1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Dille tarif edilmez kalemle yazılmaz
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dille tarif edilmez kalemle yazılmaz

A+A-

14 Mart Cumartesi günü Tıp Bayramı'nı kutladık. Aslında her yıl Mart ayının 14'ünde başlayan hafta Tıp Bayramı etkinlikleriyle kutlanır. Bu hafta; Türkiye'de tıp alanından çalışanların hizmet sorunlarının tartışıldığı, bilime katkılarının ödüllendirildiği bir anma ve kutlama günüdür.

Bugünün anlam ve önemi ise hayatımızı ellerine emanet ettiğimiz sağlık alanında çalışanların hizmet sorunlarına dikkat çekmek, onların sorunlarıyla ilgilenmek, başarılarını kutlamaktır. Peki Tıp Bayramı nasıl ortaya çıktı?

Dünyada benzer kutlamalar, farklı tarihlerde yapılır. Örnek vermek gerekirse; ABD'de ameliyatlarda genel anestezinin ilk defa kullanıldığı 30 Mart 1842 tarihinin yıldönümü; Hindistan'da ünlü doktor Bidhan Chandra Roy'un doğum ve aynı zamanda ölüm yıldönümü olan 1 Temmuz günü "Doktorlar Günü" olarak kutlanır.

Günümüzde ülkemizde birçok meslekle ilgili özel günler belirleniyor. Kimi zaman mağdur durumdakiler için dikkat çekiliyor, kimi zaman sevgi gösterilerinin bir şöleni yaşanıyor. Bu günün anlam ve önemi ise hayatımızı ellerine emanet ettiğimiz sağlık alanında çalışanların hizmet sorunlarına dikkat çekmek. Peki Tıp Bayramı ülkemizde nasıl ortaya çıktı? Gelin bir de ona bakalım:

Türkiye'de Tıp Bayramı, 14 Mart 1827'de, II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet'in önerisiyle ilk cerrahhanenin, Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulması, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart, "Tıp Bayramı" olarak kutlanmaktadır.

İlk kutlama, 14 Mart 1919'da işgal altındaki İstanbul'da gerçekleştirildi. O gün, tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran'ın önderliğinde, tıp okulu öğrencileri işgali protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermişti. Böylece tıp bayramı, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak başladı.

1929-1937 yılları arasında 12 Mayıs günü Tıp Bayramı olarak kutlandı. Bu tarih, Bursa'daki Yıldırım Darüşşifası'nda ilk Türkçe tıp derslerinin başladığı tarih olarak kabul edildiği için Tıp Bayramı yapıldı. Ancak zamanla bu uygulamadan vazgeçildi ve yeniden 14 Mart Tıp Bayramı oldu. 1976'dan beri de sadece 14 Mart günü değil, 14 Mart'ı içine alan hafta boyunca da kutlama yapılıyor ve bu hafta Tıp Haftası olarak kabul ediliyor.

Aslında atalarımız tarafından tıp'a verilen önem Osmanlı'dan da eskilere, ta Orta Asya dönemine dayanır. O dönemde Kamlar'ın ruhsal ve bedensel tedavilerinin yanı sıra "su"yla da ilgili tedavi metotları bulunmaktadır.

Orta Asya'da başlayan "su"yla tedavi metotları giderek Selçuklulara, oradan da Osmanlı'ya kadar ulaşmıştır. Edirne, Bursa ve İstanbul'da bu dönemden kalma şifahaneler hâlâ ayaktadır.

Bunlardan en önemlisi Edirne Şifahanesi'ni sizlere hatırlatmak isterim.

1652 yılında Edirne'yi ziyaret eden Evliya Çelebi, kendi döneminden yaklaşık iki asır önce inşa edilmiş olan Sultan II. Bayezid Külliyesi ve Edirne Şifahanesi'nden bahsederken duyduğu hayranlığını tarihe şu notla düşer: "Orada bir darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz."

Anadolu'daki Selçuklu dönemi şifahanelerinin devamı niteliğindeki Osmanlı şifahaneleri arasında en görkemlisi, Evliya Çelebi'nin de aktardığı gibi, şüphesiz Edirne'deki Sultan II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi'dir.

Akıl hastalarının Avrupa'da cadı avıyla yakalanıp, cayır cayır yakılıp, canlı canlı kazıklanarak hunharca katledildiği bir dönemde, diğer Osmanlı şifahanelerinde olduğu gibi Sultan II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi'nde onlara şefkatle yaklaşılıyor, sağlıklarına kavuşmaları için o zamana kadar emsali görülmemiş yöntemlerle muamele ediliyordu.

"Darüşşifa" kelimesi Arapça; "kapı, ev, yer" anlamındaki "Dar"la ve "iyileşme, tedavi" anlamındaki "Şifa" kelimelerinin kaynaşması ile elde edilmiştir. Aslında "Şifa kapısı, şifa yurdu, şifa bulunan yer" anlamlarında kullanılmaktadır.

Çok uzun yıllar Edirne halkına layıkıyla hizmet eden yapı döneminin en önemli alimlerine ev sahipliği yaptı. Osmanlı'nın Balkanlar'da gerilemeye başlaması ile Edirne için de zor senelerin ayak sesleri duyuluyordu. Dolayısıyla da savaş yıkımları, işgaller Edirne Şifahanesi'ni eski muhteşem durumundan alıkoydu.

1896 yılına gelindiğinde ise şifahane sadece akıl hastalarının tecrit edildiği, devri saltanatındaki günlerin çok uzağında bir şekilde hizmet vermeye başladı. Külliye bütünlüğündeki şifahanenin bir parçası olarak görülebilecek medrese bölümü ise, 1906 yılında ordudan atılanlar için cezaevi olarak kullanıldı.

Şifahane 1916 yılına kadar hizmet verdi. Cumhuriyetle birlikte restore edilerek turistlerin uğrak yeri haline getirilerek, "Sağlık Müzesi"ne dönüştürüldü.Gecikmiş olsak da, doktorlarımız başta olarak bütün sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı'nı kutlarız.

Bu yazı toplam 292 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar