Mehmet Eyüp Yardımcı

Mehmet Eyüp Yardımcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Graham Bell

A+A-

Annesi doğuştan işitme engelliydi ve dedesi ile babası yıllarını işitme engellilere adamıştı. Onun tek bir hedefi vardı o da; "sağırların sessizliğini ortadan kaldırmak."

Babası işitme engellilere duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi verem hastalığından vefat edince, babası hayatta kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada'ya göçer. Graham Bell'de babasının vefatının ardından onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için Amerika Birleşik Devletleri'ne gider. Boston'a yerleşir ve burada bir süre işitme engellilere dil öğretmeni yetiştiren okulda çalışır ve sonrasında ise kendi okulunu kurar.

Alman Hermann von Helmholtz adlı bilginin "işitme fizyolojisine" ilişkin kitabını okur. Müzik sesinin bir tel aracılığıyla aktarılabileceği düşüncesi üzerine yoğunlaşır. Thomas Watson isimli elektrik mühendisiyle çalışmaya başlar. Bell ve Watson, tarihler 1875 yılını gösterdiğinde sesin tel üzerinden başka bir yere gittiğini ortaya çıkarır.

7 Mart 1876 da, Bell'e patent verilir. 174.465 nolu patenti alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefon çalıştırmak için kullandığı bataryanın asitinin pantolonuna dökülmesi üzerine Watson'u yardıma çağırır: "Mr. Watson. Come here. I want to see you" (Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum)

İşte Bell yardım isterken farkında olmadan 10 Mart 1876 günü ilk telefon görüşmesini yapmış olur hem de "Alo" demeden…

Sağırların sessizliğini ortadan kaldırmak isterken, her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla kilometrelerce uzaktaki insanların birbirini duymasını sağlamış oldu. Gerçi Bell, bulduğu icatın bugün özellikle ülkemizde adeta insanların bir uzvu haline geldiğini görse idi ne düşünürdü bilmiyoruz ama aramızdaki sessizliği ortadan kaldırdığı için minnet borçluyuz.

Futbolumuzda da aramızdaki sessizliğin ortadan kaldırılmasına ihtiyaç var ve bu ihtiyaç her geçen gün daha da önemli bir hâle gelerek başka bir boyut kazanıyor.

Futbolun kural kitapçığı dünyanın her yerinde aynı doğrular üzerine uygulanırken ve futbolun gelişimine katkı sağlayacak "Yapay Zekânın" ürünü "VAR" sistemi futbolun üst düzey oynandığı ülkelerde büyük bir oranda sorunsuz işlerken, bizim ülkemizde futbolun kuralları her kentte, her stadda ve her takıma göre ayrı bir işler hale gelmesi, futbolun sahada kalmasına engel olmaktadır.

VAR denilen aynı yapay zekâ ürünü, Avrupa'da farklı bizde farklı çünkü o yapay zekâ ürününe futbolun doğrularını yükleyen insan faktörü bizde çok farklı…

Futbolumuzdaki gelişimin önündeki en büyük engel futbol sistemimizin içindeki var olan insan gerçeğidir.

Yönetici, hakem, medya mensubu olarak bulunan büyük bir çoğunluk aynı zihniyetin anlayışı altında birleştikleri için ve sadece canı yandıklarında "hak, hukuk, adalet" diyerek konuştukları için ki böyle yaptıklarında en az dört hafta kimse kendilerine dokunmayacak gerçeğini bildikleri için konuşuyorlar zaten en büyük handikap burada yani sadece işine geldikleri zaman konuşmaları.

Futbolun içindeki sağırlığı ortadan kaldıracak ve futbolumuzu başka bir boyuta taşıyacak gibi bir fikriyata sahip olmadığımız müddetçe bu kısır döngü sürüp gider.

Bu fikriyatın ortadan kalkmasına yönelik en uyarıcı söz Alphonse Daudet'in "Ne derseniz deyin efendim! Bu dünyada her şeyin bir sonu var" sözüdür.

Bu hafta sonu oynanacak olan Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinin sahada kalan bir futbol hikâyesi olması dileğiyle bir beklenti içindeyiz.

Bekleyelim ve görelim futbol sahada mı kalacak? Yoksa masaya mı taşınacak?

Her şey değişecek, yeter ki! Biz bu inancı elden bırakmayalım ve belki de bir masal gibi geleceğe güzel şeyler bırakacağız.

Masal gibi derken satırları Sabahattin Kudret Aksal'a ait şiirinden bir bölüm ile haftaya nokta koyalım;

 

Önce bulutlar geldi, leyleklerin

Dönüşünden bir hafta sonraydı,

Sıcak kokusu duyuldu yağmurun…

 

 

 

Bu yazı toplam 883 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar