1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Dünyanın yeni düğüm noktası karadeniz
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Dünyanın yeni düğüm noktası karadeniz

A+A-

Hızla gelişen dış politik durumlar ve stratejik karar süreçleri sonunda dünyanın yeni düğüm noktası Karadeniz havzası oluyor. Daha önce de yazdığımız gibi Biden yönetimi için birincil hedef Çin'in tüm dünyanın lideri olmasını önlemektir. ABD için Rusya'da birincil öncelikli hedeftir ama Rusya sadece askeri gücü, bilimsel çalışmaları ve daha önceki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği etkisinde olan ülkelerdeki kendine müzahir taraftarları ile güçlü konumdadır. Buna karşın Çin, ABD karşısında hem muazzam askeri gücü hem bilimsel ve teknolojik gelişmeleri ile birlikte dünya ekonomisindeki büyük ekonomik-finansal güce de sahiptir. İşte bu ekonomik gücü Çin'in bir adım daha öne çıkmasını sağlamaktadır. O kadar ki, Rusya ile birlikte Yuan'ı  "küresel rezerv para" haline getirip doların önüne koymaları sözkonusudur. Bu durum ABD'nin yaşayabileceği en büyük kâbus hatta bir anlamda ABD'nin çöküşü demektir. Yaşadığımız süreçte, tüm dünyada yaşanan ve yaşanacak gelişmeler bu nokta üzerine kuruludur. Hem Çin hem de Rusya, ABD ve AB karşısındaki konumlarını daha da güçlendirmek ve ABD hegemonyasını durdurmak maksadıyla aralarına İran'ı da alarak yeni bir "pakt oluşturmak" sürecine girdiler. Hatta İran'ın gerektiğinde Çin donanmasının Basra körfezinde bulunmasına izin vereceği bile konuşulur oldu. Bu düzlemde Türkiye de, "Astana Süreci" ile sözkonusu oluşumla dirsek temasına geçmiş oldu. Süreç oluşurken temel öncelik ekonomik hâkimiyeti ele geçirmek olduğundan Çin'in yeni yollarla batıya bağlanması ve batıda yeni ekonomik merkezler kurması kaçınılmazdı. Bu sebeple Çin'in Ortadoğu ve Afrika açılımları hızla gelişti. Lakin bu merkezlerin bir biçimde ana bölgeye bağlanması gerekiyordu ki bu da "Kuşak ve Yol" projesinin hayata geçirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Hatta o kadar ki, Çin batıda her noktada ayağını basacak bir yer aramak durumunda kaldı. Nitekim parasını ödeyerek Yunanistan'da Pire Limanına bir ticaret üssü kurdu. İlaveten "Orta Koridor" projesi de hayata geçirilme yönünde. ABD buna karşı alternatif planlar üretmeye başlasa da gecikmiş olduğu ortada. Orta Koridor projesi, Türkiye'yi de kapsayan bir proje. Çin Dışişleri Bakanı Wang-Yi'nin Ankara ziyareti sonrası Ulaştırma Bakanı Karaismailoğlu şu açıklamayı yapmıştı "Süveyş Kanalı üzerinden yapılan Uzakdoğu-Avrupa taşımacılığına doğu-batı ekseninde alternatif olabilecek en uygun rota, ülkemizden başlayan, Kafkaslar bölgesine, buradan da Hazar Denizi'ni aşarak Türkmenistan ve Kazakistan'ı takiben Orta Asya ve Çin'e ulaşan Hazar geçişli "Orta Koridor"dur. Çin'den Avrupa'ya uzanan 3 büyük ticaret yolu göz önüne alındığında bir konteyner, "Türkiye üzerinden 7 bin kilometre yol alarak 10-15 günde", Rusya Kuzey Ticaret yolu üzerinden 10 bin kilometre mesafe katederek 15-20 günde, Süveyş üzerinden 20 bin kilometre seyrederek 45-60 günde Avrupa'ya ulaşıyor. Dünya ticaretinde zaman kavramının önemi düşünüldüğünde ülkemiz konumu itibarıyla avantajlı bir durumda bulunmaktadır." Görüldüğü üzere ticaret yolları açısından en kısa yol güzergâhı ile Türkiye'de bir anlamda oluşumun içine girmek durumundadır. Ancak Türkiye'nin NATO üyesi olması ve Batı ittifakı içinde bulunması nedeniyle denklemde nasıl bir denge politikası izleyeceği çok kritik noktalardan biridir. Mevcut stratejik siyasal tablo bu iken, ABD birinci önceliği Rusya'nın çevrelenmesine ve Çin ile etkileşiminin zayıflatılmasına vermiştir. Rusya, doğal olarak ABD'nin kendisini çevreleme siyasetinin farkındadır ve bu çevrelemeyi kırmayı da yaşamsal görüyor. Çünkü ABD, dış politikasına yön veren ünlü düşünce kuruluşu Stratfor "Gelecek 10 Yıl - 2015 / 2025" adlı raporunda "Ama büyük ihtimalle önümüzdeki 10 yılda Rusya'nın parçalanacağı yolunda öngörümüz göz önünde bulundurulduğunda…" diyerek gelecek 10 yıl içinde Rusya'nın parçalanmasını beklediklerini açık açık yazıyor. Rusya, bu raporları okumuyor mu? Okuyor. O da kendi yaşamsal tedbirlerini almak yolunu seçiyor. Bunların en önde geleni de Karadeniz kıyısına serpişmiş eski Varşova Paktı devletleri ve eski SSCB'nin içinde bulunan Ukrayna, Gürcistan vb. alanlardır. Rusya sözkonusu çerçevelenme sürecinde en zayıf nokrası olarak Karadeniz'i ve Kafkasları görüyor. Bu nedenle Rusya'nın en güçlü donanması Karadeniz donanmasıdır. Karadeniz bölgesinde Ukrayna, Kafkaslar'da ise Gürcistan ABD ile çok yakın ilişki içinde olup ABD'ye taraftırlar. Yine Kafkaslar'da Ermenistan'daki Paşinyan yönetimi Fransa başta AB ve ABD desteklidir. Bütün bunlar Rusya'yı çok ciddi biçimde rahatsız eden noktalardır. Nitekim ABD Başkanı Biden daha aktif bir dış politika izleyeceğini ortaya koyup Putin'e katil demesi ile Rusya hemen Ukrayna'nın Donbass bölgesinde kendisine müzahir yerel halkı harekete geçirerek Ukrayna Ordusu ile çatışmaları tekrar başlattı. Sözkonusu ülkeler her ne kadar bu gün bağımsızlıklarını kazanmış olsalar da halkları üzerinde eski Sovyet rejiminin etkisi ile Rusya'nın ağırlığının büyük olduğunu görmekteyiz. Hatta bu durumu Balkanlar'da Sırbistan'da bile görmek mümkün. Donbass'daki çatışmalar giderek alevlendiği için Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy'nin NATO Genel Sekreteri Soltenberg'e "Ukrayna'nın ivedilikle NATO'ya kabulünü" talep ettiği de biliniyor. Rusya'nın kendi açısından sürekli artan bu tehdit karşısında Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov; söz konusu gelişmenin ardından yaptığı açıklamada, Ukrayna'nın doğusunda yaşayanların NATO üyeliğini kabul etmeyeceğini ve bunun Donbass bölgesinde istikrarı daha da bozabileceğini dile getirdi. (Zira eski Varşova Paktı üyesi olan Romanya ve Bulgaristan zaten NATO üyesi olmuştu.) Rusya devamında 28 Tabur kuvveti Donbass bölgesine yani Ukrayna sınırına kaydırdı. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ise, Rus askeri güçlerinin savaşa hazırlık durumuna ilişkin denetimlere başladıklarını söyledi. Askeri terminolojide bu açıklama savaşa hazırlık aşamasıdır. Böylesi gerilimli bir süreçte ABD'nin Baltık bölgesinden başlayarak Finlandiya, Polonya, Karpatlar, Romanya, Bulgaristan ve son olarak da Yunanistan'da başta Dedeağaç olmak üzere 6 büyük üs açtığını ve binlerce asker, silah ve zırhlı araç konuşlandırdığını, Karadeniz'de donanma bulundurma uğraşılarını dikkate aldığımızda Karadeniz'in yakın geleceğin barut fıçısı olması ihtimalinin yüksek olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Sonuç itibariyle Karadeniz bir barış denizi iken birdenbire bir ateş topuna dönebilir. Türkiye'de, bu süreçte kendi milli menfaatlerine uygun hareket ederek dikkatli bir politika izleyecektir kuşkusuz.

Tüm dileğimiz ülkemizin ve milletimizin hiçbir biçimde bir zarar görmemesidir. Mübarek Ramazan ayına giriyoruz. Yüce Rabbim, tüm Müslümanların Ramazan-ı Şerifini mübarek, ibadetlerini ve dualarını kabul etsin.

Bu yazı toplam 562 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar