Mehmet Eyüp Yardımcı

Mehmet Eyüp Yardımcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Arabesk

A+A-

Ah! Orhan baba, yapmayacaktın bunu, girmeyecektin bu ülkenin damarlarından en acılı sözler ve onları süsleyen notalarla.

 

Yüzümüze, yüzümüze vurmayacaktın öyle "Hatasız Kul Olmaz" diyerek.

 

"Yoz Müzik", "Gecekondu Müziği", "Minibüs Müziği" kim ne dersin, aşağıdan yukarıdan varsın burun kıvırsın, hadi birde üstüne üstlük bıyık altından gülsün sonuçta bu toplumun ilacı, bu toplumun aynası, bu toplumun kendisidir "Arabesk Müzik".

 

Acı çekmek, ağlamak, boynu bükük şarkıların peşinde koşarak aşkı aramak, tam buldum derken ayrılığın en katmerli acısıyla tekrar yüzleşmek. Ve yaşanılan her şeye rağmen, yapılan her hatanın ardından "kulluk" ve ikiz kardeşi "hata"nın kollarında arabeskin rüzgarında kaybolmak.

 

Belki de o yüzdendir, futbol dünyamızın babalarına inat, arabesk dünyamızın babalarının ülke topraklarında racon kesmesi.

 

Racon dediysek öyle "düşene bir tekmede sen vur" niteliğinde değil, bildiğin baba şefkati ile kucaklama, şarkıların nağmelerine sinmiş sözlerle avutma.

 

Yaşanılan hatalardan ders çıkarmak Avrupalının işi, bizi bağlamaz. Biz böyleyiz işte, bizi seven böyle sevsin. Kebabçının kovaladığı teknik adam ve damatlarına "vay arkadaş! Bu nedir? Ne hallere düştük!" derken "Beterin beteri var, haline şükret dostum" dedirten başkanlık makamından, bu sefer tribüne değil direk sahaya atlayan, rakip takımın çalışanlarını kovalayan başkan gördük ve çok şükür diyemeyeceğiz kimse kusura bakmasın, olayın şükürlük yanı yok!.

 

Aslında tüm bu yaşananlar ve bugünden ayak seslerini duyduğumuz yaşanacak olanlar, şu korona günleri bitsinde normale dönelim beklentisinde olan, benim uzak ve yalnız ülkemin bi'çare insanlarına; "merak etmeyin, bakın normale döndük!" müjdecisidir.

 

Ülkemizin ekonomisi, siyaseti, sporu ve içine katacağınız diğer tüm oluşumlarının hepsinin ruh halinin tek bir ismi var "Arabesk".

 

Bizden neden sistem adamı olmaz? Sorunun net cevabı bu dur işte; "Arabesk"

 

Hayatımızın her alanında yaşadıklarımıza dikkatlice bakarsanız, seyredenlerin aklında bir film sahnesi canlanacaktır.

 

Büyük usta Ertem Eğilmez'in hasta yatağından, gelen görüntüleri izleyip, ekibini yönlendirerek çektiği, absürt komedi senaryosu Gani Müjde'ye, film müzikleri Aysel Gürel ve Attila Özdemiroğlu'na ait başrollerinde Müjde Ar ve Şener Şen'in oynadığı "Arabesk" filmindeki kamyoncu, manav ve ardından bir kahvehane dolusu adamın "gösterelim anam" gelecektir.

 

Her gelenin bi'şekilde gösterdiği ve gösterdiği yollarda düşe kalka ilerlediğimiz futbolumuzda, son yaşananlara şöyle bir bakınca "bizden adam olmaz" cümlesi ağzımızdan düşecektir.

 

Olaya sadece başkanlık makamında yaşananlardan dolayı böyle yazdığımız zannedilmesin, yaşananlara şöyle geniş perspektifden bakınca hak vereceksiniz.

 

Bu ülkede spor kültürünün oluşabilmesi için daha önce yazdıklarımızı tekrar yazmakta fayda var. Sporun içinde bulunanların kalite düzeylerini artırabilmeleri için, kişisel gelişimlerini sağlamalı, bu yönde kesinlikle profesyonel yardım almalıdırlar.

 

Bunu sadece saha içinde yer alanlar değil, yönetim koltuğunda oturanlarında yapmaları gerekmektedir.

 

Bu yaşananlar olayın birinci perdesi, ikinci perdesinde ise yine futbolun gerçeğini unutturacak yaşanananlar geliyor. Tüm dünyayı ve ülkemizi dize getiren covid-19 virüsü özellikle futbol alemini maddi ve manevi yerle yeksan edince, yastık altına  ötelediğimiz "özkaynak" sistemini bizlere tekrar hatırlatmıştı. Yastık altından çıkarıp, nerede kalmıştık bakışı ve sorusuyla olaylara tekrar göz atarken, galiba bu sefer gerçek yolu bulacağız ümitlerini gayri ihtiyari taşıyarak (çünkü bir yanımız iyi biliyordu ki! Olaylar hafif gevşesin, biz yine eskiye döneceğiz) özkaynak, yetişecek gençler umutlar, ümitler her şey yine yalan oldu. Yine transfer haberleri, yine gereksiz ego patlaması ile futbol basınına "ne verirlerse iki katı" haberi düştü.

 

Sezonun en gözde kulübü Sivasspor'un parlayan yıldızı Mert Hakan Yandaş'ın Fenerbahçe ve Galatasaray'ı birbirine düşürmesi, düşürmesinden öte işin içine giren ego ile beraber, olayın basına yansıyan yüzünde okuduğumuz satırlar; Emre Belözoğlu, Mert Hakan Yandaş'ı arar ve "Galatasaray ne veriyorsa iki katı" der… Sarı kırmızılılar 3 yılda 30 milyon TL vermeyi kabul ettiği Mert Hakan'a, yılda 12 milyon TL'den 3 yıl 36 milyon TL ayrıca yılda 8 milyon TL'den üç yılda tamamlanmak üzere 24 milyon TL imza parası…

 

Mert Hakan'ın "Abi ben Galatasaraylıyım. Babamın vasiyeti var" sözlerine Emre, "Bende Galatasaray'da doğdum, büyüdüm Emre oldum. Ancak şimdi Fenerbahçeli Emre'yim" cevabını verir.

 

Ve tabiki ego savaşları başlamıştır, taze düşmüş medya haberinden iki satır;

Galatasaray'dan savaş ilanı!

"Fenerbahçe kimi istiyorsa teklif yapın…"

 

Bir yanda ayda brüt "2.943 TL" net "2.324,70 TL" asgari ücret ile geçinmeye çalışan ülke insanı, birde üstüne üstlük korona dönemiyle işinden olan, çalışamayan işçiler, kapalı duran dükkanlarının tüm giderleri ile dibi gören esnaf (kapıda kredi vereyim, seni kendime daha çok borçlandırayım mantığıyla hareket eden, düşük faizli bankalar) diğer yanda tek başına isminin yanına toplamda 60 milyon TL yazılan futbolcu ve her şeyi uzaktan ortalama 2.000 TL vererek aldığı, kullanmadığı zamanlar arka cebinde taşıdığı "akıllı telefonundan" takip etme bonkörlüğündeki yurdum insanı…

 

Tepeden, tırnağa "Arabesk" kokan hareketler…

 

Yaşananları olayın özüne yakışır adeta birbirini takip eden sözlerle özetlemek geldi içimden;

 

"Neden saçların beyazlamış arkadaş" (Adnan Şenses)

 

"Hatasız kul olmaz" (Orhan Gencebay)

 

"Tanrı istemezse" (Müslüm Gürses)

"Günaha girme" (Ferdi Tayfur)

 

Tabiki bize yakışır, tüm umursamazlığımıza gelsin;

 

"Mutlu ol yeter!"  (İbrahim Tatlıses)

Bu yazı toplam 1176 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar