1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Beşikteki bebe ile eşikteki köse...
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Beşikteki bebe ile eşikteki köse...

A+A-

Sizlere Anadolu'nun dört direğinden üçü; Hacı Muradı Veli, Hacı Bektaşi Veli ve de Şeyh Şabanı Veli'den söz etmiştim. Bugün de manevi olarak Anadolu'yu ayakta tutan temel direklerden sonuncusunu; Türk'ün Anadolu'nun başkenti yaptığı Ankara'da yatan Hacı Bayramı Veli'den söz etmek istiyorum.

Türk mutasavvıf ve şairi Hacı Bayramı Veli'nin asıl adı Numan'dır. 1352 yılında Ankara'nın Solfasol kasabasında Koyunlucalı Ahmet ve Fatma Hanım'ın oğludur. Safevî Tarikâtı büyüklerinden Hoca Alâaddîn Ali Erdebilî'nin talebelerinden olan Şeyh Hâmid Hâmidûddîn Veli'nin eğitiminden geçmiştir. İlk önce Hamîdi Velî, Numan ile baş başa sohbetlere başlayarak, onu kısa zamanda olgunlaştırdı. Gelin buna bir bakalım:

Kendisinden sonra anılacak Bayramîyye Tarikâtı'nın kurucusu olarak da anılan Hacı Bayram Veli, küçük yaşta başladığı eğitiminden sonra; Ankara ile Bursa'da bulunan bilginlerin derslerine katıldı. Tefsir, hadis, fıkıh gibi dinî bilgiler ve o zamanın fen bilimleriyle ilgili dersler alarak yetişti. Ankara'da Melike Hatun'un yaptırdığı Kara Medrese'de müderrislik (öğretmenlik) yaparak öğrenci yetiştirmeye başladı.

Ne var ki, ilimdeki bu üstünlüğüne karşın Müderris (öğretmen) Numan'ın ruhunda bir sıkıntı vardı. Bir gün dersten çıktığında yanına birisi geldi ve "Ben Şücâyi Karamanî'yim. Kayseri'den senin için geliyorum. Sana bir haberim ve davetim var" dedi. Numan, "Hoş geldin, safâlar getirdin. İnşallah hayırlı haberlerle gelmişsindir. Anlat, anlat…" dedi. Konuk; "Beni şeyhim ve mürşidim Hamîdeddîni Velî gönderdi. "Git Engürü'de (Ankara'da) Kara Medrese'de Numan adında bir müderris vardır. Ona selâmımı ve davetimi söyle. Al getir, o bize gerek..." dedi.

Numan bu sözleri dinler dinlemez; "Bu davete icabet gerektir. Hemen gidelim" diyerek müderrisliği bıraktı… Kayseri'de Somuncu Baba adıyla ünlü Hamîdeddîni Velî ile bir kurban bayramı günü buluştular. O zaman Hamîdi Velî; "İki bayramı birden kutluyoruz" diyerek, Numan'a Bayram lakabını verdi. Hamîdi Velî, Numan ile baş başa sohbetlere başlayarak, onu kısa zamanda olgunlaştırdı.

Hacı Bayramı Veli, hocası Somuncu Baba ile gittikleri hac dönüşü Aksaray'a uğradılar. Orada hocasının 1412 yılında; "Halifem, vekilim sensin." emri üzerine, bu görevi üzerine aldı. Aynı yıl hocasının ölümünde, onun defin işleriyle meşgul oldu ve cenaze namazını kıldırdı. Aksaray'da görevini bitirdikten sonra Ankara'ya döndü.

Ankara'da aydınlatma, doğru yolu gösterme görevine başladı. Öğrencileri gün geçtikçe çoğalmaya, akın akın gelmeye başladılar. Kısa zamanda adı her tarafta duyuldu. İstanbul'un manevi fatihi olacak olan Akşemseddin de Osmancık'ta müderrisken bir ara Ankara'ya giderek Hacı Bayramı Veli'nin sohbetlerine katıldı. Böylece onun en iyi öğrencilerinden biri oldu. Onun sohbetlerini kaçırmayarak, öğütlerini zevkle dinlemeye başladı. Hacı Bayramı Velî'nin iltifatları altında, kısa zamanda bütün öğrenci arkadaşlarının önüne geçti.

Akşemseddîn'e icâzet (diploma) verdiğinde bazıları; "Efendim, sizde yıllarca okuyan öğrencilere hilâfet vermediğiniz hâlde, bu yeni gelen Akşemseddîn'i kısa zamanda hilâfet ile şereflendirdiniz?" dediler. Hâcı Bayramı Velî de; "Bu öyle bir kösedir ki, bizden her ne görüp duydu ise hemen inandı. Gördüklerinin ve işittiklerinin hikmetini de bizzat kendisi anladı. Fakat yanımda yıllardır çalışan öğrenciler, gördüklerinin ve duyduklarının hikmetini anlayamayıp bana sorarlar" diye cevap verdi.

Aslında bir çiftçi olan Hacı Bayramı Veli, Ankara'da hem öğrenci yetiştiriyor, hem de belli saatlerde camide vaaz verip nasihat ediyordu. Etrafında pek çok kimsenin toplandığını gören kimi kıskanç kişiler, Padişah İkinci Murat'a; "Sultanım, Ankara'da Hacı Bayram adında biri, bir yol tutturarak halkı başına toplamış. Aleyhinizde birtakım sözler söyleyip saltanatınıza kastedermiş. Bir isyan çıkarmasından korkarız!" diyerek iftiralarda bulundular.

Bunun üzerine Hacı Bayramı Veli, padişah tarafından Edirne'ye çağrıldı. Saraya vardığında, İkinci Murat, söylentilere göre devletin selametine kast eden ve tahtına göz diken bir eşkıya beklerken, karşısında; nur yüzlü, olgun bir veli gördü. Padişah, Hacı Bayramı Veli'yi günlerce sarayında konuk etti, izzet ve ikramda bulundu. Onunla baş başa sohbet ettiği günlerden birinde; konu İstanbul'un fethine gelmişti. Hacı Bayram; "Sultânım, bu şehrin alınışını görmek ne size ne de bize nasîp olacak. İstanbul'u almak, şu beşikte yatan bebeyle (Fatih Sultan Mehmet) ve onun hocası olacak şu eşikteki bizim Köse'ye (Akşemseddin) nasîb olsa gerektir" müjdesini verdi. Sonra da geleceğin Fatih'ini kucağına aldı; onun gözlerine bakarak, uzun uzun iltifatlarda bulundu. Bu müjdeye çok sevinen Sultan Murat Han, oğlu şehzade Mehmed'e ve Akşemseddin'e artık başka bir dikkat ile bakmaya başladı. Gelin bundan sonrasını bir başka yazımızda anlatalım.

Bu yazı toplam 519 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar