1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Bu dava yerde kalmayacak -1-
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu dava yerde kalmayacak -1-

A+A-

Size bugün; rahmetli Nejdet Koçak'tan söz edeceğim. Nejdet Koçak, 7 Nisan 1939 tarihinde Kerkük'te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. 1962 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bölümü'nden mezun oldu. Daha sonra Kerkük'e giderek 1962-1964 yılları arasında Zirai Donatım Müdürlüğü'nde çalıştı. 1964 senesinde de tekrar Türkiye'ye geldi. Bu dönemde ziraat alanında master eğitimi aldı. 1970'de de Irak'a dönerek Bağdat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmaya başladı. 1976'da da doçentliğe yükseldi. 22 Mart 1979 tarihinde de "Türkçülük" ve "Türkiye adına casusluk yapmak" suçlamasıyla tutuklandı. Bu suçlamada; o dönemde Ankara'da bir siyasi parti liderinin mektubunun rol oynadığı söylenir, durur. 16 Ocak 1980'de de Saddam Hüseyin rejimi tarafından idam edildi. Adı daha sonra Ankara Çankaya'daki Dikmen'de "Şehit Necdet Koçak" olarak bir sokağa verildi.

Türkmen şehidi Nejdet Koçak konusunda söylenecek, anlatılacak çok şey var. Ancak biz, eşi Ayten Koçak'ın yazdığı mektubu sizlere sunmayı yeğledik:

"Sevgili Nejdet,

'Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük' diyordun. Gerçekten öyleymiş. Irkdaşım, arkadaşım, dostum ve eşim Nejdet, şahadetinin yeni bir yıla dönüşünde, ülküdaşlarım, can kardeşlerin Türk Ocaklılar, benden seni anlatmamı istediler. Seninle ilgili bir şeyler anlatmak benim için çok zor. Nereden başlayıp, ne kadar anlatmalıyım? Her şeyi söyleyemem.

Çünkü, sen yaptığın her harekette mensup olduğun toplumu düşünüyordun ve biliyorum ki; hayatın boyunca gördüğün, hissettiğin, yaşadığın, fiilen yaptığın her eylem, o toplumu yüceltmek, layık olduğu ortamda yaşatmak içindi. Sorumluluk duygusunu bir an bile terk etmedin. Rüyalarında bile bu problemi çözmenin yollarını arıyordun.

Kişiliğine nakşettiğin bu tarzda, kendin için istediğin hiçbir şey yoktu. Seni kayıtsız, serazat anlatmak güzel; gerçeklerin bir kısmını ayıklayarak anlatmak zor ve üstelik maksadı da yarım bırakacak, ama ne yapayım ki çaresizim; senin millî sorumluluk duygun bende de var. Evet Nejdet, bu bir başlangıç olmalı. Şimdi senin de bizimle beraber olduğunu düşünüyorum; beni, bizi anladığını çok iyi biliyorum.

7 Nisan 1939'da Kerkük'te köklü ve itibarlı bir ailenin kızı Lütfîye Hanım ile eğitimci Nurettin Bey'in üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldiğinde, ailen ilk erkek çocuğun sahibi olmakla gurur duymuşlardı. İlkokula başladığın gün baban "Bugün ne yaptınız?" diye sorduğunda, "Bayrağımızı ve marşımızı öğrettiler" demiştin. Baban ise asıl gerçeği, millî kökünü, mensubiyetini, Türk dünyasını, Türkiye'yi bir daha hiç unutamayacağın bir şekilde sana anlatmıştı. Böylece ilk öğretmenin baban oluyordu.

Türklük heyecanıyla başlayan okul yılların ortaokul ve liseyi bitirmenle hitam bulduğu bir anda, Kerkük'te Türklüğünü haykırmış ve tutuklanmıştın. Bu hadiseden sonra ailen senin başka bir memlekette okumana karar vermişti.

Ankara'ya üniversiteye girmek üzere geldiğin ilk gün ne yaptığını, daha sonra bana anlatıyorsun: '1958 yılı sonbaharıydı. Çankırı Caddesi'nde Kerküklü arkadaşlarla kalacağım eve geldim, biraz dinlendikten sonra yürüyüşe çıktım. Ayaklarım beni, kubbesiyle dikkatimi çeken Etnografya Müzesi'nin yanındaki Türk Ocağı'na götürdü. Merdivenlerden çıktım, aralık bir kapıdan ışık sızıyordu. Kapıyı çaldım. İçeriden tatlı-sert bir ses geldi. "Otur bakalım delikanlı, nereden geliyorsun?" dedi. Türklüğü bütün gerçeğiyle bilen ve duyan sevgili ve sevimli Galip Erdem Ağabeyimizi bulmuştum. Bu, benim için büyük bir şanstı. Bu, içimi coşturan tertemiz duygulara sahip bir grup arkadaşla tanışmamın ilk adımıydı" diyordun.

1958'de Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi birinci sınıfını Fen Fakültesi (FKB)'nde okuyoruz. Bazı profesörlerimizin ders notları eski Türkçe dediğimiz Arap alfabesi ile yazılmış. Bu notları, Arapçayı çok iyi bildiği için Türk alfabesine aktarıp bütün FKB öğrencilerine dağıtan Makine Bölümü öğrencisi Kerküklü bir arkadaşımız var; o sensin...

Bizlere o sıralarda Kerkük'te Irak Hükûmeti'nin Kürtleri azmettirerek yaptırdığı korkunç katliamı, Albay Ata Hayrullah ve nice önder Türk'ün yollarda sürüklenerek, parçalanarak şehid edildiklerini anlatıyordun. Bizler anlıyorduk, Türkiye belki anlıyordu...

Daha sonra üniversiteyi bitiriyor, fakültende kalarak master ve doktora tezlerini veriyor ve 1970'de memleketine dönüyor, Bağdat Külliyeti Hendese Üniversitesi'ne öğretim üyesi olarak giriyor, Ankara'da başladığın doçentlik tezini orada veriyorsun. Daha sonra profesörlük tezini hazırlamaya başlıyor, üniversitede verdiğin derslerin dışında bir de kendi derslerini hazırlıyorsun ve tezini takdim ediyorsun. (Devam edecek.

Bu yazı toplam 460 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar