1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Gündemden iki başlık
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Gündemden iki başlık

A+A-

 Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçmiş yıllarda pek de rastlamadığımız biçimde 1980 döneminin Ülkücü şehidi Mustafa Türköne'nin şahadet yıldönümü nedeniyle bir açıklama yaptı. Twitter açıklaması "Ülkücü şehidimizin ağabeyi olan ve geçmişte davamıza emek vermiş Mümtaz'er Türköne'nin gerçekten suçlu olup olmadığına karar verecek yegâne merci Türk Adaleti'dir. Adil ve hakkaniyetli yargılamayla Mümtaz'er Türköne'nin üzerine atılı isnatların netleşmesi de mümkün olacaktır. Dileğim bir haksızlık varsa bunun acilen düzeltilmesidir. Osman Kavala'nın, Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak'ın ve daha pek çok sorunlu kişinin masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde şehit ağabeyi Mümtaz'er Türköne'nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir" şeklinde idi. Bahçeli'nin bu açıklamasını okuyan birisi ilk önce şöyle düşünür, "Allah Allah bu Mümtazer Türköne'yi yargılayan mahkeme başka bir ülkenin mahkemesi miydi de Sayın Bahçeli Mümtazer Türköne'nin suçlu olup olmadığına karar verecek yegâne mercinin Türk Adaleti olduğunu vurguluyor?"  Diğer bir çarpıcı nokta da Mümtazer Türköne'nin davasının Bahçeli tarafından "tekraren ve titizlikle değerlendirilmesi" talebidir. Titizlikle kelimesi çok isabetli ve doğru bir kelimedir. Hukukta kişi kim olursa olsun bir cani bile olsa herkesin, tüm vatandaşların dosyası her yargı aşamasında "titizlikle" hatta kılı kırk yararak incelenmelidir. Bu "titiz" inceleme adaletin gerçek anlamda tecellisini sağlar ve olması gerekendir. Ama "tekraren" kelimesi çok önemlidir. Tekraren demek yargılamanın yenilenmesi demektir. Peki, ne olmuştu bir hatırlayalım. FETÖ'nün kapatılan yayın organı Zaman Gazetesi'nin 11 eski yazarının yargılandığı  İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen kararda, sanıklardan Ali Bulaç ve Şahin Alpay 'Silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 8 yıl 9 ay, Mümtazer Türköne ve Mustafa Ünal ise aynı suçtan 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi kararını verdi. O dönemde Sabah Gazetesi'nin haberine göre Ceza Dairesi, mahkemenin kararını yerinde görerek onadı. Sanıkların beraat taleplerinin ise reddine karar vermişti. Kararda, "Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararlarında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezaların kanuni bağlamda uyguladığı anlaşıldı" denilmişti. FETÖ, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak ve Büyük Türk Milleti'ni yok etmek için Emperyal Ülke tarafından kurdurularak Türkiye'de yıllar içinde faaliyete sokulmuş bir terör örgütüdür. Nitekim bu örgüt TSK ve Türk Polis Teşkilatı içindeki teröristleri ile 15 Temmuz hain FETÖ darbesini gerçekleştirmeye kalkmış, ülkemizin Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan başta olmak üzere birçok insanın canına kast etmiş, milletimizin 253 şehit vermesine neden olmuştur. Bu teröristlerin TSK içinde sorumlu makamlara gelebilmeleri için FETÖ terör örgütünün hâkim ve savcı kılığındaki teröristleri ise Türk Ordusu'nda engel gördükleri vatansever subayları tasfiye etmek, hapse tıkmak için sahte belge ve delillerle Ergenekon- Balyoz gibi düzmece davaları işleme sokmuşlar, Emperyal Ülkenin hedefine ulaşmada en büyük engel gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri'ni bu yolla FETÖ'nün asker kılıklı teröristlerine teslim ederek Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve Türk Milleti'ni ortadan kaldırmayı amaçlamışlardı. Lakin Büyük Türk Milleti bu oyunu bozdu ve çuvalı onların kafasına geçirdi. İşte bu ihanet sürecinde kamuoyunun algılarını yönlendirme görevi de FETÖ terör örgütü yayın organı olan Zaman gazetesindeki yazar - akademisyen kılığındaki teröristlerine verilmişti. Mümtazer Türköne de bu teröristlerden biriydi ve Türk yargısı bunu tescil etmişti. Mümtazer'in TV ekranlarındaki algı operasyonu çalışmalarında şişko terörist Zekeriya Öz'ü haklı ve kahraman yapmak amacıyla kumpasa uğrayan onurlu Türk Subayları için defalarca söylediği "idam yetmez yağlı kazıklara oturtalım." Ya da PKK terörüne çözüm için "Öcalan'ı Paşa yapalım." vb. sözleri arşivlerde duruyor ve yüz yıl geçse de PKK terörüne bunca şehit vermiş olan Türk Milleti asla unutmaz. Türk Yargısı, Mümtazer Türköne'nin FETÖ silahlı terör örgütü üyesi olduğuna hükmetmiş ve gerekli hükmünü vermiştir. İstinaf Mahkemesi de bu hükmü onaylamıştır. Terörist Mümtazer Türköne bu suçu TV ekranlarında milyonların gözü önünde defalarca canlı işlemiş, köşesinde de imzalı yazmıştır. Tekraren yargılanma sözkonusu koşullarda hukuken mümkün görünmemektedir. Çünkü Türk Ceza Hukuku'nda yeniden yargılanmanın koşulları çok açık ve sabittir. Mahkeme tarafından verilerek kesinleşen bir hükümle ilgili olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda belirlenen hallerde (CMK md.311) hükümlü lehine veya aleyhine olarak yeniden yargılama yapılmasına "yargılamanın yenilenmesi" veya "iade-i muhakeme" denilmektedir. Kesin hükümle sonuçlanmış bir uyuşmazlık kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamaz. Bu nedenle, yargılamanın yenilenmesi olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesi, daha önceki yargılama sırasında ele alınmayan "yeni delil" veya "yeni olay" mevcut olduğunun anlaşılması halinde başvurulan bir kanun yoludur. Yargıtay, "yeni delil" veya "yeni olay" kavramlarını şu şekilde açıklamaktadır (Yargıtay CGK-2014/121 karar) delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için "yeni" olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın "yeni" olarak nitelendirilmektedir. Sanığın lehine yargılamanın yenilenebilmesi için net koşullar; Yargılamada Sahte Belge Kullanılması (CMK md.311/1-a), Gerçeğe Aykırı Tanıklık veya Bilirkişilik Yapılması (CMK md.311/1-b), Hâkimin Görevini Yerine Getirirken Suç işlemesi (CMK md.311/1-c), Mahkûmiyet Hükmünün Dayanağı Olan Başka Bir Hükmün Ortadan Kalkması (CMK md.311/1-d), AİHM Kararı ile Hak İhlalinin Tespit Edilmesi (CMK md.311/1-f) dir. Zaten bu sahte belge, sahte tanık konuları FETÖ'cülerin aşina oldukları işler. Dolayısıyla Mümtazer Türköne'nin yargılamasını "tekraren" gerektirecek hukuki bir gerekçenin olmadığı açık değil midir?  Yine de dosya halen Yargıtay'da ve en doğru kesin hükmü Yargıtay'ımız verecektir. Yargıya güvenelim. Bu arada da unutmayalım; Sayın Cumhurbaşkanı'mız başta olmak üzere devletimiz hâlâ FETÖ terör örgütü ile mücadele ediyor.                            

******* 

Fenerbahçe - Malatyaspor maçını izledik. Bir futbolsever olarak hakemlerimizin içler acısı halini gördükçe üzülüyoruz. Fenerbahçe oyuncusu Emre Belözoğlu Türk futbolu adına utanç verici bir aldatmaca ile hakemi kandırdı ve kendisine hiç dokunmadığı halde Malatyaspor oyuncusu Gökhan'ı ikinci sarıdan kırmızı ile attırdı. Aslında yürekli ve dürüst bir hakemin yapması gereken "hakemi aldatmaktan sarı kartı Emre denen adama göstermesi" idi. Ama nerde bizde öyle hakemler? Yazıklar olsun, insan olan azıcık utanır. Malatyaspor'un emeklerine yazık değil mi? Biraz vicdan, biraz edep yahu.

Bu yazı toplam 439 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar