1. YAZARLAR

  2. İzzet Doğan

  3. Gara şehitlerimiz ve hergün ölen insanlar
İzzet Doğan

İzzet Doğan

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Gara şehitlerimiz ve hergün ölen insanlar

A+A-

TSK'nın Gara Dağı'ndaki mağaraya yaptığı "kurtarma operasyonu" sırasında, 13 asker-polis ve sivilimizin hain terör örgütü PKK tarafından kalleşçe kurşunlanması şehit edilmesi yüreklerimizi yaktı, içimizi acıttı.

Bakın "kurşunlanması" diyorum "kurşuna dizilmesi" diyemiyorum.

Çünkü kurşuna dizmenin de bir usulü vardır. Esir düşersin, usulen de olsa yargılanırsın, yargı kararı yüzüne okunur ve bir askeri kıta infaz eder.

Ama eli kanlı ve hain bir örgüt olursan yalnızca kurşunlarsın!

Yüreğimiz yanıyor, içimiz acıyor, gerçekten üzülüyoruz ama hiçbir şey ateşin düştüğü yeri yakması, ocaklara düşen ateşin sönmeyeceği gerçeğini değiştiremiyor.

Bu13 silahsız insan çatışma esnasında şehit düşmediler.

Bir yanda kendileri bir yanda aileleri günlerce, aylarca, yıllarca bir gün kurtulacaklarının umuduyla yaşadılar. Gönül isterdi ki böyle bitmesin. 2016 yılında terör örgütünün video kayıtlarında konuşan şehit Müslüm Altıntaş:

"Anne, baba, bayramınız mübarek olsun..." diye başlıyor video mesajında ailesine seslenirken ve ekliyor: "Hepinizi çok özledim..." derken,

Adil Kabaklı' da aynı video mesajında ailesine şöyle sesleniyordu:

"Ailemin bayramını kutluyorum ve benim için üzülmemelerini, sabretmelerini istiyorum. Ailem orada birbirine daha çok tutunursa ben de burada daha sabırlı olacağım. Ben şu an onları düşünüyorum. Kurban olduğum Allah isterse yarın öbür gün kavuşacağız."

Videoda konuşan Süleyman Sungur ise:

"Ben iyiyim, ayaktayım, elbet bir gün sizlere kavuşacağız" diyordu. Ayrıca "Annesinin ellerinden öptüğünü" söylüyor ve: "Benim için sabırlı olmanı istiyorum..." diye annesini teselli ediyordu.

Olmadı. Başaramadık. Ama yaşananlardan en önemlisi bu olayın bile siyasallaşma amacı olarak kullanılması.

Ulusça üzüldüğümüz bu başarısızlıktan sonra ilk açıklamanın bir vali tarafından yapılması ve parti kongrelerinde şehit anneleriyle bağlantı yapılması da doğru değildir.

Terörle savaşmak bir devlet politikasına dayanır. Bu politika partiler üstüdür ve tüm siyasi partiler tarafından desteklenir. Kaçak güreşen ve sinsice terörü destekleyen, açıkça lanetlemeyen siyasi görüşleri burada bir kez daha kınıyoruz.

İçişleri Bakanı Soylu, diyor ki:

Ünzile teyze yanına eğildiğimde bana evladıyla ilgili bir şey söylemedi. Üç defa 'Dik durun, dik durun, dik durun' dedi" diye konuştu.

O Ünzile teyzelere çok şey borçluyuz. Doğru söylemiş "dik durun" diye. Dik durup bebek katili eli kanlı örgüt mensuplarıyla bir masaya oturmamak, onlarla pazarlık yapmamak güzel şey. Ama dik durmak başka şey 6 yıl gibi bir zaman bu sorunu kamuoyunda dile getirmemek, suskun kalmak gereken tüm yolları denememek başka şey. Bu olayı her gün en önemli bir sorun gibi görüp, çözüm üretememekten hepimiz sorumluyuz.

ABD'NİN TUTUMU

Burada bir parantez de ABD'ye açmak istiyorum. NATO müttefiki ve bir zamanların stratejik ortağı ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price'ın "Eğer Türk sivillerin ölümünün bir terör örgütü olan PKK tarafından gerçekleştirildiği yönündeki haberler doğruysa, bunu olabilecek en kuvvetli şekilde kınıyoruz" şeklindeki açıklaması, yaşadığımız olayın bir başka üzücü boyutudur.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın her şeyi bildiği halde "Eğer haberler doğruysa..." şeklinde açıklama yapması Türkiye-ABD ilişkilerinde büyük bir güvensizlik olarak kayda alınmıştır.

ABD'nin bu gafı gösterilen tepkiler sonucu daha sonra Ankara Büyükelçisi Satterfield ve ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken tarafından düzeltilmiş, Türk rehinelerin ölümüyle ilgili taziyelerini iletip, olaydan "PKK teröristlerinin sorumlu olduğunu" belirtmiştir.

Anlaşılan odur ki, ABD'nin, PKK/YPG ye olan desteği devam etmektedir.

HER GÜN ÖLEN İNSAN

Sözcü Gazetesi'nden İsmail Saymaz, şehitlerimizden Başçavuş Semih Özbey'in babası Gürsel Özbey ile görüşmesini köşesine taşıdı.

Şehit babası Özbey'in, İsmail Saymaz'ın "Nasıl geçti bu altı yıl?" diye sorusuna şöyle cevap vermiş:

"Nasıl geçirilir, söyleyeyim. Her gün ölen bir insan… Her gün çocuğunun ne olduğunu ne yiyip ne içtiğini… Eğer anlatılanlar doğruysa bu çocuklar her gün işkence görmüşler ya! Var mı böyle bir adalet, var mı böyle bir dünya ya! (Ağlıyor) Var mı? Bu sözün bittiği yer. Bu insanlık dışı bir şey. Eğer doğruysa çocukların cesetleri üzerinde işkence gördükleri, ayaklarının kırıldığı… Nedir bu ya! Var mı böyle bir şey! İnsan hakkı kutsal değil mi?"(Sözcü, 16 Şubat 2021).

Baba Özbey, Saymaz'a diyor ki:

"Siyaset bunu çözecekti. Bu işin çözümü siyasilerdi, ben değildim. Ben devlet değilim. Devleti yöneten siyasiler. Buna bütün partiler dahil."

SENİNDE BİR YANIN ÖLÜR

Ölümün soğuk soluğu dolanıyor ortalıkta.

Şimdi karlı bir Şubat günü sabahı. Neşet Ertaş'tan bir türkü: Gönülden gönüle, yol gizli gizli, yol gizli gizli.

İşte dünyamızdan yitip gidenlerle de aramızda gönülden gönüle bir yol var. Üzgünüz, hüzünlüyüz, içimiz acıyor.

Ölüm denince, Özdemir İnce'nin, Demir Özlü için yazdıklarını çok sevdim. Ve sizlerle paylaşmak istedim:

"İnsan doğduğu, içine havayı çektiği andan itibaren ölmeye başlar. Hayat ölümün çekirdeğidir, onun besinidir. İnsanın annesinin babasının ölümü doğaldır; onların ölümüyle insan tamamlanır. Arkadaş ölümleri bir başka ölümdür. Arkadaşlar, insanın kendisiyle hiçbir biyolojik bağı olmayan ama "senleşmiş" bir varlığın ölümüdür. Senin de bir yanın ölür. Her yakın arkadaş öldükçe sen de ölürsün, eksilirsin. BBC Türkçe Servisi'nden bir gazeteci telefonda "Sizinle Demir Özlü hakkında konuşmak istiyoruz" dediği zaman, ayakta durmak için dayanacak bir yer aradım."

Biz de şehitlerimizi duyunca bir kez daha "Mehmetçikle", etle tırnak gibi olduğumuzu yaşadık.

Eşimle birlikte bu büyük acıyı paylaştık ve şehitlerimizi bağrımıza bastık. Bizim de bir yanımız ölmüştü!

 

Bu yazı toplam 1202 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar