1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3.  AVM'ler ve toplum
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

 AVM'ler ve toplum

A+A-

Geçenlerde bir rapor ilişti gözümüze. Cushman&Wakefield kuruluşu tarafından hazırlanan "Avrupa Alışveriş Merkezleri Geliştirme Raporu" başlıklı bir araştırma. Rapora göre geçen yıl AVM arzı 2017'ye göre yüzde 28 azalarak 2.6 milyon m2'ye gerilemiş. Perakende pazarına giren yeni arz da son 24 yılın en düşük değerini görmüş. Buna karşın AVM inşa etme açısından en yüksek arzın gerçekleştiği ülke de 525 bin m2 ile Türkiye olmuş. Yani AVM yapmaya en meraklı ülke biziz. AVM denen o devasa çarşıları ülkemize sokan ne yazık ki birçok sorunun da kaynağı olan merhum Özal oldu.

Biz çocukluğumuzda büyük çarşı denince bir tek Kapalıçarşı'yı ve Mısır Çarşısı'nı bilirdik. AVM'ler geliştirdikleri sosyal yaşam tarzı ve tüketim kültürü sebebi ile toplumun önemli değer yargılarının yıkılmasına ciddi katkı sağladılar. Bir ekonomist olarak, olduk bittik biz şehir içindeki AVM'lere hep karşı olduk. Peki, neden? Söyleyelim. Bir defa AVM denen o devasa çarşılar küçük esnafın önemli ölçüde yok olmasına sebep oldu. Mahalle bakkalları dâhil o küçük esnaf yok olunca toplumsal bağlarda önemli çözülmeler görüldü. AVM'ler büyük ticari kuruluşların satış noktalarını barındırdıklarından küçük esnafın bunlarla rekabet edebilmesi mümkün olmadı. Giderek de kayboldular. Zaten Türkiye'ye AVM kültürünün getirilmesindeki temel amaçlardan biri küçük esnafı ve onlarla oluşan toplumsal bağları yok etmekti.

Önemli değerler

Mahallenin bakkalı o mahallede çok önemli bir değerdi. Herkesi ismen tanır, çocuklarla çocuk büyüklerle büyük olurdu. Bir yere giderken evinizin anahtarını dahi bırakırdınız, aileden biri olurdu mahallenin bakkalı, kasabı, terzisi, kunduracısı. Küçük esnaf adeta mahalle sakinlerini birbirine bağlayan bir halka idi. AVM'ler şehirleri işgal edince bu halkalar da birer birer kaybolup gitti ve bağlar çözüldü. Hâlbuki piyasa ekonomisini kabullenmiş tüm Avrupa ülkelerinde durum çok farklıydı. Ama bize yutturdular. Avrupa ülkelerindeki şehirlerde şehrin göbeğinde öyle onlarca AVM görmek mümkün değildir. Hemen tüm Avrupa şehirlerinde hiç öyle adım başı AVM'ye rastlamadık. Adamlar küçük esnaflarını koruduklarından AVM için ruhsatı şehrin dışına veriyorlar. İnsanlar hafta sonu biniyorlar arabalarına gidip AVM'de alışveriş yapabiliyorlar. Hatta bu öylesine sıkı planlanıyor ki, aynı sokakta sıradan bir parfümeri dükkânı varsa o çevrenin nüfusuna ve ihtiyacına göre hesaplanıyor ve diyorlar ki kardeşim sen bu sokakta açamazsın ancak iki arka sokakta açabilirsin. Çünkü o sokakta açtığında diğer parfümericinin gelirini düşürüyor. Gelir düşünce kazanç da düşüyor, devletin vergi gelirleri de. Evet, piyasa ekonomisi var ama piyasa ekonomisi demek her isteyenin her istediğini yaptığı ekonomik model demek değil.

Öte yandan AVM'ler ülkemizde tatilde bir gezi yeri olma özelliğini de ihtiva ediyor. AVM'lerde vakit geçirenler sosyalleştiklerini zannediyorlar ama aslında kredi kartı hesaplarını kabartmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Taksitle alışveriş filan derken kazandığının beş- on katını harcayan, sonra da gelen hacizlere ağlayan bir toplum çıkıyor karşımıza. Tabii AVM'lerin bir de magazin boyutu var ki, yozlaşmanın ve sığlaşmanın merkez çekirdeği konumunda. Sanat adına hiçbir niteliği, yeteneği olmayan birileri AVM'ye gidiyor, giderken de magazin muhabirine telefon ediyor, hoop AVM'de şurada şununla otururken ya da şuradan alışveriş yaparken fotoğraflar filan reklamı yapılıyor. Magazin muhabiri de memnun, sayfa ya da ekran dolduruyor. Bu arada toplumsal algılarda yozlaşma oluyormuş kimin umurunda? Herkes paranın peşinde. Ne yazık ki AVM'ler böyle bir şey bizim ülkemizde. Esasen ekonomik ve sosyo-kültürel yapımızın da bir anlamda aynası oluyorlar. Üretmeyen toplumların gerçek yaşamları böyle. Üretmeyince satamıyorsunuz. Satamayınca gelir elde edemiyorsunuz. Gelir elde edemeyince tasarruf yapamıyorsunuz. Tasarruf yapamayınca yatırım yapamıyorsunuz. Yatırım yapamayınca iş veremiyorsunuz, işsizlik artıyor. Yeterince gelir elde edemediğiniz için devlete vermeniz gereken gelir vergisi miktarı da düşüyor.

Zehirli tohumlar...

Devletin standart harcamaları yapabilmesi için gelire ihtiyacı olması doğal sonuçtur. Lakin doğrudan gelir üzerinden bunu alabilme imkânı olmuyor. Çünkü yeterli gelir yok. O zaman da doğrudan vergi yerine mecburen dolaylı vergiler tahsil edilme yoluna gidiliyor. İşte akaryakıta, elektriğe, ulaşıma vb. yapılan zamlar bu nedenledir. "İktisadi Kalkınma" derslerinde gelişmişliğin önemli kriterlerinden biri de vergi tahsil yöntemleridir. Bir ülkede "doğrudan vergi gelirleri" ne kadar yüksek, dolaylı vergi gelirleri ne kadar az ise o ülke o ölçüde gelişmiş kabul edilir. Tersi ise az gelişmişlik (gelişmekte olan ülke) olarak kabul görür. 30 sene evvel bu ülkenin "ekonomi dehası" diyerek alkışladıkları kimseler, "Çağımızda gelişmiş ülkelerde hizmetler sektörü yüzde 75, sanayi sektörü yüzde 20, tarım sektörü yüzde 5 nüfusu barındırmaktadır. Biz de öyle olmalıyız." diyorlardı. Biz de hizmet sektörünün ana üretim faktörü olmadığını, üretimde esas unsurun sanayi üretimi ve tarımsal üretim olduğunu bas bas bağırıyorduk. Hep dedik ki; nüfusunun yüzde 75'i hizmetler sektöründe olan ülkeler sonuçta gelişmiş ülkelere hizmetçi olurlar. Hem AVM kültürü hem de bugün ekonomide geldiğimiz nokta 30-40 yıl evvel atılan zehirli tohumların sonucudur. Ne kadar ders aldık bilemeyiz.

Bu yazı toplam 343 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar