. Benim namım bu dağları sarmıştır, lakin memlekette benden büyük bir eşkıya daha bulunur. Biz eşkıya da olsak, hak etmediğimiz mala el sürmeyiz. Sen şimdi geldiğin yoldan dön, şehre var. Gidip Kadı Efendi'yi bul. Memleketin en büyük eşkıyası odur! Selamımı söyle, bu keseyi ona ver..."

Delikanlı salimen şehre inmiş Kadı Efendi'nin konağına varıp, başından geçenleri anlatmış: "İşte böyle Kadı Efendi. Bu keseyi hak eden sizmişsiniz. Ben de bunu size takdime geldim."

Kadı efendi yerinden fırlamış: "Vay ahlaksız eşkıya! Hakkımızda neler uydurmuş." Sonra da gence dönmüş; "Be hey Allah'tan korkmaz, kuldan utanmaz... Sen ne yüzle bana haram para teklif edersin? Şimdi yatırayım mi seni falakaya?" diye çıkışmış.

"Aman efendim bana acıyın. Ne yapacağımı bilmez halde dolaşırken, anlatılanlara uydum" diyerek yakarmış.

Bunun üzerine Kadı Efendi, gözünü uzaklara dikip biraz düşünmüş, sonra kara kaplıyı açıp sakalını sıvazlamış: "İmdiii... Bunu alan da veren de bu âlemde ve mahşerde suçlu durumuna düşer. Lakiiin, eğer aramızda bir ticari akit tanzim eder ve sen bana bu bir kese altını bir alışveriş neticesinde takdim eyler isen, ben dahi bunu senden bir hizmet karşılığı alır isem, şer'an caiz olup başkaca bir işlem yapılması gerekmez. Yani, kısacası, ben bu altınlar karşılığı sana bir şey satacağım" demiş.

Elini uzatıp pencerenin dışını göstermiş: "Şu dışarıdaki bahçe ve civarındaki cümle arazi bana ait. Şimdi bak bakalım, ne görüyorsun bu arazinin üzerinde?" diye sormuş. "Kar" diye cevaplamış genç adam.

"İşte ben bu arazideki karları sana satacağım, sen de bir kese altın karşılığı aldığını beyan eden bir belge imzalayacaksın, demiş Kadı.

Genç, "Efendim aklınızla yaşayın" deyip teklifi kabul etmiş. İmzalar atılmış, altın kesesi de Kadı Efendi'nin kuşağındaki yerini bulmuş. Genç adam, memlekete gitmeden önce bir handa geceleyip hem karnını doyurmak, hem de biraz dinlenmek istemiş.

Handa horul horul uyurken, sabaha karşı zaptiyeler kapıyı yumruklamışlar. "Kalk hele, davan varmış. Kadı seni çağırır!.." demişler.

Genç adamı, yaka paça Kadı'nın huzuruna çıkarmışlar. Bir de bakmış ki, Kadı Efendi hiddet içinde. Basbas bağırıyor: "Be hey utanmaz, arlanmaz, eşkıya artığı adam!.. Bre densiz!.. Biz seninle dün akşam ne kavilleştik? Sen arazimdeki karları satın aldın mı?"

Genç adam utana sıkıla cevap vermiş: "Aldım Kadı Efendi... Karşılığını da size takdim ettim." Bu cevaba rağmen Kadı'nın hiddeti pek dinmemiş. "Sus!.. Bak bakayım dışarıya, ne var arazimin üzerinde?" diye gürledi. Genç adam tereddütsüz cevapladı: "Ne olacak dünkü gibi kar var." Kadı bütün hiddetiyle; "Mel'un, hâlâ konuşuyor! Dün sen bu karları benden satın almadın mı? O halde senin karların ne hakla benim arazimi işgal eder durur? Derhal kaldır o karları benim arazimden!.. Yoksa, vallahi acımam. Seni işgalcilikten hapse attırırım!"

Delikanlı yalvar, yakar: "Aman efendim, dönümler dolusu karı ben nasıl kaldırayım? Ocağınıza düştüm... Yok mudur bu işin de kitaba uygun bir hal yolu?"

Kadı, kara kaplıyı tekrar açar, bir müddet mırıldandıktan sonra: "Vardır!.. İmdiii... Arazimi işgal bedeli karşılığında, benim de rızam ile bir kese altın karşılığı işbu karları burada tutmaya iznim olduğunu belirtir bir mukavele imzalarsak, bu husus kanun ve nizama uygun bir şekilde hale kavuşur. Yanii, sen bana öbür kese altını da işgaliye bedeli olarak vereceksin!.."

Genç adam öbür kese altını da vermiş, gereken evrakları imzalamış, konaktan çıkıp temiz havaya kavuştuğunda, dağlara bakıp bağırmış:

"Hey gidi 'yedi dağın hakyemez eşkıyası", sen haklıymışsın. Daha büyük eşkıyalar da varmış. Senin açık açık yaptığın eşkıyalık, bunların kanunla yaptığı eşkıyalığın yanında nedir ki!.."

Bugün de böyle... Ne diyelim Allah işi kitabına uyduran, uyduramayan cümle eşkıyadan korusun.

 

Bu yazı toplam 733 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar