1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. G20 zirvesinin olası yansımaları
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

G20 zirvesinin olası yansımaları

A+A-

Japonya'nın Osaka kentinde düzenlenen G20 zirvesinde Erdoğan-Trump görüşmesi hemen herkesin merakla beklediği konu idi. Zira günlerdir devam eden ve ABD ile Türkiye'nin tarihinde görülmedik ölçüde gerginlik yaratan S-400 füzeleri konusu başta olmak üzere çok önemli birkaç alanda ciddi görüş ayrılıkları ve ABD'nin hasmane tutumu söz konusuydu. Türkiye'nin "bekasına" doğrudan etki eden bu meseleler S-400, Doğu Akdeniz EMB'si, PKK/PYD'ye sürekli devam eden ağır silah desteği ve Yunanistan konusunda ABD'nin tutumu idi. Bunların ne kadarı Osaka'da konuşuldu bilemeyiz ama ekranlarda izlediğimiz canlı yayında ABD-Türkiye görüşmelerinin çok sıcak bir havada geçtiği, Trump'un başta Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere "Bu güzel insanlar" diye Türk heyetine iltifatlar yağdırdığına tanık olduk. En azından bu bile gerilimin voltajının şimdilik önemli ölçüde düştüğünün ifadesi sayılabilir. Aslında Trump konuşmasında gerçekleri ifade etti yani malumun ilanı oldu. Zira Türkiye S-400'leri Rusya'dan almaya karar vermeden önce Obama yönetiminden Patriot hava savunma sistemi talep etmişti. Obama yönetimi ve etrafındaki şahinler Türkiye'yi hava savunmasız bırakmak maksadıyla Patriotları satmadılar. Kriz süreçlerinde iki kez Türkiye'ye Patriot sistemi kurdular, sonra söküp götürdüler. Türkiye'nin ise açık olan çatısını kapatmak için kendine ait bir hava savunma sistemine ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacını da Rusya'dan S-400'leri alarak gidermiş oldu. Trump da konuşmasında aynen bu gerçekleri tekrar etti. Aslında görüşmenin öncesinde Türkiye ile ABD arasındaki bu gerilimin düşeceğine kimsenin ihtimal verdiği yoktu. Aksine tansiyon daha da yükselebilir endişesi hâkimdi. Çünkü ABD'nin şahinleri başta olmak üzere Kongre de dâhil her mekanizma Türkiye'ye CAATSA Yaptırımlarının uygulanması gerektiği üzerinde görüş birliği içindeydiler. Öte yandan parasını ödediğimiz F-35'lerin teslim edilmemesi ve F-35 programından çıkarılmamızı talep ediyorlardı. Hatta öylesine ileri gidildi ki, Türkiye'nin NATO'dan dışlanması bile konuşulur oldu. Ancak Osaka zirvesindeki Erdoğan-Trump görüşmesi bir anda gerilimi düşürdü ve yeni çözüm yolları arayışı düşüncesini ortaya çıkardı.

Pentagon ne derse o

Tabii Trump'un bu pozitif yaklaşımı önemlidir ama ABD'de tek karar verici Trump değildir. Kongre'nin özellikle de "Pentagon"un ABD ulusal güvenlik politikalarında çok büyük etki gücü vardır. Hani Pentagon ne derse o olur desek çok da yanılmış olmayız. Askerlerin dünyada en etkili olduğu ülkelerin başında "en demokratik dediğimiz" ABD gelir. Vesayetin babası ABD'dedir desek tam isabet olur. Görüşmede çok önemli bir nokta da Türkiye'nin haklılığını Trump'un ilk kez dünya kamuoyu önünde kabul etmesidir. Trump, Türkiye ile ABD ilişkilerinin Obama yönetiminin uyguladığı politikalar nedeniyle bozulduğunu ifade etmekle Kongre'nin ve ABD medyasının tersine bir görüşü ortaya koymuştur. Bu da Türkiye'nin S-400 meselesinde elinin büyük ölçüde güçlenmesi demektir. Burada dikkat çeken bir nokta da krizin en önemli parametresi olan "yaptırımların" henüz netleşmemiş olmasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'un açıklamalarını "yaptırım yok, müttefikler arasında yaptırım olmaz" diye niteledi ama Trump, yaptırımları soran gazetecilere adeta bir orta yol arar gibi "yaptırım işi biraz karışık" diyerek net bir cevap vermedi. Başka çözümlerden bahsetti.

Belki S-400'leri alırız ama kullanıma sokmayabiliriz. Öte yandan Trump'un ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin en az 100 milyon dolara çıkması gerektiğini vurgulaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında dostane ifadelerde bulunması pozitif katkılar olarak öne çıkan noktalardır.

Şaşırtıcı davranış

Buraya kadar her şey güzel. Lakin bunca yıllık birikimimizin bize düşündürdüğü noktalar da var. Diplomaside hiçbir şey insanların dışarıdan gördüğü gibi değildir. Trump gibi tam bir tüccar zihniyetine sahip kişinin düne kadar hiddetle ve şiddetle yaptırımlar uygulayacağını söylerken hiçbir şey almadan çok kısa bir sürede aniden böylesine bir U dönüşü yapması iltifatlar yağdırması, Türkiye'nin haklılığını kuvvetle vurgulaması şaşırtıcı gelmektedir. (Gerçi Trump'un ne zaman ne yapacağı belli değildir ya.) Çünkü uluslararası ilişkilerde temel kural devletlerin karşılıklı çıkarlarıdır. Türkiye olarak biz bir şey verdik mi? Verdiysek ne verdik? Bunları bilemeyiz. ABD'nin en talepkar olduğu konular özellikle Doğu Akdeniz'deki gaz ve petrol yatakları ile Suriye'nin kuzeyinde yani Fırat'ın doğusundaki gelişmelerdir. Ancak Türkiye'nin, Sayın Cumhurbaşkanının bu konularda bir taviz vermesi düşünülemez. Zaten fiili durumda da hem Fatih hem de Yavuz sondaj gemilerimiz Türk Donanması eşliğinde Doğu Akdeniz'de arama faaliyetlerini sürdürmektedirler. (Bununla birlikte hâlâ Münhasır Ekonomik Bölgemizi ilan etmiş değiliz. MEB'imizi ilan etmemiş olmamız ve bu alanı ilan etmeden sondaj yapıyor olmamız dünya kamuoyu nezdinde kendi tapulu arazimizde bizi kaçak avlanan balıkçı durumuna düşürebilir. Yunanistan ve GKRY bu konuda AB'yi sıkıştırıyor. AB de buradan pay kapmak uğruna Rumların yanında duruyor. O nedenle Türkiye'nin acilen MEB'sini ilan etmesi gerekir.) G20 zirvesi en azından S-400 yaptırımlarının yumuşaması yönünde başarılı geçmiştir. Söz konusu gelişmeler piyasalara da önemli bir rahatlama getirecektir. Dedik ya; Türkiye'nin yaşamsal(beka) konularında bir sorun olmasın da gerisi kolay hallolur. Biz yine de tanıdığımız kadarı ile şahin Bolton ve ekibine karşı dikkatli olalım. Ne olur, ne olmaz...

Bu yazı toplam 437 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar