1. YAZARLAR

  2. A.Öner PEHLİVANOĞLU

  3. Ermenilerin Van Sason isyanı Ermeni ihaneti, mecburi göç ve Binbaşı HJ Pravitz'in mektubu-2
A.Öner PEHLİVANOĞLU

A.Öner PEHLİVANOĞLU

BAKIŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Ermenilerin Van Sason isyanı Ermeni ihaneti, mecburi göç ve Binbaşı HJ Pravitz'in mektubu-2

A+A-

4-nisan-2021,-mehmed_talat_pasha.jpg

            Mehmet Talat Paşa, 1921 yılında Berlin'de, bir Ermeni terörist tarafından öldürüldü.


* 27 Mayıs 1915'te İçişleri Nazırı Talât Paşa imzasıyla, "Savaş bölgesindeki Ermeni nüfusu, Osmanlı toprakları içerisinden güvenli bir başka yere iskan  etmek" genelgesi yayınlandı.

* Ermeni soykırım günü olarak lanse edilen 24 Nisan, aslında, Osmanlı Devleti'nin Ermeni çetelerine karşı aldığı meşru savunma hakkını kullandığı tarihtir.

Kanlı günler, 1830'lardan itibaren Anadolu'ya gelen misyonerlerin yetiştirdiği Ermeni militanların 1877'de Kars'a, Erzurum'a, Van'a giren Rus Alaylarının öncülüğünü yaparken başladı. Ermeniler, Türk, Müslüman halkı katletlettiler. İki toplum arasında ilk nefret tohumu o zaman ekilmiş oldu. Doğu vilayetlerinde binlerce Türk - Müslüman, Ermeni Çeteleri tarafından toplu katliama uğradı.

1877-1878 Osmanlı-Rus harbini izleyen dönemde, Ruslar'dan cesaret ve silah desteği alan ((Hınçaklar, Taşnaklar vd...) Ermeni komitacıları, 1894'te  Sason'da ve Van'da ayaklandı, Van civarında binlerce Türkü - Müslümanı katlettiler, Anadolu kentlerinde terör estirmeye başladılar. 1896'da İstanbul'da Osmanlı Bankası'nı soydular. 1915'te Doğu Anadolu'da Ruslara karşı savaşan Osmanlı Ordusu'nu arkadan vuran, cephanelikleri uçuran Ermeni çeteleri karşısında çaresiz kalan Osmanlı Hükümeti 24 Nisan.1915'te Hınçak, Taşnak... gibi terörist Ermeni örgütlerini yasakladı. İstanbul'daki örgüt ileri gelenleri, 200 kadar militan üye tutuklandı ve Çankırı'ya sürgün edildi. Dünyaya "Ermeni soykırım günü olarak lanse edilen 24 Nisan, Osmanlı Devleti'nin Ermeni çetelerine karşı aldığı meşru savunma hakkını kullandığı tarihtir. Bu yasaklamanın ardından, 27 Mayıs 1915'te İçişleri Nazırı Talât Paşa imzasıyla, "Savaş Bölgesindeki Ermeni nüfusu Osmanlı toprakları içerisinden güvenli bir başka yere iskan  etmek" genelgesi yayınlandı. Bu genelge gereğince savaş bölgesindeki Ermeniler, Lübnan bölgesine gönderildi. Talat Paşa, 1921'de Berlin'de bir Ermeni tarafından katledilmiştir.

Bir çok belge yanında Ermenilerin Türk - Müslümanlara yönelik vahşetin yakın tanığı Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı, Tuğgeneral L. M. Bolhovitinov'un "Ermeni Raporu" gerçeklere ışık tutuyor. Aşağıda okuyacağımız İsveçli Binbaşı Hj Pravitz'in mektubu Ermeni iddialarını çürüten bir diğer belge.

oner1.jpg

**

Bnb. Pravitz'in hikayesi;

1911 yılında, İsveç Silahlı Kuvvetleri'nden bir heyet, İran Silahlı Kuvvetleri'nin eğitim ve öğretimini sağlamak amacıyla İran'a gelir. 1915 yılına kadar İran'da çalışan bu heyetin bir bölümü, 1915 yılında İsveç'e döner, 17 kişilik bir heyet İran'da kalır. İran'da kalan bu İsveç grubu, Alman Özel İstihbarat ve Harekat örgütüne katılır. İsveç heyeti, Almanlar ile işbirliği halinde Orta Doğu, Afganistan ve Güney ve Doğu Anadolu bölgesinde örtülü harekata katılır.

İsveç heyeti içinde yer alan Binbaşı Hjalmar Pravıtz, Türkiye'de bulunmuş, Doğu Anadolu'da Ermenilerin tehcir olayını yakından yaşamış gazetelere makale ve kitap yazmıştır. Bnb. Pravitz, Güney ve Doğu Anadolu'da yapmış olduğu görev sırasındaki gözlemlerini Nisan 1917'de bir İsveç gazetesinde yayınlanan makalesinde anlatmıştır."

Binbaşı, Pravitz'in mektubunu, İsveç Basın Arşivi'nde bulan Dr. Mete Soytürk'e teşekkür ediyorum. Birlikte okuyalım;

Bnb. Hjalmar Prevayec Pravitz

Isveç ordusu,

NYA DAGLIGT ALLEHANDA

(YENİ GÜNLÜK ÇEŞİTLİLİK GAZETESİ)

"Rättvik, Pazartesi, 23 Nisan 1917

Aralarında bulunmuş olan birinin ağzından Ermenilerin durumu;

Geçenlerde yurt dışından (İran'dan) ülkeme döndüm. Biraz geç de olsa  Ermeni sorunu ile ilgili İsveç'te yazılmış iki kitabı inceleme fırsatını buldum.  Bunlardan birincisi (Karl Gustav) Ossiannilsson'un "Soylu insan -Sven Hedin-", ikincisi Marika Stjernstedt'in "Ermenilerin acınacak durumu".  Birinci kitabı doğrudan çöpe attım. Sven Hedin'e karşı kötü, gizli manalı ifadeler beni, Dagens Nyheter gazetesindeki bir baş makale kadar bile ilgilendirmedi. ikinci kitapta verilmek istenen; Ermenilerin  çektikleri  acıların  abartılı olarak ifade edilmesi. Bu kitabı sonuna kadar bir solukta okudum.  İşte benim şimdi yapmak  istediğim, olayları anlatmak ve bu iki kitaptaki yanlışı ve çarpıklıkları ortaya çıkarmak.

Ermenilerin sefaletini, benim kadar yakından başka hiç bir İsveç'linin görme ve inceleme fırsatı olmadığını söyleme cesaretini gösteriyorum. Bir aylık bir süre için bu zavallı göçmenlerin arasında yolculuk ettim ve bu yolculuk, her iki yazara göre iddia edilen katliamın gerçekleştiği 1915 yılının sonbaharının sonunda  gerçekleşti.

Yukarıdaki her iki çalışmada yazılanlarla söylenmek istenen, Türkler ve Almanların insanlık dışı ve barbarca davrandıkları şeklindedir. Ben aşağıda tamamen kendi gözlemlerime göre gördüklerimi yazdım.

Bunu yaparken yukarıdaki bu iki yazarca okuyucuya verilmek istenen izlenimlerin, aslında doğru olmadığını anlatabilmeyi umut ediyorum.

Kitapların içeriğinden anladığım kadarıyla, her iki yazar da hem Türklerin hem de Almanlar'ın bilinçli olarak saldırı ve katliam işlediklerini anlatmak istemişler.

Yaşananların şahidi durumunda olmam, bana, bu gibi yalan iddiaları kınama hak ve yükümlülüğünü veriyor ve buna ek olarak kendi gördüklerim bu protestoyu güçlendiriyor.

İşin gerçeğine bakarsak büyük ölçüde Almanların ve müttefiklerinin (Türkiye, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan) dostuyum. Öte taraftan tarafsız ülkenin (Isveç) vatandaşı olarak tutarlı olmak gerekiyor. İstanbul'dan Anadolu'ya doğru yolculuğuma başladığımda, kulaklarım Amerikalı gezginlerin, zavallı Ermenilerin  Türk efendileri tarafından nasıl katliama uğradığı şeklinde anlatılanlarla, yani önyargılarla doluydu.

Tanrım! Nasıl bir kargaşa görecektim acaba ve nasıl bir zulme şahit olacaktım! Orta Doğu'da görevli olarak( Iran Jandarma teşkilatını kurmak ve geliştirmek için) uzun yıllar yaşadığım için, Hıristiyan olduklarından dolayı, Ermenilerin  Tanrı'nın  en sevgili kulları olduğu şeklindeki görüşe katılmam kesinlikle mümkün değildir. Türklerin saldırıları ve isimsiz kurbanlar hakkındaki söylentilerin doğru olup olmadığını anlayabilmek için gözlerimi açmaya karar verdim. Her zaman sefilliğe şahit oldum. Ancak önceden planlanmış bir katliama hiç bir yerde şahit olmadım. Kesinlikle hayır.  İşte bu nedenle gördüklerimi yazma gereği duydum. Savaşın başında, güvenilmez Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu'nun kuzey kısmından güneye sürülmelerinin sebebini kavramak ve Türk hükümetinin zorunlu nedenlerle bu işi yaptığını anlamak gerekiyordu. Nefret ettikleri bölge yetkililerine karşı istila ordusu ile birlikte ortak bir saldırı yapmak için sadece Rusların gelmesini bekleyen tüm bu Ermenileri, Erzurum bölgesinden çıkarmak önemliydi ve gerekliydi. Erzurum şubat 1916'da düştüğünde, Rusya'da tutsak kaldığım sırada tutsaklığı paylaştığım bir Ermeni bana şunları söyledi: "Biz sürülmeyip Erzurum'da bırakılsaydık, Erzurum çok daha önceden düşerdi." Eğer güçlü dış düşmanlar tarafından tehdit edilen ve saldırıya uğrayan Türkiye gibi bir ülke sinsi iç düşmanlara karşı kendini korumaya çalışıyorsa buna kimse karşı çıkamaz. Ermenilerin bir çeşit Türk esareti altında yaşadıklarını ve sürekli baskı gördüklerini iddia edenlerin kuruntu yaptığını düşünüyorum. Daha kötü durumda olan uluslar bulunmaktadır. Mesela Ingiliz sömürgesi altında yaşayan Hint ve Bengallilere,  Rusların "penétration pacifique"(hissettirmeden ülkeye girme) politikası altında  İran Azerbaycan'da yaşayan milliyetçilere ve Belçika Kongo'sundaki zencilere ve Fransa Guyana'daki Kauçuk bölgesinde yaşayan yerli halka ne demeli! Tüm bu uluslar bence, Ermenilerin görmüş olduğu iddia edilen sürekli baskıdan ve verdikleri kurbanlardan çok daha fazla baskı görmüşlerdir. Kural olarak, bir ulusun sürekli ve bir nebze daha hafif bir zulme dayanması, kanlı ama hızlı bir şekilde biten bir zulme veya git gide Avrupa'nın dikkatini üzerine çeken, Ermeni sorunu olarak nitelendirilen sadece bir saldırıya dayanmasından çok daha zordur. Dönem dönem ortaya çıkan cinayetler bir yana bırakılırsa, ki bu cinayetlerin kuşkusuz büyük ölçüde nedeni yine Ermenilerdir, Ermenilere oldukça iyi davranıldığını düşünüyorum.  Kendi dinleri, kendi sözlü ve yazılı dilleri ve kendi okulları vs. hepsi var.

Öte yandan sözkonusu büyük Ermeni göçü hakkında, Türk yetkili kuruluşlarını göçmenlerin sıkıntılarını azaltmak için yaptıkları çabaların yetersiz olduğunu itiraf etmek durumundayım.

Ancak işin doğrusunu söylemek gerekirse ve bir kez daha vurgulamak  isterim ki, Türkiye'nin içinde bulunduğu zor koşullar, yani üç güçlü düşman tarafından saldırıya uğramış olduğu göz önüne alındığında, Türklerin böyle koşullarda organize bir yardım faaliyeti yürütmesi imkânsız olmuştur. Ben, "Tanin"in (Türk gazetesi) deyimiyle bu zavallı "göçmenleri-muhacirleri" çok yakından gördüm. Onları Anadolu'da trende, Konya'da ve başka yerlerde öküz arabalarında ve Toros dağlarında sayısız kafileler halinde yürürken, Tarsus ve Adana'da çadır kamplarında gördüm. Ayrıca Halep'te, Deir-el-Zor ve Ana'da gördüm.Yol kenarlarında ölmek üzere olanları ve ölüp kalanları gördüm.  Ancak yüz binlerce insandan elbette ölenlerin olması normaldir. Ama hiçbir zaman bu talihsiz insanlara karşı bir Türk saldırısı görmedim. Bir keresinde bir Türk jandarmanın geçerken geride kalan bir kaç kişiyi kamçısıyla dövdüğünü gördüm. Ancak aynı davranışlara kendim Rusya'da da maruz kaldım ve bunun için ne o zaman ne de sonradan tepki gösterdim.

4-nisan-2021,-ermeni-ceteleri.jpg

Hınçak ve Taşnak çeteleri, yabancı güçlerin desteğiyle, Sason, Van ve daha birçok yerde terör estirerek binlerce Müslüman Türk'ü katletti.

 

Konya'da bir Fransız, bayan Soulié, ailesiyle ve  İtalyan bir hizmetçi kadınla beraber oturuyordu. Savaşa rağmen orada oturuyorlardı ve Türkler onlara hiçbir şey yapmıyordu. Şehire Almanlar yerleştiklerinde bu bayan onları "bizim meleklerimiz" diye adlandırdı. "Sahip oldukları her şeyi Ermenilere verdiler!" Almanların yaşadığı yerlerde, Almanların fedakârlığını gösteren bu tarz kanıtları her yerde gördüm.

Halep'te büyük bir otelin sahibi olan Ermeni Baron'a (Ermeni erkek-bay) konuk oldum. Kendisiyle hemşerilerinin durumu üzerine birçok defa sohbet etmemize rağmen bana Türklerin katliamından hiç bahsetmedi. Ertesi gün Cemal Paşa ile bir görüşme yapacaktım. Bu nedenle Cemal Paşa hakkında konuştuk. Bir çok kişi tarafından bir cellat olduğu iddia edilmesine rağmen, Ermeni Baron bu ünlü adamdan çok olumlu olarak bahsetti.

Halep'te Ermeni bir hizmetkar ile tanıştım. Bu kişi daha sonra birkaç ay boyunca bana yol arkadaşlığı yapmıştır. Bu kişi ne Halep'te, ne de doğum yeri olan Maraş'ta veya başka bir yerde Türk katliamından tek kelime etmedi. Bayan Stjernstedt'in yazdığı abartılara kesinlikle inanmıyorum ve Ermeni otoritelerinin ileri sürdüklerine hiç mi hiç değer vermiyorum.

Örneğin bayan Stjernstedt'in yazdığı kitabın 44. sayfasında Meskene kentinden ve bir Ermeni doktoru olan Turoyan'dan bahsediyor. Bu kişinin güya orada bulunduğu dönemde ben de Meskene'deydim. Tarihi yapıları görmek ve incelemek için etrafıma dikkatlice bakıyordum. Çünkü Büyük İskender buradan Fırat nehrini geçmişti, dahası Tevrat'ta da bu yerden bahsediliyordu. Burada benim şimdi bahsettiğim Ermeni hizmetkarımdan başka hiç bir Ermeninin izine rastlamadım. Dr. Turayan'ın varlığı ve tanıklığı meselesine şüphe ile bakıyorum. Eğer böye biri var olsa bile, belirtilen zamanda orda olduğundan dahi şüpheliyim. Eğer Meskene'deki koşullar gerçekten belirtildiği gibi olsaydı, şüpheci Türklerin "hükümet görevlisi" olarak bir Ermeniyi oraya yollarlar mıydı? Siz buna hiç inanır mısınız?On dört gün boyunca Fırat nehri üzerinde yolculuk yaptım. Bu süre boyunca bayan Stjernstedt'in verdiği bilgilere göre, en azından bir kez Ermenilere karşı yapılmış bir saldırı görmeliydim. Bu durumda bir çoğu Fırat nehrinin üzerinde ölü olarak yüzüyor olmalıydı. Bu nehir yolculuğunu Dr. Schacht (Alman Hekim Binbaşı Dr. Roland Schacht) ile birlikte yapık. Daha sonra kendisiyle Bağdat'ta yine buluştuk, konuştuk. Bana hiç böyle şeyler anlatmadı. Konuyu özetlersek,  bayan Stjernstedt'in,  hiç bir yönden araştırma yapmadan, güvenilir olmayan kaynakların anlattıkları uydurma hikayeleri olduğu gibi kabul ettiğini  ve bu saç baş yaran korkunç hikayeleri ve söylentileri, yazdıklarına dayanak olarak aldığını düşünüyorum. Ancak, bayan Stjernstedt'in, bu yazılarıyla Ermenilerin zor durumlarına dikkat çekmek istediğini de inkar etmek istemiyorum. Ancak, bir görgü şahidi olarak, göçmenleri gözeten düzenli Türk jandarma birliklerinin Ermenilere katliam yaptığı iddialarına kesinlikle karşı çıkıyorum. İleride, daha değişik bir yerde ve boyutta  Ermeni konusunu, aynen şimdi olduğu gibi tamamıyla tarafsız olarak ele almak istiyorum. Ancak şu an için bu kadarını yeterli görüyorum.

Rättvik, Nisan 1917

Hjalmar Pravitz

Binbaşı, İsveç Ordusu"

Değerli okuyucularım, asılsız iddiaları çürütme konusunda çok değerli bulduğum bu mektubu sizlere sunma imkanı bulduğum için çok memnunum.

Sağlık ve esenlik dilerim.

1. Prof.Dr. D. Ali Ercan, 25 Nisan 2019 tarihli makalesinde anlatıyor; Ben bugün Ali Ercan olarak varlığımı şanslı bir tesadüfe borçluyum. 1916 da Kars'ın Oluklu köyünde bir grup kadını duvar önünde infaz eden bir Ermeni'nin tüfeği tutukluk yaptığı (ya da mermisi bittiği?) ve infazı yarıda bıraktığı için henüz bir yaşındaki babam annesiyle, rahmetli nenem Şehriban'la birlikte ölümden kıl payı kurtulmuştu.

2. Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı, Tuğgeneral L.M. Bolhovitinov, Doğan Kitap, Ermeni Rapou, 2009

3. Mektubu, aşağıdaki açıklama ile birlikte Dr. Mete Soytürk,(18. Mart 2006, Kaiserslautern-Almanya,) göndermiştir

Ermenilerin soykırım iddialarını çürüten yabancıların hazırladığı çok sayıda kitap ve rapor vardır. Ermenilerin, Müslüman Türklere yönelik vahşetin yakın tanığı olan Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı, Tuğgeneral L. M. Bolhovitinov'un "Ermeni Raporu" gerçeklere ışık tutuyor. Metinde yer alan İsveçli Binbaşı Hj Pravitz'in mektubu ise Ermeni iddialarını çürüten bir diğer belge. Dr. Mete Soytürk, Binbaşı Pravitz'in mektubunu, İsveç Basın Arşivi'nde buldu.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1036 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar