1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Çok cephede mücadele zorunda kalınabilir
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Çok cephede mücadele zorunda kalınabilir

A+A-

Yazdıklarımız kimsenin içini karatmak, asla kötü tablolar çizmek için değildir. Geçmişte yaşadıklarımız bize her hadiseyi enine boyuna analiz etmek ve en kötü senaryoya karşı tedbirler almak gerektiğini öğrettiği için böyle düşünüyoruz. Zira hep derler ya, siz en kötüsüne hazırlıklı olun da iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da hazırlıklı olursunuz. Bir de tecrübelerimize göre şu nokta önemli; devletlerarası ilişkilerde bazen hiçbir şey kamuoylarının gördüğü gibi olmayabilir. Dünyada kamuoylarına farklı şeyler söylenir ama gerçekte olanlar başkadır ve o nedenle bazen "aaa bingo" demek durumunda kalınabilir. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Türkiye imparatorluk bakiyesi büyük bir devlettir. Türk Milleti dünya tarihinde asırlar boyu imparatorluklar kurmuş bir millettir. Bu gün Anadolu coğrafyasındadır ve görünen o ki; Emperyal güçler Türklerin bu coğrafyadan da adeta buharlaşarak kaybolmasını, daha açık bir deyişle tarih sahnesinden silinmesini istemektedirler. Zaten büyük üzüntü ile belirtmeliyiz ki; dünyada "Türk" kelimesinden nefret eden çok kişi var, geçmişte de vardı şimdi de. Bunu 100 yıl önce de denediler ama tarihte çok nadir görülen bir lider, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK oyunu ters çevirerek çuvalı başlarına geçirmişti. Şimdi yine aynı oyunlarını sahneye koydular ve yeniden amaçlarına ulaşmak peşindeler. Türkiye bu gün çok ciddi bir çevrelenme harekâtı içindedir. ABD, AB, Arap ülkeleri hep beraber Türkiye'nin çevresinde ateşler yakmış tamtam dansları yapıyorlar, tıpkı 100 yıl önceki gibi. Batı'da ve güneyde yani Doğu Akdeniz'de Yunanistan, ABD, AB (başta Fransa, Almanya, Hollanda gibi ülkeler olmak üzere), İngiltere, GKRY, Suudi Arabistan, BAE, İsrail, Mısır ittifakı, Güney doğumuzda ise Suriye'de ABD, PKK/PYD, Fransa, Rusya, Irak'ta ABD ve Barzani Yönetimi Türkiye'nin altını oymak için planlarının sonuna yaklaşıyorlar ve her an ocağı yakabilirler. Bütün bunlara bir de Papa eklendi yemeğin tuzu da tamamlandı. Ha, bu arada kuzey doğumuzda şimdilik kapıda ciğerci kedisi gibi bekleyen Ermenistan da biraz güçlü olsa gözümüzü oymak için bir an düşünmez onu da unutmayalım. Batıdan başlayalım; ABD, 1,5 yıl evvel Dedeağaç'a 101nci Hv. İnd. Tüm.ni getirdiğinde ertesi gün bu birliğin gelecekte Türkiye'ye yapılacak bir harekatta görev alacağını yazmıştık. Nitekim geçen ay "Defender Europe 2021" tatbikatı bahanesiyle 144 savaş helikopteri, 1800 zırhlı muharebe aracı, 4 bin asker ile bu üssünü takviye etti. Yunanistan akılalmaz bir hızla silahlanıyor. Fransa'dan aldığı savaş uçakları, muhripler, denizaltılar ne için, kime karşı? Bunların hepsini tesadüf olarak görmek, başımızı kuma sokmaktır. ABD ve AB Yunanistan'a sürekli silah ve para sağlıyor. Ta Nea gazetesinin haberine göre şimdi de Yunanistan Adalar Denizi (Ege)'nde İsrail'den aldığı 2 adet Heron tipi İHA için İskiri Adasında özel bir üs oluşturuyor. Kime karşı? Aynı Yunanistan 5 aydır Türkiye'ye ait Limoniye adasında Yunan bayrağı dalgalandırarak adamızı bizden çalıyor ama bu arada da sürekli bağırıyor, Türkler haklarımızı çiğniyor diye. Yunan'ın en büyük özelliği hem çalması, malı götürmesi hem de hırsızlığını örtbas etmek için böğür böğür bağırmasıdır. Tıpkı yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali. Türkiye bu kuşatılmışlığının farkına vardığı için Mısır ve İsrail ile diplomatik ilişkilere hız verdi. Doğru da yaptı. Türkiye bir an önce "değerli yalnızlık" kıskacından hızla çıkmak zorundadır. Kahire'nin diplomatik ilişkiler konusunda Ankara ile temaslarda temkinli olduğu görülüyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu "Yıllardır yaşanan kopukluğun güven eksikliği yarattığını" ifade ediyor. Buna karşın Mısırlı yetkililer ise "Mısır'la ilişki kurmak isteyen ülkelerin iyi komşuluk ve egemenlik ilkesine uymalarını, bölgedeki Arap ülkelerinin içişlerine müdahalelerini durdurmalarını bekleriz" diyerek, Türkiye'nin "darbeci Sisi ve ihvan" siyasetini işaret ediyorlar. Bu siyasi yaklaşımın Türkiye'ye hem Arap ülkeleri nezdinde hem de Doğu Akdeniz politikalarında önemli olumsuz bir etken oluşturduğu da analistlerce ifade ediliyor. Türkiye, Doğu Akdeniz meselesinde Mısır ve İsrail'i Yunanistan'ın ve GKRY'nin MEB ve Deniz Yetki Alanları konusunda kendilerine kazık attıklarına ivedilikler ikna etmeli ve kazan kazan prensibi ile Mısır'ı ve İsrail'i yanına almalıdır. Tabii Mısır ve İsrail bu güne kadar gelen süreç nedeniyle Türkiye'ye hemen yeniden güvenebilirler mi, bunun bir yolu bulunup bu güven sağlanmalıdır. ABD'nin önemli dış politika enstitülerinden Brooking tarafından hazırlanan raporda, Doğu Akdeniz'den bahsedilmesinin ardından kullanılan "Washington, Türkiye'nin yeni dış politikasından endişe duyan artan sayıda ülkeyle daha etkin çalışabilir" ifadelerinin de üzerinde durulması gerekiyor. Yine ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi, 2021 için riskler ve fırsatlar listesi yayınladı. Türkiye, riskler listesinde onuncu sırada yer aldı ve 'Yeni Osmanlıcı Türkiye daha da haydutlaşacak' başlığı atıldı. Canım ne var bunda, bunlar düşünce kuruluşlarının düşünceleri deyip geçmeyiniz, zira o düşünce kuruluşlarının tümü Beyaz Saray'ın, Pentagon'un ve CIA'nın planlama ve operasyon üretme merkezleridirler. Türkiye'nin "haydut devlet" (Uluslararası hukukun bir terimi) kategorisine sokulması demek dünyadan izole edilmesine ve her türlü BM yaptırımına kadar gider.  Bu koşullarda duygular bir tarafa atılıp Türkiye'nin yüksek milli menfaatleri hızla korunma yoluna gidilmelidir. Güneydoğu yani Suriye ve Irak ekseni de ciddi tehditler içermektedir. Avrupa Parlamentosu geçen Perşembe aldığı kararda PKK/PYD'yi yani Suriye Demokratik Güçlerini (SGD) IŞID ile mücadelede müttefik olarak açıkladı. Yani AB'de aynı ABD gibi PKK/PYD'nin müttefiki oldu. Barzani'nin yeğeni peşmerge komutanı Şirvan Barzani, Fransız coğrafyacısı D'Anviile'nin çizdiği 1794 tarihli parçalanmış Anadolu ve "sözde Kürdistan'ı" gösteren haritanın önünde Amerikalı ve Alman komutanları misafir etti. Papa, Barzanileri ziyaret etti, salatanın "dinler arası diyalog" sosu da tamam oldu. Üstüne tatlı olarak da Papa figürlü "Sözde Kürdistan" pulu da bastırıldı. Türkiye tepki verince Erbil "Hükümetimiz tarafından henüz onaylanmamıştır" diye cevapladı. Yani "haberim ve onayım vardı, ama şimdilik söylemeyeyim" demektir bu. YPŞ ise Şengal Bölgesindeki PKK/PYD'lilerdir ve Barzani bunlara olumlu yaklaşmaktadır. Irak şu anda yönetilemez durumdadır, yönetilebilmesi için ABD'nin buradan çıkması lazımdır, ama tersine 4 bin asker getiriyor NATO şemsiyesi altında. Bu da ABD'nin daha önceki yazımızda yazdığımız gibi "Sözde Kürdistan" meselesini bir an önce gerçekleştirmek istediğinin açık kanıtıdır. Türkiye ABD ile artık ortak politika üretememektedir. Çünkü Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz'de çıkarları taban tabana zıttır. Bizim kuşkumuz tıpkı tarihte olduğu gibi Rusya'nın da çıkarları için bu ittifakların içine girme olasılığıdır. Türkiye bu durumda birkaç cephede kendini savunmak durumunda kalır ki bu çok zor bir süreç olur. O nedenle Türkiye bir an önce "iç cepheyi sağlamlaştırmak" ve dış politik alanda da acilen özellikle Mısır, İsrail ve Suriye yönetimleri ile "arasını düzeltmek" zorundadır. Duyumlarımızdan biri de Suriye'de Esad yönetimi yerine yeni bir yönetim kurulacağı yönündedir. Bu da Türkiye için işin daha kolay ve hızlı halledilmesine imkân verebilir. Her faaliyet Türkiye'nin geleceğini ve toprak bütünlüğünü garanti altına almak üzere yürütülmelidir. Aksi durumda bedelini çok zor ödeyebileceğimiz faturaların önümüze gelmesi kaçınılmazdır. Türkiye doğru hareket tarzlarını uygulayarak her tehdidin altından kalkabilecek kadar güçlü ve büyük bir ülkedir.

Bu yazı toplam 401 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar