1. YAZARLAR

  2. Hüdavendigâr Onur

  3. Bir kitabın akla getirdiği anılar
Hüdavendigâr Onur

Hüdavendigâr Onur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir kitabın akla getirdiği anılar

A+A-

Abdülkadir Billurcu'nun "Cinnet Koğuşu" adlı yapıtını 1980'li yılların başında Erzurum'da Kitap Sarayı'ndan satın almıştım. Büyük bir kitabeviydi, her türlü kitaba ulaşmak mümkündü. Bir eseri almak istediğimizde ilk uğradığımız yerlerden biriydi. Sonra Cennet Çeşme'nin hemen altında Sırrı Amcanın (Sırrı Kaplan) atölyesine uğrar, çay içerdim. Beyaz sakallı nurani yüzü vardı. Bazen arkasından yaklaşarak sakalını avuçlayıp öperdim o da beş parmağını gösterir "vururum ha" anlamında "bak" derdi.

Abdülkadir Billurcu'nun Oymak yayınlarından çıkan eseri İstanbul'da yayınlandı. Kitabın baskı tarihi belli değil ama Cağaloğlu'nda Özdemir Basımevinde dizgi ve baskısı yapılmış. Kapak kompozisyonu ise Beyit Ertürk'e ait. Amasya Taşovalı olan Beyit ağabey iyi çizerdi. Yenibosna'da aynı mahalledeydik. Ağabeyi Cem Ertürk de hem film yönetmeni hem de iyi çizerdi. Beyit ağabeyle daha samimiydim. Son gördüğümde Yenibosna'dan Şirinevler'e kadar otobüsle birlikte yolculuk ettik. İkisi de uçmağa vardı. Durakları cennet olsun.

*

Gelelim Billurcu'nun "F-13-101 Cinnet Koğuşu" adlı yapıtına. Makaleleri ve cezaevi anılarından oluşuyor. Türk siyasi tarihiyle ilgilenenler için önemli bir kaynak. Yıllardır basılmıyor. Billurcu, aynı zamanda gazetecidir. Bizim Anadolu gazetesinin yazı işleri müdürü olarak görev yapmıştı. O dönem Artvin'de bu gazeteyi zor bulurduk. Mücadeleci bir yaşamı olan ve birçok kitaba imza atan Billurcu, Necdet Sevinç ağabey hakkında ise şöyle diyor: "Türk basınında hakkında en çok dava açılan yazar Necdet Sevinç, benim için en değerli yazıları yazmıştır."

*

Billurcu'nun verdiği bilgiye göre, ailesi İstanbul'a gönderdiği zaman gencecik bir öğrenci olup avukat olması isteniyor. Bu konuda şöyle diyor: "Hukuk fakültesi yerine edebiyat fakültesine yazılmak kaderde varmış. Bu arada Yeni İstanbul Gazetesinde iş bulmam da, talihsizliğin yanında bir kazançtı. Biz Urfa'nın Akarbaşı semtinde otururduk. Çevrenin fakirliği ve yoksulluğu yanında zor da olsa rahat bir ekmek bulabiliyorduk."

Billurcu, memleketi hakkında ise şöyle diyor: "Urfa halkı zengin asilzadelerin tahakkümü altında daha da ezilirken, Urfa'nın susuz, tozlu sokaklarında oynama yerine, babamızın eve getirdiği Eba Müslim Horasani ve ilmihal kitaplarını okuyup, yaşımızın müsaade ettiği zamanlarda da Hazreti İbrahim'in makamı olan Dergâh'a gider, ayaklarına bir çorap alamayacak kadar fakir insanların ak sakallı ihtiyarların yanında hasır üzerinde namaz kılar, zaman zaman da zikrolunan halkaya katılır manasına varmasak da 'HU' çekerdik."

Biz, Abdülkadir Billurcu'nun kitabından bir bölümü köşemize almayı uygun gördük.

*

"Urfa Birinci Cihan Harbinde Fransızlara karşı büyük bir savaş vermiş, memleketi istila eden bütün yabancılar son fertlerine kadar katledilmişlerdi. Bu sebeple Urfa'nın ismi halk arasında kahramana çıkmıştı. 'Şanlı Maraş'ın politikacıları, bizim politikacılarımızdan daha iş yapar olduklarından bu sıfatı da elimizden almışlardı. İşte benim memleketim hâlâ bu kahramanlık masalı ile uyutuluyor, asıl kahramanlığın şehir halkının barışta huzur içinde yaşamak olduğunu bilmeden, bildirmeden uyutuluyordu. Millî gelir milliyetçi esaslar içinde dağılmıyordu."

 

 

Bu yazı toplam 441 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar