1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Büyük Zaferin 97'nci yılı
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Büyük Zaferin 97'nci yılı

A+A-

Destan yaratmaktan destan yazmaya zaman bulamamış Büyük Türk Milletinin 5 bin yıllık tarihinde Ağustos ayının ayrı bir önemi vardır. Ağustos ayı zaferler ayıdır. Büyük Türk Milletine vatan olan Anadolu toprakları kapılarını 26 Ağustos 1071'de Malazgirt Meydan Muharebesi ile açtı. Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Alparslan'ın 50 bin kişilik ordusu ile Doğu Roma İmparatoru Diyojen'in 300 bin kişilik ordusunu Muş'un Malazgirt ovasında mağlup ederek İmparator Diyojen'i esir alması sonucu Anadolu Türklerin anayurdu oldu ve dünya siyasi tarihinde bir dönüm noktasını teşkil etti. Batı bu yenilgiyi ve Türklerin Anadolu'ya yerleşmesini hiç kabul edemedi. Hele Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te İstanbul'u fethederek Doğu Roma İmparatorluğu'nu tarihten silmesi Batı dünyasının asırlar boyu bunun intikamını alma arzusu ile yanıp tutuşmasına sebep oldu.

Osmanlı Devleti'nin yıkılması için de her türlü koşul Batı tarafından hazırlandı. Amaç Türkleri Anadolu topraklarından atmaktı. Nitekim Malazgirt Zaferinden tam 847 yıl sonra 1918'de imzalanan Sevr Antlaşması ile Emperyal güçler amaçlarına ulaştıklarını düşündüler. Anadolu toprakları İngiliz, İtalyan, Fransız ve Yunan orduları tarafından işgal edildi. Büyük Türk Milleti tarihi boyunca esir edilememişti. Fransız İmparatoru Napolyon şöyle diyordu "Türkleri öldürebilirsiniz ama asla esir edemezsiniz." Evet, bu millet sadece ve sadece özgürlüğü için yaşayan bir milletti. Çok sabırlıydı ama şahlandığı zaman hele söz konusu vatanı ise bir tufana dönüşüyor ve önünde hiçbir güç duramıyordu. Çünkü Büyük Türk Milletinin en iyi bildiği şey "vatanı için ölmek"ti. Tam da bu nedenle sadece hür bir vatan için Büyük Türk Milleti ayağa kalktı, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde bir tufana dönüştü ve önüne geleni sel gibi alıp Akdeniz'in mavi sularına bıraktı. İstiklal Harbimiz sürecinde Gazi Mustafa Kemal şunu demişti; "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşının kanı ile sulanmadıkça düşmana terk edilemez." Nitekim öyle oldu, doğudan batıya tüm millet vatan topraklarını kanları ile suladılar ve sınırlarımızı kanla çizdiler.

Savaş sürecinde İtalya ve Fransa işgal ettikleri topraklardan kendileri çekilmek zorunda kaldılar. Lakin İngiliz emperyalizmi Yunanları kullanmaktan çekinmedi. Yunan orduları tarihin en büyük mezalimlerinden birini Anadolu'da gerçekleştirdi. Öyle ki zaman içinde bundan büyük utanç duyan Yunan araştırmacı yazar-gazeteci Tasos Kostopulos, "1912-1922 Savaş ve Etnik Temizlik" adlı kitabında, Yunan askerinin Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu'da işlediği cinayetleri, barbarlıkları tanıkların ifadeleri ve belgelerle gün ışığına çıkardı. Kitapta, 1912'de 1. Balkan Savaşı'ndan başlayarak, Kurtuluş Savaşı sonuna kadarki döneme farklı bir açıdan (Anadolu'da, Trakya'da, Makedonya'da nüfus dağılımı, Yunanların, Bulgarların, Sırpların, Türklerin, Ermenilerin, Pontuslu Rumların cinayetleri, siyasi ortamlar vs.) bakılıyor.

İşte 1919-1922 arasında kitaptan bazı çarpıcı bölümler: "Yunan askerinin gelişi sırasında İzmir limanında şeref kıtasına karşı birkaç el ateş edilmesi gerekçe gösterilerek, Yunan askerleri ve silahlı olan bazı yerel Hıristiyanlar, iki gün süreyle şiddet, cinayet, tecavüz ve yağmalamaya giriştiler. 200 kişi öldürüldü. Aralarında bir okulun bir sınıfının tüm öğrencileri ve öğretmenlerinin de bulunduğu 2500 kişi yakalanıp işkence gördü. Yunan askeri, İzmir'in birkaç kilometre ötesine kadar adeta bir daire çizilmişçesine, ne kadar Müslüman köyü varsa hepsine saldırdı. Müttefiklerin oluşturduğu araştırma heyeti, İzmir'de dökülen onca kandan Yunan ordusunu sorumlu tuttu...

(Yunan doktor anlatıyor): Uşak yakınlarındaki köyde Türk kadınları, çocuklar ve yaşlılar camiye kapanmıştı. Bizim bazı askerler durumu fark etti. Tüm pis heriflerin yapacağı gibi caminin kapısını kırıp kadınlara tecavüz edecekleri yerde, topladıkları otları yakıp caminin penceresinden içeri attılar. Dumandan insanlar dışarı koşuştular, o zaman da bizim reziller kadın ve çocuklara atış talim tahtası imiş gibi ateş etmeye başladılar...

(Köprühisar 1920: Yunan subayı Dimitriu anlatıyor): Eve girdim, ölü bir Türk ihtiyarın cesedi üzerinden geçtim. İçeriden sesler geliyordu. 10 kadar Yunan askeri bir Türk kızının eteklerini kaldırmışlar zorla dans ettiriyorlardı. Bana, 'gel sen de mezeden tat' dediler. Türkçe 'Ayıp' dedim. Türk kızı yanıma koştu ayaklarıma kapanarak 'Beni kurtar' dedi. Askerlere yalvardım, kadındır yapmayın dedim. Biri süngüsünü çıkarıp bana doğru yöneldi. Kaçmak zorunda kaldım. Kadının çığlıklarını unutamadım. Sabaha karşı Köprühisar'daki bin kadar ev alevler içindeydi...

(Bir Yunan askeri anlatıyor): Her şeyi yakmamız emrini Prens Andreas vermişti... (30 Ağustos 1921: Yunan ordusundaki bir fotoğrafçı anlatıyor): Ayrıldığımız her yeri yakıyoruz. Dehşet verici bir manzara. (4 Eylül 1921: Nikos Vasilikos anlatıyor): Bazılarımız Roma'yı yakan imparator Neron gibi mutlu. Verilen emir açık. Neyi taşıyamıyorsanız yakın. Onca köyde yaşlılar, hastalar, sakatlar, çocuklar ne yaptı meçhul... (9 Temmuz 1921: Yunan subayı anlatıyor): Arıveren köyüne girdik. Kızlara ailelerinin gözü önünde tecavüz edildi. Askerler o gece yağmaladıkları ipek yorganlarda yattılar... (Binbaşı Panagakos anlatıyor): Uşak'ta Türkler korkudan ailelerini geceleri mezarlıklarda gizliyorlardı. İki Yunan askerinin tecavüz etmeye çalıştığı genç bir kızı kurtardım. Annesi koşarak ellerimi öpmeye başladı. Az ilerde diğer iki kızı yerde cansız yatıyordu."

Bunlar bir Yunan gazetecinin yazdığı tarihî gerçekler. Anadolu'da böylesi bir vahşet yaşanırken tarihin yetiştirdiği en büyük dehalardan biri olan Mareşal Mustafa Kemal bir harekât emrinin tüm maddelerini içeren strateji tarihinin gördüğü en kısa emri veriyordu "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" Bu emir 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin "harekât emri" idi. 26 Ağustos'ta bu emri alan Kahraman Türk Ordusu 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da süngülerinin ucunda parıldayan zafer ışıklarını görüyordu. Bütün bir millet bir sel olmuş Akdeniz'e doğru akıyordu.

Yukarıda anlatılan mezalimin acısı ile Yunan ordularını İzmir'den denize döken kahraman Türk Milleti ve O'nun şanlı Ordusu ülkenin tapusunun bu büyük millete ait olduğunu kanı ile mühürlüyordu adeta. Bu vatan kolay kazanılmadı. Bugün dahi verilen binlerce şehidin al kanlarının imzası ile tapusu mühürlendi. Emperyal güçler heveslerinden hiç vazgeçmediler. Hatırlayın ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright, "Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar değerlidir" dememiş miydi? Bugün hâlâ aynı oyunlar sahnelenmiyor mu? Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında yapılan Büyük Taarruz'un eşsiz bir zaferle sonuçlanması, Türk milletinin asla esir edilemeyeceğini, vatan toprağına göz dikmiş, her türlü hile ve kötü niyetle büyük bir ulusu topyekûn ortadan kaldırmak isteyen emperyalist güçlerin ise hiçbir şartta emeline ulaşamayacağını bir kez daha göstermiştir. Sonsuza kadar da böyle olacaktır. Başta devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bugüne kadar bu aziz vatan için toprağa düşen tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Vatan onlara minnettardır. Ruhları şad olsun. 30 Ağustos Zafer Bayramımız tüm milletimize kutlu olsun.

Bu yazı toplam 427 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar