1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Güvenli Bölge'ye diplomatik çözüm
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Güvenli Bölge'ye diplomatik çözüm

A+A-

ABD ile aramızda "güvenli bölge" müzakereleri halen devam ediyor. Müzakere konusu güvenli bölge olarak ifade edilen kara parçasının derinliği ve kimin kontrolünde olacağı üzerine. Bizim tezimiz güvenli bölge denilen Suriye topraklarındaki bu kara parçasının en az 30 -40 kilometre derinlikten itibaren tesis edilmesi. Terör örgütü PKK/PYD ise bu derinliğin 5 kilometre olmasından yana ve bunu ABD'ye dikte ettirerek ABD eli ile önümüze sürüyor. Meseleye tekrar baştan bakalım. ABD'nin öncelikli amacı Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca ve Türkiye'ye komşu bir "garnizon Kürt devletçiği" kurmak. Bunu da dünyaya demokrasi kelimesinin büyüsünden faydalanarak  Suriye Demokratik Güçleri (SGD) diye yutturduğu PKK/PYD terör örgütü eli ile yapmak. Bu devletçiğin kurulması ise Türkiye'nin bekasına oluşabilecek en büyük tehdittir. Çünkü ABD'nin nihai amacı dört ülkede dört parçadan oluşturmak istediği bu devletçikleri birleştirip nihayetinde kendi tanımlaması ile sözde " Büyük Kürdistan"ı hayata geçirmektir. Bu durum Türkiye'nin varlığına doğrudan ve gerçek "beka tehtidi"nin ta kendisidir. Buraya kadar hemen herkes hemfikir. Türkiye kendi gücü ile bu tehdidi bertaraf etmek çabasındadır. Ancak Türkiye'nin manevra sahası çok dar ve sıkışmış durumda. El- Bap ve Afrin operasyonları da bu "devletçik" tehdidini önlemek için yapılmıştı. Lakin gelişen süreçte ABD, PKK/PYD'ye yolu iyice açmış gibi gözüküyor. Burada sorduğumuz soru hep şu dur; Türkiye için ana hedef "güvenli bölge" oluşturmak mıdır, yoksa "sözde garnizon" Kürt devletçiğinin kurulmasını ortadan kaldırmak mıdır? Bizce ana hedef "bu garnizon devletçiğin hiç kurulmaması" olmalıdır. Bu durumda Türkiye'nin önündeki birinci seçenek ABD ile çatışmayı da göze alarak (Daha önce de yazdık ABD Türkiye ile çatışmayı asla göze alamaz.) Suriye'ye girip PKK/PYD örgütünü etkisiz hale getirmektir. Tabii bu yol çok meşakkatli ve risklerle dolu bir yoldur. Burada altını çizmek gerekir ki; Türkiye olarak Suriye'nin hatta Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasına 30 yıldan beri özen gösterilmeliydi. Örneğin 1990'lı yıllarda ABD'nin "Çekiç Güç" meselesine Türkiye destek vermese idi bu gün Irak'ta bir "Barzani devletçiği" olmayacaktı. Merhum Turgut Özal'dan evvel Barzani, Irak'ın dışına bile çıkamıyordu ve bize göbekten bağlı idi. Barzani'nin parlatılması ve önemsenmesi Özal döneminde başlatıldı. Devam eden süreçte Çiller ve Yılmaz hükümetlerinin büyük yanlışlarla dolu politikaları sonucu ABD, Barzani'ye Irak'ta "Kürt devletçiği"ni kurdurdu.

ABD şimdi aynı süreci Suriye'de işletmek yolunda. "Güvenli bölge" ile bir nevi Kuzey Irak'taki "36'ncı paraleli" oluşturma peşinde. Yıllarca söyledik; Irak'ın, İran'ın ve Suriye'nin toprak bütünlüğü demek Türkiye'nin toprak bütünlüğü demektir. Rahmetli Başbuğ Türkeş; "Türkiye'nin toprak bütünlüğü komşularının toprak bütünlüğünden geçer." derdi. Savaşlar ülkelere her zaman yıkım getirmiştir. Bir savaş ancak vatan toprakları işgal edilmeye kalkılırsa elzem olur. Zira "milli menfaatler"in korunması çoğu kez savaşmadan da gerçekleştirilebilir. Burada iki etken öne çıkar; biri çok akılcı bir dış politika diğeri de çok caydırıcı bir Silahlı Kuvvetler. Türkiye için ikinci bir seçenek olarak, bekamızı tehdit eden bu garnizon Kürt devletçiğinin kurulmaması için bir diplomatik yol haritası tasarlayalım birlikte. Dünya kamuoyu algı operasyonları ile yönetiliyor mu? Evet. Algı operasyonlarında teknoloji özellikle de sosyal medya çok etkili mi? Evet. Türkiye sosyal medya ve medya imkânlarını kullanarak kabul ettiği 5,5 milyon Suriyeliyi diplomatik kanalları da zorlayarak tesis edilecek 30- 40 km. derinlikteki Suriye topraklarına geri gönderip yerleştirmelidir. Türkiye bu operasyonu da "İnsanların vatanlarından ayrı kalmaması gerektiği, vatanlarından ayrı insanların mutsuzluğunun ve acılarının büyük olacağı" şeklinde çok insani bir argümanı kullanarak yapabilir.  Bu tür bir yaklaşımın dünya kamuoyunda önemli bir karşılık bulma ihtimali yüksektir. Türkiye'deki 5,5 milyon Suriyelinin Suriye'nin kuzeyine geri dönmesi oradaki Kürt nüfusu etkileyerek demografik yapıyı Türkiye lehine değiştireceği için Kürt devletçiğinin kurulmasını da önemli ölçüde sekteye uğrayabilir. PKK/PYD'nin söylemlerinde Türkiye'deki 5,5 milyon Suriyelinin vatanlarına geri dönmelerine karşı oluşları da bu sebepledir. PYD/PKK orada bir devletçik kurabilmelerinin bölgede sadece Kürtlerin olmasına bağlı olduğunu biliyorlar. Türkiye'deki 5,5 milyon Suriyeli hiç ayrım yapılmadan Türkiye sınırları dışına çıkartılır ve "güvenli bölge"ye yerleştirilirse bu durum Türkiye'nin bir taşla birkaç kuş vurmasını da sağlayacaktır. Hem "Kürt devletçiği" tehdidi önemli ölçüde zayıflayacak hem de Türkiye'nin iç barışına büyük katkı sağlayacaktır. Özellikle Güneydoğu illerimizde ve İstanbul'da Suriyeli mülteciler ile vatandaşlarımız arasında yaşanan sorunlar ileride büyük sosyal patlamalara sebep olabilir. Öte yandan 5,5 milyon Suriyeli 10 yıl sonra 8-10 milyon nüfusa erişebilir durumdadır. Çünkü 15-16 yaşındaki Suriyeli kızların bile 3-5 çocuk doğurduğu gözlemlenmektedir. Böylesi bir Suriyeli Arap nüfus Türkiye'nin geleceği için çok büyük bir beka tehdidini oluşturur. Tarihe bakıldığında birçok devletin böyle ani ve büyük nüfus enjeksiyonları sonucunda yıkılma tehdidi ile karşı karşıya geldiği hatta yıkıldığı görülebilir. Sonuç olarak Türkiye'nin her açıdan en yüksek menfaatinin korunacağı kısa vadeli hal tarzı ülkemizdeki tüm Suriyelileri tek birini bile bırakmadan Suriye'deki bu güvenli bölgeye göndermektir. Şimdilik başka bir yolu da yok. Devletimizin bu sorunu milli menfaatlerimize en uygun biçimde çözeceğine kuşku yoktur. Sun-Tzu der ki; "En büyük komutan savaşmadan zafer kazanan komutandır."

Bu yazı toplam 245 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar