1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Camilerimiz kutsallarımızdandır asla tezgâha gelmeyelim
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Camilerimiz kutsallarımızdandır asla tezgâha gelmeyelim

A+A-

      Geçtiğimiz hafta içinde dünyada bir ülkenin "İstiklal Harbini hem başlatan hem de bitiren tek şehir olan güzel İzmir'imizde" hepimizi çok üzen, lanetle andığımız çok kötü bir hadise vukua geldi. Mübarek ramazan gününde kutsal değerlerimizden biri olan camilerimizden bazılarının minare hoparlörlerinden 1940'larda İtalyan direnişçilerinin marşı olarak bilinen "Bella Ciao" şarkısı ve Selda Bağcan'ın "Yuh Yuh" şarkısı çalındı. Bu rezilliği yapanları nefretle kınıyoruz, başarılı İzmir Emniyet Teşkilatının bir an önce bunları bulacağına ve Türk yargısının önüne çıkaracağına da inanıyoruz.

Bilinmelidir ki; bu ülkenin camilerinden ancak ve ancak "ezan sesi, sala sesi ve gerektiğinde de İstiklal Marşımızın sesi" duyulabilir. Bu hadisede baştan altını çizmemiz gereken bir nokta şudur; devletimizin tüm organları bu konuda son derece itidalli ve doğru davranmışlardır. İzmir Valiliği, Emniyet Müdürlüğü, İzmir Müftülüğü, Büyükşehir Belediyesi, siyasi partiler gibi kurumlar devlet adabına uygun hareket etmişlerdir. Örneğin İzmir Müftüsü Şükrü Balkan "Bugüne kadar yaşadığımız, şahit olduğumuz bir olay değil. Çünkü camiler bizim milletimizin değer verdiği kutsallarımızdır. Namaz kılmayan insan da, dindar olmayan insan da her zaman saygı duymuştur. Ondan dolayı böyle bir olayın yaşanması bizi üzdü, kanımıza dokundu açıkçası. Bu hadisenin bizi üzmesi dışında bir başka boyutu daha var. Bu da bizi ayrıca üzüyor. İzmir özelinde, şehrimizle ilgili yanlış bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Dört buçuk milyon kişinin yaşadığı İzmir'de bir ya da birkaç kişinin yaptığı bu çirkin hadiseyi kimse bütün İzmir'e mal etmesin lütfen. Bu çok büyük bir haksızlık olur. İzmir, sevginin, saygının, hoşgörünün hâkim olduğu bir şehir. Buna da dikkat edilmesi ve bu tür söylemlerden uzak durulması gerektiğini düşünüyorum. Böyle olmasını arzuluyorum. Konuyla ilgili görüştüğümüz uzmanlar sisteme girmenin imkânsız olmadığını ancak sıradan vatandaşların yapabileceği bir işlem olmadığını söyledi. O yüzden bu işi yapanların profesyonel olduğu ifade ediliyor." dedi. Tam da sorumluluk duygusuna sahip bir kişinin açıklamalarıdır bunlar.

Yüz yıllık emel!

Peki, bu ahlaksızlığı yapanların amacı neydi? Neden böyle bir şey yaptılar? Kendi analizimizi anlatalım. Bizim kuşaklar 70'li yılları çok iyi hatırlar. O yıllarda bir birimi yöneten genç bir devlet görevlisi idik. Türkiye'nin hemen her yerinde kargaşanın, terör eyleminin olmadığı gün yoktu. O yılların konsepti sağ-sol çatışması idi. Sokaklarda gençler çatışıyor, birbirlerini öldürüyorlardı. Hatta öyle ki devletin silahlı bir gücü olan Polis Teşkilatımız bile Pol-Der ve Pol-Bir diye ikiye bölünmüştü. Bu polislerimizin birbirleri ile silahlı çatışmaya girdiklerine bile tanık olmuşuzdur. Yıllar sonra gördük ve anladık ki; o yıllarda ortalığı karıştıran ve her iki tarafı da etkileyen aynı 'Emperyal Güç'ün elemanları imiş. 11 Eylül'de akan kan 12 Eylül'de aniden durmuştu. Sebebi; Emperyal Güç, elemanlarını o gece sahadan çekmişti. Nitekim 12 Eylül'e gelene kadar Türkiye kanlı 1 Mayıs'ı, Çorum, Kahraman Maraş katliamlarını vb. pek çok terör olayını yaşamıştı. Emperyal güçlerin Türkiye'de hep sahneye koymaya çalıştıkları iki oyun olmuştur; bir etnik köken çatışması, diğeri inanç yani mezhep çatışması. Emperyal Güç'ün Türkiye üzerindeki yüzyıllık emelleri asla değişmeyecektir. Bu böyle bilinince tedbirleri almak da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin görevidir.

Açık ve net olarak biliyoruz ki; Emperyal yapı Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek, küçük parçalara ayırmak için her yolu denemektedir. 15 Temmuz lanet FETÖ örgütünün vatan haini satılmış teröristlerinin amacı da Türkiye'yi bölmek ve parçalamaktı. Emperyal yapının Türkiye'yi karıştırmak ve bir kardeş kavgası çıkartmak istemesinin o kadar çok gerekçesi var ki. Örneğin Türkiye'mizin bulunduğu coğrafyada başat bir güç olması, Emperyal gücün çıkarlarına Irak'ta, Suriye'de El- Bab, Zeytindalı, Barış Pınarları ve Afrin operasyonları ile takoz koyması, Libya ile anlaşarak Doğu Akdeniz'de "Ekonomik Münhasır Bölge"de petrol ve doğal gaz araması. Bu yolla İsrail-Mısır-GKRK-Fransa grubu ile Yunanistan arasında çekilmek istenen hatta kama sokarak şer ittifakının oyununu bozması, Yunanistan'ın kıt'a sahanlığı ve karasuları konusunda çığırtkanlıklarını boşa çıkartması, Irak ve Suriye'de Mehmetçiğin hemen her gün PKK/PYD terör örgütüne dayak atması vb. say sayabildiğin kadar. E, bu kadar çok oyunu bozunca Türkiye'ye düşmanlık da artıyor haliyle.

Türk milleti bölünmez

Türkiye'mizin bu coğrafyada sonsuza kadar yaşayabilmesinin tek ama tek bir yolu vardır; her ne olursa olsun 85 milyon insanın ölümüne birbirine sarılması ve asla birbirinin elini bırakmaması! Başka da hiçbir yolu yoktur. Hepimiz gelir geçeriz, baki kalacak olan Büyük Türk Milleti ve aziz Türk Devletidir. Siz bakmayın birkaç kendini bilmezin yaptıklarına, bu milleti bölmek öyle kolay değildir. Emperyal Güçler ve onların içerideki görevli uşakları hep denerler ama her seferinde baltayı taşa vururlar. Kendi ülkelerindeki etnik ve mezhepsel tanımlamalara kendi hukuksal yapılarında asla izin vermeyen ve tüm hukuksal zeminlerini "bireysel vatandaşlık bağı" üzerine oluşturan Emperyal Güçler, söz konusu "onların hedef ülkeleri" olduğunda ise vatandaşlık bağından ziyade "etnik köken" ya da "mezhepsel aidiyet" gibi kavramları empoze etmeyi görev sayarlar. Zira bilmektedirler ki; Türk Milleti tarih boyunca "sahada asla kaybetmemiş, tersine sahada kazandığını hep masada kaybetmiştir."  Yine tarihe baktığınızda tüm Türk devletleri "sokulan nifaklar ile içeriden parçalanarak yıkılmıştır." Türk Devletlerini dışarıdan yıkmak asla mümkün olmamıştır. Çünkü bu aziz milletin en iyi bildiği şey "vatanı için ölmektir." Değerli İzmir Müftüsü Şükrü Balkan da bu kepazeliği yapanın "profesyonel" biri ya da birileri olduğunu vurguluyor. Alçak Emperyal eller ülkemizi yeniden karıştırmak için dâhili ve harici profesyonelleri harekete geçirdi demek ki. Örneğin Bayramın ikinci günü Diyarbakır'da bulunan hain PKK bombaları yine bir katliamı hedeflememişse neyi amaçlıyordu acaba? Karnavalda mı kullanacaklardı? Ama ne yaparlarsa yapsınlar hepsi boş, bu aziz vatanı bölmeye ve parçalamaya Yüce Rabbimden başka hiç kimsenin gücü yetmez.

Bu yazı toplam 633 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar