1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Birkaç kuruşa tamah edince böyle oluyor
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Birkaç kuruşa tamah edince böyle oluyor

A+A-

Günümüz dünyasında medyanın toplumlar üzerindeki etkinliği tartışılmaz. Medya özellikle gelişmekte olan toplumların tüm algılarını her yönde değiştirebiliyor. Emperyal Güçler de bu özelliği kendi hedefleri doğrultusunda kullanıyor. Algı yönetimi öyle bir olgu ki, bu konuda birçok alan gelişmiş. Sözkonusu alanlar günlük yaşamda medya, sosyal medya gibi çalışmaları içerirken kamu alanında özellikle de dış politik süreçlerde ve askeri faaliyetlerde "psikolojik harekât" olarak kendini göstermiştir. Yakın tarihte toplumların algılarını değiştirerek onları istenen yöne yönlendirme konusunda en etkin çalışmalar II Dünya Savaşı döneminde Alman Halkını Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Dr. Paul Joseph Goebbles tarafından yapılmıştır. Daha sonra yine aynı kadrodan General Reinhard Gehlen'in ABD'ye iltica etmesi ve devamında CIA'i kurması sonucu bahsekonu algı yönetimi, ABD tarafından en ustalıklı biçimde kullanılmaya başlanmıştır. ABD, bu gün dahi algı yönetimini en ustalıkla kullanan ülke konumundadır. Öyle ki sadece medyada değil, Hollywood filmleri ve diziler ile de bunu yürütmektedir. Hollywood'da çekilen her film mutlaka ABD "müesses nizamı"nın onayından geçmek zorundadır. Eğer çekilen film "ABD'nin ulusal çıkarlarına aykırı ise" o filmin vizyona girmesi pek mümkün olmaz. Yönetmeni, yapımcısı ilgili sinema duayenlerince (!) uyarılır. Uyarılara kulak asmayan yapımcı, yönetmen, aktör ya da aktris ABD'de bir benzin istasyonunda pompacılık bile yapamaz. ABD bazen uluslararası kamuoyunda ters algı yönetimi için eleştirel filmlere de izin verir ama bu tamamen kontrollüdür ve yirmi tane propoganda filmi yapılmışsa bir tane de tersi yaptırılır ki, uluslararası kamuoyu "bak işte demokrasinin olduğu ülke, kendi kurumlarını bile kıyasıya eleştiriyorlar." denilmesi içindir. Emperyal Güç diğer ülkelerde de yapılan film ve dizilerde kendi çıkarlarına uygun mesajları verdirebilmektedir. Bu çalışmayı doğrudan olmaktan çok bireysel aracılarla ya da kendine müzahir  "Sivil Toplum Örgütleri" ile yapmayı tercih etmektedir. Yöntem olarak da sözkonusu sivil toplum örgütlerine sağlanan fonlarla yapımı desteklemek tercih edilmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde diziler ve filmlerin toplum üzerinde çok etkili olduğu kesindir. Hem çocuklarda hem erişkinlerde ciddi etkileri mevcuttur. Hatırlayalım; örneğin bir dönem Kurtlar Vadisi diye bir dizi vardı. Toplumu çok büyük bir biçimde olumsuz etkiledi ve suç oranlarının artmasında en büyük sebeplerden birini oluşturdu. Maalesef bu dizi uzun süre de ekranlarda kaldı. O dönemde ilkokula giden çocuklara "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduğumuzda doktor, mühendis, avukat, subay, pilot, polis, öğretmen olacağım gibi cevaplar beklerken çocuğun "Memati olacağım abi." demesi geleceğimiz açısından çok ürkütücü idi. Yine bir "mafya" dizisinde kurşunla vurulan mafya babasının bir hastanede ameliyata alınması üzerine ameliyathaneye silahla giren "yavru mafya" oğul babasını kastederek  "Doktor, kurtar onu. O ölürse hepiniz ölürsünüz." repliği gibi ifadeler sokaktaki cahil vatandaşın hastanelerde sağlık personeline olan toplumsal saygıyı ortadan kaldırarak onlara şiddet uygulanmasında çok önemli etkenlerin başında gelmiştir. Algı yönetiminin en etkili enstrümanı olan televizyon dizilerinin bazıları toplumların değerlerinin yok edilmesine de sebep olmuştur. (Değerlerimizi hatırlatan, onları topluma enjekte eden diziler için sözümüz yok.)

Emperyal Güç Yugoslavya'nın parçalanmasını, Yugoslav köylüsüne bedava dağıttığı televizyonlar ile Brezilya'dan ithal dizileri izlemelerini alışkanlık haline getirterek sağlamıştır. Bu gün de Türkiye'de televizyon dizileri televizyonların en vazgeçilmez programlarındandır. Lakin dizilerde bilerek ya da bilmeyerek çok ciddi hatalar yapılmaktadır. Burada yapımcıların ve yönetmenlerin eğer art niyetleri yoksa çok ciddi bilgisizlik ve ihmalleri vardır. Geçtiğimiz günlerde Akıncı diye bir dizi gösterime girdi. Biraz "süper kahraman" modelli bu dizi türüne toplumumuzun içinden geçtiği süreç nedeniyle ilginin yüksek olduğu düşünülebilir. Dizide yapılan bir kurgu hatası nedeniyle dizi Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Hukuk Kurumunun imajına büyük zarar verdi. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yunus Alkaç, ekranlarda yayımlanan Akıncı adlı dizideki cezaevi sahnesine tepki gösterdi. Yunus Alkaç, Akıncı dizisinde cezaevi savcısı, cezaevi müdürü ve ceza infaz memurlarının bir başkomiser önünde sıraya dizildiği sahneyle ilgili hukuki işlem başlatılacağını açıkladı. "Reyting uğruna Ceza İnfaz Kurumlarını ve fedakâr personelimizi zan altında bırakıp, devletin işleyişi konusunda da farklı algılara neden olan anlayışı şiddetle kınıyorum." diyen Alkaç "Konunun takipçisiyiz ve her türlü hukuki yetkimizi kararlılıkla kullanacağız" mesajını paylaştı. Çok haklı buluyoruz ve Alkaç'a aynen katılıyoruz. Zira Türkiye'de hiçbir Başkomiser bir Savcıyı sığaya çeker gibi karşısında esas duruşta bekletemez, emir veremez, oradaki infaz memurlarına, jandarma astsubaylarına emir verip karşısında hizaya dizemez. Bu çok yanlış bir görüntüdür. Ayrıca o Başkomiser tiplemesi de en hafif tanımı ile uyurgezer gibi çok kötü bir imajı da içerdiğinden emniyet teşkilatımızla ilgili olumsuz bir algıya sebep olabilir ki bu da emniyet teşkilatımıza büyük haksızlık olur. Hangi cahil senarist bu sahneleri ve replikleri yazdı bilemiyoruz ama aynı senarist ve yapımcı devletin adalet kurumuna, hukuk kurumuna, devletin jandarma askerlerine dolayısıyla İçişleri Bakanlığının toplum nezdindeki itibarına büyük zarar vermiştir. Bunun hukuki karşılığını da mutlaka görmesi gerekir, aksi halde bu işlerin önü alınmaz ve artarak devam eder gider. Zira kamuoyunun bu tür sahnelerin doğru ayrıntılarını bilmesi teknik olarak mümkün olmadığından gösterilen sahneleri gerçek gibi algılaması olasıdır. Gelişmiş ülkelerde bu tür film ve dizilerin yapımında o görevlerde bulunmuş kişiler duayen ya da uzman danışman olarak kabul edilir ve görüşleri alınır. ABD'de bir savaş filminin yapımında gerçeğe uygun ve doğru bilgiler içermesi için bir emekli generalin uzman danışman olarak görev alması çok doğaldır. Türkiye'de yapımcılar bu tür danışmanlara üç kuruş para ödemekten kaçarsa, yönetmen koltuğuna oturan bir kısım cahiller her şeyi ben bilirim egosuna kapılırlarsa baltayı taşa vurmak da kaçınılmaz olur.

  

Bu yazı toplam 389 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar