1. YAZARLAR

  2. Harun A. Altuntaş

  3. Balkan faciasını daha unutmamışken
Harun A. Altuntaş

Harun A. Altuntaş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Balkan faciasını daha unutmamışken

A+A-

Bugünlerde Dünya, göçmen sorunuyla uğraşıyor. Daha dün gibi sayılabilecek 19. yüzyılın sonlarında da bir göçmen faciası yaşanmıştı. O dönemde Balkanlar bizimdi. Yani şimdiki Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova, Makedonya, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Slovakya, Türkiye ve Yunanistan toprakları Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içindeydi. Türkiye'nin haricindeki  bu 12 ülke topraklarında yaklaşık 3 milyona yakın Türk nüfus barınıyordu. Osmanlı Türkleri, bu topraklarda yaklaşık 550 yıl hüküm sürdü.

Daha sonra da, Rumeli'yi iki safhada kaybettik. Bu safhalardan birincisi 1876-1877 yılları arasındaki Türk-Rus Savaşı'ydı. İkinci defa kaybedişimiz se 1912-1913 yılları arasında yaşanan Balkan Savaşı'ydı... Bu her iki savaştan sonra elimizde sadece 24 bin 370 kilometrekarelik Trakya bölgemiz elimizde kaldı. Yani Tuna ve Adriyatik'ten, Meriç çizgisine çekilmeye zorlamışlardı. Hatta bir ara Midye Enez hattına kadar da geri çekilmiştik. 

Bulgar, Sırp ve Yunanlar gerek düzenli ordu birlikleri gerekse çeteler halinde sivil Müslüman-Türk ahaliye karşı çoluk-çocuk, kadın-yaşlı demeden topyekûn bir imhâ savaşı yürüttü. Talan, soygun, işkence, cinayet ve tecavüzlerle Balkanlar'daki Türk izi kökünden silinmek istendi. Bu savaşlarda 413 bin Müslüman Türk evlerini - barklarını bırakarak Osmanlı Devleti sınırlarına ulaşmıştı.1911 de Balkanlar'da resmi rakamlara göre 2 milyon 315 bin 293 Müslüman-Türk yaşıyordu. Şimdilerde kalan nüfus 870 bin 114'tür. Bunlardan 413 bini Anadolu'ya göç ettiğine göre 632 bin 408 sivil katledilmişti. Bu da gösteriyor du ki; Balkan Türklüğü gerçek bir soykırıma uğramıştı.

Balkan'daki Türk soykırımı ve kanlı göçün, hâlâ bugün bile izleri silinmiyor. Daha dün Çatalca'nın Dağyenice Köyü'nde 108 yıl önce bir gece baskınıyla Bulgar çeteciler tarafından katledilen 86. Alay'ın askerlerine ait toplu bir mezar tespit edildi. 1912 Balkan Harbi'ne ait 35 şehidin mezarları müze inşaatında tesadüfen bulundu. 16 şehidimizin bir çukura yaralı halde toplu gömüldüğü ihtimali ağırlık kazanıyor. İskeletler o gece yaşanan dehşeti gözler önüne seriyor. Uzmanlar Balkan Harbi'nde zehirli gaz kullanıldığını da hatırlatarak şehitlerin bu yolla da katledilmiş olabileceğine dikkat çekiyor.

1912'deki Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devletinin, kendisinden ayrılarak ayaklanan Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ devletlerine karşı savaşa girdiğini yukarıdaki satırlarda belirtmiştik. Düşman Çatalca'ya kadar ilerlerken, Anadolu'nun farklı şehirlerinden binlerce vatan evladı cepheye katılmıştı. Alanya'dan yola çıkan askerlerimiz de günlerce yaya olarak yollarda yürüyüp cepheye geldi. 86. Alay'a bağlı Alanyalılardan oluşan Alaiye (Alanya) Redif Taburu bir gece önce düşmanı püskürtüp Dağyenice Köyü civarında mevzilerde konuşlanarak dinlenmeye başladı. Mevzilere sızan Bulgar çeteciler, Alaiye Taburu'na saldırarak 657 Mehmetçik'i şehit etti. 1912 yılının 17 Kasım gecesi yaşanan bu acı olaydan sonra bu tepe 'Alaiye Şehitliği' olarak kayıtlara geçti. 1954 yılında da tepeye bir anıt inşa edildi. Geçen yıl İstanbul Valiliği 'Şehitlik Müzesi' projesi kapsamında ilk kazmayı vurduğunda şehitlerimizin iskeletleri çıkmaya başladı.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Dr. Ömer Turan: "Etraflarında oda tipi, lahit benzeri baskıdan koruyucu bir yapı olmadan böyle kalmalarının muhtemel senaryosunun cesetlerin ölü katılığı halinde gömülerek üzerlerine toprak atılması durumunda mümkün olduğu ilk akla gelen ihtimaldir. Özellikle savaş gibi mücadele içeren asker ölümlerinde bu durum ölü sıkışması olarak adlandırılır. Eğer baskın gibi durum olmuşsa askerler aniden vefat etmişlerse ya da bir yere koyularak kurşuna dizilmişlerse ölü sıkışması gerçekleşebilir. Savaş durumlarında toplu ölümlerde kimyasal gaz kullanımı da hatırda tutulmalıdır" diye dikkat çekiyor.

İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Rahmi Asal da; "Toplu olarak 16 mezar aynı çukura gömülmüşler. Ağzı açık şekilde, eli boğazında sanki ölüm anında yaşadıklarını bize gösterir halde bulduk. Çok üzücü. İskeletlerin duruşları yaşadıkları acıyı gösteriyor" diyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın özel izniyle şehitlik kazısını yapan Rahmi Asal şu tespitlerde bulunuyor: Kazı sahasında iki farklı savaş dönemine ait bulgular yer alıyor. Birinci Balkan Savaşı'na ait şehit mezarları, tabya destek duvarları ile İkinci Dünya Savaşı'na ait 11 adet betonarme korugan tespit edildi. Alanda gün ışığına çıkarılan binlerce kurşun, yüzlerce top bataryası, şarjör, süngü, tüfek aksanları o gece göğüs göğüse yaşanan mücadelenin izleri.

Alanda 35 şehidin mezarı bulundu. Şehitlerin 16'sı da bir çukurun içine elbiseleri ile üst üste yığılmışlardı. Nefes almaya çalışırken ağzı açık şekilde boğulan, ağzını dirseği ile kapatmaya çalışan, eli boğazında kafasını arkaya doğru atan şehit iskeletlerini görünce acı içinde öldüklerini hissediyorsunuz. Kafası paramparça olan, leğen kemiğine süngü sokularak işkenceye maruz kalan şehit naaşları yüreğinizi dağlıyor. Şehitlerin 9. Tümene ait 86. Alay'ın askerleri olduğu rütbelerinden belirlendi. Alanda çalışan antropolog ve arkeologlar bazı şehit iskeletlerinde kama ve süngü izleri tespit edildiğini, kemiklerde parçalanmalar olduğunu ancak mermi çekirdeği tespit etmediklerini belirtiyor. Bu da baskınla katledildiklerinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

İskeletlerin şekillerinde bir boğulma emaresi görüldüğünden kimyasal gaz kullanımı da akıllara geliyor.

Evet ne kadar unutmak istesek de, ne kadar anmaktan kaçınsak da, gerçekler her an gözümüzün önüne geliyor. İşin garip tarafı; göç ve soykırım hep de Müslüman ve Türk'ü buluyor!...

Bu yazı toplam 517 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar