Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Güven duymak

A+A-

Yaşamdaki her şeyin özünde güven duygusu yatar. Çocukluğumuzun önemli kitaplarından olan Üç Silahşorlar'ın ünlü Fransız yazarı Alexandre Dumas diyor ki; "Güven vermek önemlidir. Güven duymak da önemlidir. Ama en önemlisi, duyulan güveni boşa çıkartmamaktır." Altına imza atılacak bir söz. Çok değerli bir akademisyen arkadaşımın paylaşımında gözüme ilişti. Peki, nedir güven? Güven, kelimenin tam anlamıyla birine ya da bir şeye itimat etmek fikrine gönderme yapar. Sözcüğün etimolojisi güven, iman, sadakat, sırdaşlık, itibar ve inanç arasındaki sıkı bağlantıları ortaya koymaktadır. Modernizmin başlangıcından beri birçok insan güveni risk azaltan bir mekanizma olarak görüyor. Lakin böyle görmek güvenin mutlak ve kör biçimde, karşımızdakilerin her durumda güvenilir ve güvenilmeyi hak eder nitelikte olması gerektiğini düşünmek demek değildir.

Söz vermek...

 Günümüzde "özgüven" olarak adlandırılan, kişinin başka hiçbir kişiye bağımlı kalmamasını sağlayan bir güvence biçimi de yaygın olarak kabul görmektedir. Elbette özgüven olmadan bir şey yapmak mümkün değildir. Kendine güvenmek, bağ oluşturmayı mümkün kılar. Bunun için başkalarına inanabilmek, güvenebilmek ve onlara bağımlı olma riskini kabul etmek gerekir. Güven temeldir. Temeldir çünkü güven olmadan insan ilişkilerinin -iş ilişkisinden arkadaşlık ve hatta aşk ilişkisine kadar- varlığını bile düşünmek güçtür. Güven olmadan gelecek planları ve zaman içinde şekillenecek projeler yapılamaz. Diğer taraftan güven tehlikelidir, çünkü itimat ettiğimiz insanın beklentilerimizi karşılayamaması ya da daha kötüsü, emanetimize hıyanet etmesi riskini beraberinde getirir. Birine güvendiğimizde o kişiye inanırız. Bu noktadan baktığımızda, insanların tümünün başkalarına güvenebileceği belirli ve sabit bir dünyada yaşamak istediğini görürüz. Böyle bir dünya var olmadığından, aynı insanların, örneğin sözleşme yapmak gibi ve buna benzer birtakım davranışları neden aşamalı olarak resmîleştirme ve yasallaştırma eğiliminde olduklarını anlayabiliriz. Her türlü akitte de karşılıklı güvenin önemi büyüktür. Lakin hayatımızın her anında bireylerle her şey için akit yaparak yaşamamız da mümkün değildir. İşte o noktada insanın söyledikleri ve söylediklerinin sonucu güveni oluşturmaya başlar. Bunların en başında da "söz vermek" gelir. Söz vermek insan onurunun en önemli enstrümanıdır. Şövalye ya da akıncı ruhlu insanlar verdikleri sözü ne pahasına olursa olsun tutarlar. Rahmetli babam derdi ki; "Oğlum hayatta çok az söz ver. Ama verdiğin sözü ne pahasına olursa olsun tut. Çünkü eğer bir gün sözün yere düşerse o gün sen de yere düşmüşsün demektir." 

Yaşamımızda en temel ilkelerimizden biri oldu babamın bu nasihati. Birine güvenmek bütün ağırlığıyla o kişinin üstüne yıkılmak veya her an yardımını ya da desteğini bekler durumda olmak demek değildir. Güven olgusu güvenilen kişiye bir biçimde bağımlı olmak anlamına gelse de bir çocuğun duyduğu gözü kapalı güven ile özerk hareket edebilir yaşa geldiğimizde başkalarına duymayı öğrendiğimiz güven arasında temel bir fark vardır. Aslında birine tamamen bağımlı olmak ve hayatını onun isteğine ve iyi niyetine teslim etmek bir şeydir; beklentilerimizi karşılayamayacağını, istediğimizde yanımızda olamayacağını, hatta kimi zaman güvenimizi kötüye kullanabileceğini bildiğimiz insanlara güvenmenin bizi içine soktuğu savunmasızlık durumunu kabullenmek başka bir şeydir.

Gerçek gücü

Güvenin canlı kalması yalnızca her insanın kusurları ve zaafları olduğunun kabulüyle mümkündür. Çünkü sadece Rabbimiz kusursuzdur ve herkesi bir kusurla yaratmıştır ki, kimse kendisine eş olmasın. Güven bağdan doğar -ilk bağlar, aile ve yakınlarla kurulan bağlar- ancak gerçek gücü, her daim kırılgan da olsa, daima bağa hayat vermesinde saklıdır. Güven duygusunu zedelemeden yaşayabilmek bir anlamda asaletin de turnusol kâğıdı gibidir. Bireyler kendilerine duyulan güveni boşa çıkartmadıkları sürece saygınlıklarını korurlar ve kitleleri peşlerinden sürüklerler. Aslında bu durum uluslar için de geçerlidir. Asil milletler başka milletlerin kendilerine duydukları güveni boşa çıkartmazlar. Tarihsel süreçte en çarpıcı örneği de Büyük ve Asil Türk Milletidir. Gerek Osmanlı Devletinden önceki dönemde gerekse Osmanlı Devleti döneminde ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti olarak kendisine güvenen hiçbir milletin güvenini boşa çıkartmamıştır bu aziz millet. Tam da bu nedenle her ne kadar bazı devletlerin yönetenlerince kara propagandaya maruz kalsa da dünya milletlerinin gözünde saygın yerini hep korumuştur. Hep söyleriz, devletlerin dostluğu olmaz ulusal çıkarları olur diye. Doğrudur. Aslında bu durum ilk bakışta yukarıda yazdıklarımızla ters gibi görünse de değildir. Çünkü devletler yöneticilerinin sözleri ve yaptıkları akitlerle bağlanırlar. Günümüzde ne yazık ki bu sözlerin ve akitlerin tersi davranışlarda bulunulabiliyor. Bu ise söz konusu ülkenin devlet mekanizmasının ya da yöneticilerinin güvenilmezliğini ortaya koyarak saygınlığını azaltıyor. Çok canlı bir örnek verelim. ABD ve Türkiye NATO üyesi ülkelerdir. Aralarında yazılı akitler mevcuttur. Ama ABD onlarca yıldır Orta Doğu'da Türkiye'nin altını oymaya çalışmaktadır. Suriye'den çekilme kararı alan ABD, Deyrisor'daki petrol yataklarını terk etmemektedir. ABD Savunma Bakanı Mark Esper "Petrol yataklarının olduğu bölgeye Rusya'yı ve Suriye'yi sokmayacaklarını, petrolün PKK/YPG terör örgütü için gelir kaynağı olacağını" söyledi. PKK/YPG bu gelirle ne yapacak, İbiza'ya tatile mi gidecek acaba? Yazıda çizdiğimiz tabloya hiç oturmayan ABD asla güvenilir bir partner değildir. O halde "asil" midir sizce?

Güven duygusu gerek bireylerin gerekse milletlerin yaşamlarındaki en önemli kavramdır bizce. Çok uzun sürede kazanılır, çok kısa bir anda tuzla buz olabilir. Testi kırıldığında ne kadar yapıştırırsanız yapıştırın her zaman su kaçıracaktır. Asla ilki gibi olmaz.

Bu yazı toplam 642 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar