1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. EYT'liler meselesi
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

EYT'liler meselesi

A+A-

Uzun bir süreden beri EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) meselesi ülkenin gündeminde bulunuyor. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan devletin varlığının devamlılığı açısından siyasi riskini de üstlenerek, çok doğru ve haklı olarak EYT konusuna noktayı koymuştur. Zaten çok daha önce hukuki açıdan da Türkiye'nin en üst hukuk kurumu olan Anayasa Mahkemesi son noktayı koymuştu. Türkiye, dünyanın içinde bulunduğu durağan ekonomik süreçte ekonomisi çok fevkalade olan bir ülke değildir. Bu ekonomik koşullarda da erken yaşta emekliliği kaldırabilecek bir ülke hiç değildir. Zaten Türkiye dışında geçmişte olduğu üzere dünyada 40-50 yaşında emekliliğe cevaz veren başka bir ülke de yok.

90'lı yıllarda rahmetli Demirel hükümetleri erken yaşta emekliliği getirmekle işsizlik sorununu çözmeyi amaçlamışlardı. Amaçları emekli olanların yerine genç işsizleri yerleştirmekti. Lakin bulunan yöntem yanlıştı ve popülist bir politika idi. Genç yaşta emekli olanların da başka bir işte çalışarak üretebileceklerini değerlendirmişlerdi. Ancak görüldü ki işler 20 yıl sonrasına olumsuzlukları katlanarak geldi. Aslında burada temel sorun geçmişte var olan üç temel sosyal güvenlik kurumundan ikisinin felçli olmasıydı. Bugün sosyal güvenlik sistemine yansıyan problemler o iki temel sosyal güvenlik kurumunun, özellikle de birisinin bitkisel hayata ulaşmasının sonucudur. Söz konusu üç sosyal güvenlik kurumu Emekli Sandığı(ES), Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) ve Bağ-Kur (BK)'dur. En büyük sorun da Bağ-Kur'dan çıkmıştır. Bugün de mevcut sorun özellikle Bağ-Kur'un geçmişinden beri gelen sürecin katlanarak yansımasıdır. Konuyu iyice açalım. Bütün sosyal güvenlik kurumları, mensubu olan çalışanların ödedikleri primler ile yaşarlar. Kesilen bu primler bu kurumlar tarafından yatırıma ve iştiraklere dönüştürülür, bu dönüşümden elde edilen gelirler ile kesilen primlerin nakit akışının belli bir oranı emekli olanlara gelir olarak yani emekli maaşı olarak verilir. Tabii devletler de zaman zaman bu kurumları bütçenin elverdiği ölçülerde sübvanse ederler. İşte tam da mesele bu primlerin ödenmiş ya da ödenmemiş olmasında yatmaktadır. Yani temel kaynağın var olup olmamasıdır. Emekli Sandığı (ES)kurumu fevkalade iyi işleyen, sistemi mükemmel kurulmuş bir kurumdu. Bu kurumun prim ödeyicileri devlet memurları ve akademik personel gibi beyaz yakalılardı. ES'nın temel finans kaynağı bu mensuplarından hiç aksamadan kuruma gelen sıcak para idi. Çünkü daha maaşını almadan memurun primi kaynağında kesilerek kurumun kasasına giriyordu. Kısacası ES'nın bir kaynak sorunu yoktu. Bu durum kurumun aktüel dengesinin mükemmel biçimde oluşmasına imkân veriyordu. İkinci sosyal güvenlik kurumu SSK olup memur olmayan yani işçi statüsündeki çalışanların (mavi yakalıların) sosyal güvenlik hizmetlerini yerine getiren kurumdu. SSK'nın temel nakit girdisi de işçilerin işverenler tarafından ödenen primleri ile SSK'nın mal varlıklarından, iştiraklerinden elde edilen gelirlerdi.

SSK çok büyük ölçüde özellikle de gayrimenkul mal varlığına sahipti ve buradan büyük gelir elde ediyordu. Öte yandan sağlık alanında tedavi işlerinde SSK'nın ilaçlarını üreten kendine ait ilaç fabrikası gibi kuruluşları vardı. Burada sorun tüm işverenlerin çalışanlarına ait primleri zamanında ödememesi, eksik ödemesi ya da hiç ödememesinden kaynaklanıyordu. Ama öyle veya böyle kör topal da olsa bir biçimde primlerin yarıdan fazlası toplanabiliyordu. Bütün bunlara karşı Bağ-Kur gibi bir kurum vardı ki içi tamamen bomboş bir kurumdu. Çünkü BK'a mensup çalışanlar beyaz ve mavi yakalıların dışında kalan vatandaşları kapsıyordu. BK mensupları primlerini kendi istekleri ile yatırıyorlardı. Bazen yatırıyor, bazen yatırmıyor, kimi yatırıyor, kimisi hiç yatırmıyordu. Yani hiç kimse kolay kolay cebindeki parayı çıkarıp BK'a vermiyordu.

2/9/1971 tarihinde 1479 sayılı "Esnaf ve Sanatkarlar ve diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu"nun çıkması ile kurulan Bağ-Kur, bir işverene bağlı olmaksızın kendi adı ve hesabına çalışanları çatısı altında topladı. 1984 yılında çıkan 2926 sayılı yasayla, tarımda bağımsız çalışanlar da zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur kapsamına alındı. Ayrıca ev kadınları, yurt dışında bulunan Türklerin yanında bulunup bir işte çalışmayan eşleri, Türkiye'de oturan Türk asıllı yabancılar, belirli bir işi olmayanlar ve zorunlu sigortalılık niteliğini kaybedenler de Bağ-Kur bünyesinde "isteğe bağlı sigortalılık"tan yararlanabilmekte. Hâl böyleyken 1987'de çıkarılan bir yasa ile "Süper Emeklilik" diye bir kavram da getirildi. Çünkü ekonominin sıcak paraya ihtiyacı vardı. Örneğin Almanya'da çalışan bir kişinin elindeki birikmiş alınarak kendisine daha yüksek maaş verileceği taahhüt edildi. Kişi hiç çalışmadan bir miktar para yatırıp emekli oluverdi. Bağ-Kur bu toplanan paraları da iyi yönetemedi. Sonuçta yatırıma dönüşmeyen bu paralar verimli olamadı. Ama devlet bu maaşları ödemeye devam etti. Üstelik çoğu mensubu da primlerini düzenli ödemedi ya da hiç ödemedi. Sonra aflar filan çıktı, kişi bir miktar prim borcunu ödeyerek yeniden sisteme dâhil oldu. Bugün yaşanan sıkıntılar o dönemden günümüze gelen sıkıntılardır. Üç sosyal güvenlik kuruluşunun birleştirilmesinde de ES mensupları gibi primlerini tam ödeyenler ile BK mensupları gibi hiç ödemeyenlerin aynı koşullara gelmesi de bir anlamda adil miydi onu da ölçmek gerekir. Bu denli sıkıntılı bir sosyal güvenlik siteminde "Erken Yaşta Emeklilik" mevcut sistemin çökmesinden başka hiçbir işe yaramaz. Şimdi EYT kabul edilirse, Türkiye, torunlarının dahi geleceğini ortadan kaldırmış olur. Öyle CHP'nin söylediği gibi sorunun hemen çözülmesi filan da mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda son derece doğru bir karar vermiştir ve bu kararla Türkiye'nin geleceğinin ekonomik ipotek altına girmesine açıkça engel olmuştur. Siyasi irade yeni bir sistemle EYT'lilerin bu sorununu makul sınırlar içinde kademeli bir geçişle çözebilirim, eski sistemle bu yükü kaldıramam diyor. Bu tespit ve yaklaşım sonuna kadar doğrudur, destekliyoruz.               

                    

Bu yazı toplam 357 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar