1. YAZARLAR

  2. Hüdavendigâr Onur

  3. Bir cariyenin öyküsü
Hüdavendigâr Onur

Hüdavendigâr Onur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir cariyenin öyküsü

A+A-

Tarih ya da dinle ilgili tartışmalarda cariye, cariyelik konusuna mutlaka değinilir. Herkes kendine göre yorum yapar. Yaygın olanı şöyledir: Savaşlarda düşmandan esir alınan gayrimüslim (Müslüman olmayan) kadınlardır.

Osmanlı Devleti tarihinde de cariyelik konusu ele alınır. Cariye denince harem, harem denince cariyelik akla gelir. TDK sözlüğünde cariye, "Yabancı ülkelerden kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan, alınıp satılabilen, her konuda efendisinin isteklerine bağlı bulunan genç kadın, halayık" diye tarif ediliyor. Harem terimiyse şöyle anlatılıyor: "Saray ve konaklarda kadınlara ayrılan bölüm, selamlık karşıtı, bu bölümde oturan kadınların hepsi."

Kitaplarda, köleliğin tarihinin çok eskiye dayandığı, savaşlarda ya da komşu kavimlerden zorla kaçırılan kadınların köle gibi kullanıldığını, alınıp satıldığını öğreniyoruz. İslam tarihinde de, Hz. Muhammed'den önce Arap yarımadası ve Mekke'de köleliğin yaygın olduğu, hem erkek hem de kadınların insan yerine konulmadığını bir nevi sömürüldüğünü görüyoruz. İslamiyet köleliği tamamen kaldırmamıştır fakat onlara yönelik birtakım haklar belirlemiştir. Cariyelerin, yani kadın kölelerin İslamiyet'teki yeri nedir? Bu konu bizim dışımızda, ilahiyata giriyor; din adamları, ilahiyatçılar yazsın, anlatsın.

Yazımızda niye cariyelik konusuna değindik? Sadık Güner, "Cariyenin Aşkı" adını verdiği romanında, Cahiliye Dönemi ve Asrı Saadet Dönemi kölelik konusunu, bir cariyenin yaşamı üzerinden anlatıyor.

Güner, bu konuda şöyle diyor: "Hz. Muhammed'in vefatından sonra, önce Araplar sonra diğer Müslümanlar İslamiyet'in birçok ilkesini ihtiraslara, hatta geriye dönerek cahiliye adetlerine kurban ettiler. İslâm Peygamberi'nin irtihalinden kısa süre sonra cahiliye dönemindeki bazı insanlık dışı örflerini, uydurma hadisler ve Kur'ân'ın keyfi yorumlarıyla hortlattılar. Köle ve Cariye Meselesi de bunlardandır."

Güner, romanında, bir cariyenin çocukluk döneminden beri karşılaştığı insanlık dışı uygulamaları akıcı bir dille anlatıyor ve bir dıramı gözler önüne seriyor.

İnsanın aklına burada ister istemez "Peki böyle bir romanı kaleme alan Sadık Güner kimdir?" diye sorası geliyor. Öyle ise tanıyalım: 1950 yılında Düzce'nin Akçakoca ilçesinde doğdu. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü 1976'da bitirdi. Öğretmenlik görevinden sonra ticaretle uğraştı. Yazdığı diğer yapıtlar: "Hangi Müslüman", "Bu İslam Kur'an'da Yok". Baskı aşamasında olan "İslam'ı Böyle Katlettik" adlı bir çalışması daha var.

 

 

Bu yazı toplam 609 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar